Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı? Maden, doğa, çevre

 Resimler yazının sonunda

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Araştırmacı yazar / www.esrefatabey.com

26.05.2020

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. Madencilik faaliyetlerinde yapılanların sonuçları görüldüğünde, şu soruyu sormamıza neden olmakta. Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı?

Örneğin Kemaliye’nin (Eğin) bazı köylerinde geçtiğimiz yıldan bu yana altın madeni sondajları sürdürüldüğü biliniyor; altın ocağı açıldığında, doğa ve dağcılık, su sporları ve turizm merkezi, doğa harikası Kemaliye’ye zararı olmayacak mı; Kemaliye’ye hayat veren Kadıgöl kaynağı, geçim kaynağı dut ve cevizi, tarihi ve kültürel dokusu zarar görmeyecek mi? [1]

Fethiye, Ölüdeniz, Kayaköy çevresinde jeotermal sondaj için geçtiğimiz aylarda izin verilmişti; tepkiler üzerine vazgeçildi. Diyelim ki yüksek derece sıcak su bulundu; Dünya’nın gözdesi, turizm merkezi ve antik kent olan, özel çevre koruma bölgesindeki buraya jeotermal santral kuralacak mıydı? [2]

Muğla şehir merkezindeki Karabağlar Mevki’ine geçtiğimiz yıl kömür sondajı yapıldı; sonra tepkiler üzerine vazgeçildi. Kömürü çıkarmak için en az 500 m genişliğinde devasa bir çukur açılacaktı; bu durumda Muğla şehir merkezinin bir bölümünü ortadan kaldıracak mıydı? [3]

Muğla-Dalaman Ovası’nın kuzey bölümündeki birinci sınıf tarım arazileri DSİ tarafından 1999-2003 yıllarında kamulaştırılarak Akköprü Barajı kil dolgu malzemesi için toprağı alınıp, geride devasa su dolu çukurlar bırakıldı. Bunun gibi tarım topraklarını yok etmeye devam mı edeceğiz? [4, 5]

Kastamonu-Küre ilçe merkezi hemen yanında bakır ocağı bulunmakta; şehrin altında da bakır cevheri olduğu belirtiliyor; 2008 yılında maden pasalarının evlerin üzerine doğru geldiğini görmüştüm; Küre’nin başka yere kaldırılacağı söyleniyordu; maden uğruna şehir başka yere taşındı mı, bilmiyorum.

Mermer uğruna Torosların sedir ormanlarını yok etmeye devam mı edeceğiz? Altın uğruna akciğerimiz, oksijen depomuz, doğa koruma bölgesi olan Kaz Dağları’nı [6], yeşilin, doğanın büyüleyici zenginliği olan Artvin-Cerattepe çevresindeki ormanları, Ordu-Fatsa’da güzelim kestane bal ormanlarını yok mu edeceğiz? Buna benzer örnekler daha da arttırılabilir.

Zaten su fakiri olma yolunda ilerleyen Ülkemizin yer altı su kaynaklarını çevreye duyarlı olmayan bazı madencilik faaliyetleriyle kirleterek, tarımsal faaliyetler için gerekli olan, kıt yer altı sularımızı devasa maden işletmelerine mi tahsis edeceğiz? Daha ne kadar süreyle toprağı, suyu, doğayı, havayı kirletmeye devam edeceğiz? Her koşulda madencilik yapılması zorunlu mu? Tercihlerimiz olamaz mı? Kamu yararı ve doğa hakkı için madencilik yapılmasından vazgeçebileceğimiz yerler olamaz mı?

MADENCİLİK FAALİYETLERİ

Ülkemizin yer altı maden zenginliklerinin aranıp, bulunması için, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında kurduğu Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nde (1985 yılından sonra Genel Müdürlüğe dönüştürüldü) 35 yıl süreyle çalıştım. Bunun 21 yılı, Ülkemizin dağlarında, vadilerinde, tepelerinde, köylerinde, açık arazilerde jeolojik haritalama/etütler yapmakla geçti.

Bu çalışmalarım sırasında, Türkiye’nin hemen her yerinde madencilik faaliyetleriyle ilgili gözlemlerim oldu. Gördüğüm manzara; mermer ve taşocağı adına oyulmuş tepe yamaçları, Torosların yok edilmiş sedir ormanları, madencilik adına açılmış ve terk edilmiş devasa su dolu çukurlar, derelere, ırmaklara, vadilere doldurulmuş maden pasaları ve atık çamurları, yok edilen ormanlar, madenden kaynaklı asidik sularla kurumuş meyve ağaçları ve sebze bahçeleri. Madencilik faaliyetlerinde, ‘’çevrenin ve doğanın korunacağı, cevher alındıktan sonra arazi eski haline getirilecek ve ağaçlandırılacak’’ kuralına rağmen, uygulanmadığına tanık oldum [7, 8].

Bu manzarayı gördükten sonra çalışma konumun rotasını başka yöne çevirerek; jeolojinin genel konularından ‘’Jeoloji, çevre ve halk sağlığı (Tıbbi jeoloji)’’ konularını araştırmaya, jeoloji bilimi ile halk sağlığı ilişkilendirmeye karar verdim.

Bu fikirden yola çıkarak, emekli oluncaya kadar çalıştığım kurumdaki geri kalan 14 yılımda; insan eliyle yapılan (antropojenik) unsurları, özellikle madencilik faaliyetli kirlenme, asbest, eriyonit, kuvars gibi akciğer kanseri ve silikozis yapan mineral tozları ve etkileri, akciğer kanseri nedeni olan sulardaki arsenik, diş ve iskelet florozisi yapan florür etkisi, doğal radyasyon kaynakları, anemi hastalığı nedeni kadınlarda kil yeme alışkanlığı, jeotermal kaynaklar ve kaplıcalar vd. jeoloji ve sağlık konularında araştırmalara ayırdım ve hala araştırmalarıma devam etmekteyim.

ARAMADAN MUAF BÖLGELER

Ülkemizde bilinen tüm madenler MTA tarafından bulunmuştur. Arazide jeolojik haritalama yaparken askeri bölgelere girilemediğinden o alanın haritalaması yapılamazdı; maden aramalarından da muaftı. Elimizdeki topoğrafik harita üzerinde o bölge jeolojik olarak boş alan görünürdü. Hava fotoğraflarında da askeri alanların görüntüsü olmazdı. Bazen farkında olmadan askeri bölgeye ya da özel maden sahalarına inceleme için girdiğimde, ya da vatandaşların dağda biri dolaşıyor şikayeti üzerine karakola götürüldüğüm, fotoğraf makinamdaki resimlere el konulduğu, rehin alındığım çok olmuştur.

Yaşamımızda kullandığımız hemen tüm nesnelerin kökeninde madenlerin olduğunu görürüz. Bu bakımdan madenlere ihtiyaç vardır. Ancak, doğayı ve çevreyi korumak, dengeyi kurmak adına madencilik faaliyetlerinde de muaf tutulacak alanlar olmalıdır; diye düşünmeden geçemedim.

MADENCİLİK SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

Çocukluğum doğduğum yerin yakınındaki krom ocakları çevresinde geçti. Mesleğim dolayısıyla da madencilikle ilgili birçok konuda bilgi sahibi oldum; tecrübe edindim. Ancak süreç içinde bir şeyi anlayamadım.

Yerli ve yabancı sermaye işletmelerine hız verilmesine ve teşvik edilmesine, madencilik uğruna bu kadar çevre tahribatına yol açılmasına karşın, nedense madencilik sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payının artacağı yerde giderek azaldığı görülmekte.

1988 yılında Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Kamu Yönetimi uzmanlık programına devam etmiş, ‘’Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri ve Sorunları’’ diye bir tez hazırlamıştım. 1933 öncesi madencilikte yabancı payı ancak %5 dolayındaydı. 1950 yılından sonra madenler yabancı şirketlere açılmış; 1945-1960 döneminde madencilikte gerileme dönemi yaşanmıştır. Madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 1968 yılında %1,8; 1975 yılında %1,6; 1987 yılında %1,9 olmuş. 1963 yılında madenlerin %75’i kamu, %25’i özel sektör tarafından işletiliyordu [9]. Günümüzde ise madenlerin neredeyse tamamı özel sektör eliyle işletilmekte. Geldiğimiz noktada madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 2010 yılında %1,2; şimdilerde ise 10 yıl gerisine düşerek %1 dolayında olduğu belirtilmekte [10].

  1. C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporuna göre; 2019 yılı sonu itibariyle gelişmiş ülkelerde madenciliğin GSMH’da payı ABD’de %4,5; Almanya’da %4; Kanada’da %7,5; Avustralya’da %8,7; Rusya’da %14; Çin’de %13; Hindistan’da %15’dir. Türkiye zengin maden rezervine sahip olmasına karşın madenciliğin GSMH’daki payı, istatistik verilere göre, %1’ler düzeyinde kalmaktadır [10, 11]. Tüm çabalara ve doğaya müdahalelere rağmen madencilik sektörünün GSMH’daki payı bir türlü artmamaktadır. Hizmetler ve sanayi sektöründeki pay artıyor da, madencilik sektörünün payı ondan mı oran olarak azalmakta? Bir çelişki yok mu?

Özellikle altın madenciliği son yıllarda doğaya ve çevreye verdiği zararlar, siyanürle altın işletmeciliği ve yabancı işletmecilerin rolü gereği gündemi meşgul etmektedir. Özel sektör eliyle yapılan başlıca altın üretimi olmak üzere, çeşitli madenlerin üretimi için onay verilmiş iken, oranı artacağı yerde giderek neden azalmaktadır?  Bu kadar altın ocağı faaliyete geçmesine ve altın üretmesine rağmen bir türlü ekonomimize katkısı hissedilememektedir. Altın madenciliğinin refah düzeyimizdeki payı nedir anlaşılamamıştır.

MADENLERİN ÖMRÜ

Maden Mühendisleri Odası raporuna göre, çeşitli madenlerin 2010 yılı itibariyle bilinen rezervlerinin tükenme ömürleri; kömür 400 yıl; alüminyum 1027 yıl; antimon 30 yıl; krom 143 yıl; bakır 75 yıl; altın 45 yıl; indiyum 13 yıl; kurşun 42 yıl; nikel 90 yıl; fosfor 345 yıl; platin 360 yıl; gümüş 29 yıl; tantalyum 116 yıl; kalay 40 yıl; uranyum 59 yıl; çinko 46 yıl olarak hesaplanmaktadır  [12].

Günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin Türkiye’de varlığı saptanmıştır.  Ülke ekonomisinde madenciliğin önemli bir yeri olduğu söylenemez. 2019 yılı sonu itibariyle toplam arama ve işletme ruhsat sayısı 15.731. Türkiye, üretilen madensel kaynak çeşitliliği açısından, 152 ülke arasında, yaklaşık 60 maden türünde yapılan üretim baz alındığında, 10. sırada yer almakta; ancak üretici ülkelerin dünya pazarı içi payları sıralamasında %0.16 oranı ile 52. sırada olduğu belirtilmekte [10, 11, 13].

Altın madenciliğine gelince, işletilebilir altın rezervimiz metal bazında toplam 1.000 ton. Türkiye altın potansiyelinin 6.000-7.000 ton olduğu tahmin edilmektedir [10, 13]. Bilinen rezerv ömrü de 45 yıl hesaplanmış. Kangal-Pınargözü-Bakırtepe’de olduğu gibi bazı altın madeni işletmeleri 5, bazıları da 10 yıl arasında ömrünü tamamlamakta.

MADENCİLİK VE ÇEVRE

Madenciliğin neden olduğu çevre kirlenmesi katı sıvı ve gaz olmak üzere üç gruptur. Tozlar havaya dağılarak, çeşitli hastalıklara yol açar. Kükürt dioksit gazı çevreye yayılırsa çevredeki canlıları tahrip ederek doğal dengeyi bozar.

Fiziksel ve kimyasal yolla olan hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin bozulması, gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel ve nitel bozulmasıdır. Cevhere ulaşmak için kazılan örtü ve faydalı mineral içermeyen altere zonların büyük hacimlerde depolanması, cevher zenginleştirme işlemlerinden itibaren oluşan ince taneli atıkların depolanması işlemi, hem arazi kaybına nedendir; hem de uzun süreli kontrol gereksiniminden dolayı su ve toprak kirliliğine nedendir.

Atık havuzundaki atık çamuru ve pasalar dereye deşarj olur ve suları ve toprağı kirletir. Altın madenciliğinde kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, yer altı suyu, toprak ve havaya yayılması, dolayısıyla canlı varlığı ve insan sağlığını tehdit edecektir.

Ülkemizde metalik ve endüstriyel hammadde maden işletmeleri oldukça fazladır. İzmir-Bergama-Ovacık, Balıkesir-Havran, Gümüşhane-Mastra, Manisa-Salihli-Sart, Erzincan-İliç, Eskişehir-Sivrihisar, Kayseri-Kocasinan, Kayseri-Himmetdede, Ordu-Fatsa-Altıntepe, Uşak-Eşme-Kışladağ, Sivas-Kangal-Pınargözü’nde altın üretimi yapılmaktadır [10,13]. Kütahya-Gümüşköy’de gümüş, Sivas-Divriği, Kayseri-Yahyalı-Attepesi’nde demir, Artvin-Murgul, Kastamonu-Küre, Elazığ-Maden’de bakır, Niğde-Yahyalı’da kurşun-çinko, Niğde-Ulukışla, Çanakkale-Lapseki’de kurşun, Konya-Seydişehir’de alüminyum, Tokat-Turhal, İzmir-Ödemiş-Ahmetler’de antimon, Muğla-Dalaman, Fethiye, Bursa-Orhaneli, Elazığ-Guleman, Hatay-Kisecik, Adana-Aladağ’da krom önemli metalik madeni işletmeleridir [7].

Kütahya-Emet ve Hisarcık, Eskişehir-Kırka, Balıkesir-Bigadiç’te bor madeni, Çanakkale-Çan, Muğla-Yatağan ve Milas, Sivas-Kangal, Kahramanmaraş-Afşin ve Elbistan, Kütahya-Seyitömer ve Tunçbilek’te açık ocak kömür işletmeciliği yapılmaktadır [7].

Açık maden ocağı işletmesi yapılan yerlerde özellikle altın ve kömür madenciliği, mermer ve taşocakları için çevre sorunları katlanarak artmaktadır. Sorunun önemli nedenleri arasında doğanın fiziki yapısının bozulması, ormanların yok edilmesi,  özellikle altın ve gümüş için siyanür ve başka kimyasalların kullanılması, suların kirletilmesi.

Dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon ton siyanür tüketilmektedir. Bunun %18’i (270.000 ton) madencilik sektöründe kullanılmakta. Dünyadaki altın üretiminin %85’i de siyanürlü yöntem ile yapılmakta [10, 11, 13, 14, 15]; Türkiye’de işletilen altın madenciliğinde de siyanür kullanıldığı bilinmektedir. Kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, doğaya, yer altı suyuna, toprağa, canlılara zararları bilinmektedir.

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

Bütün zararlı etkilere rağmen; örneğin Kemaliye, Artvin, Kaz Dağları, Fatsa gibi yerlerde altın madenciliği, Fethiye-Ölüdeniz-Kayaköy’de jeotermal sondajı, Muğla şehir merkezinde kömür sondajı yapılmasına izin verilmesi gibi benzeri kararlar alınacak mı?  Kendine has özelliği ve koruma bölgesi olan birçok yerde madencilik mutlaka yapılmalı mı?

Madenciliği diğer sektörlerden ayıran özelliklerden bazıları şunlardır:

  • Üretildiğinde yerine konulamayan tükenen varlıklardır.
  • Yer seçim şansı yoktur; bulunduğu yerde işletilmesi zorunludur.
  • Genellikle kırsal kesimlerde yapıldığından göçü önler.
  • Madencilik yapılan bölgeler daha hızlı kalkınır.
  • Ekonomik kalkınma için madenlerin üretilmesi gereklidir.

Peki, şimdiye kadar gördüğümüz ve bildiğimiz kadarıyla; maden ocakları çevresindeki köylerdeki göç önlenmiş midir? Anadolu’nun birçok yerinde madencilik faaliyeti dolayısıyla sayısız köy yerinden kaldırılmadı mı?  Madencilik yapılan bölgeler hızla kalkındı mı? Anadolu’nun hemen her yerinde maden ocakları bulunmakta. Madenin bulunduğu yöredeki köylüler işe alınmış olsaydı, şehirlere göç hala devam eder miydi? Madencilik sektörü ekonomik kalkınmaya beklenen katkıyı sağladı mı?

Çevre faktörü göz ardı edilerek madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün değildir. Madenciliğin çevreye etkileri yadsınamaz. Ancak, madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ve yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması sağlansa bile, yine de her koşulda her yerde madencilik yapılacak mı?

Bu gibi yerlerde madencilik yapılmasına karar verilirken fizibilite etütleri, turizm, doğa varlıkları, koruma kriterleri, havaya, toprağa, suya, canlı ve insan sağlığına etkileri, kamu yararı dikkate alınıyor mu?

Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır:

  • Doğanın mutlaka korunması,
  • Kamu yararının önceliği,
  • Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi.

Bu üç koşul sağlansa bile, her yerde her koşulda madencilik yapılmasına izin verilecek mi?

  • Maden yakınında yaşayan insanların kullandığı su kaynaklarının kaybolmasından ya da azalmasından,
  • Maden atıklarının alıcı ortama salınması sonucunda suyunun ve toprağının kirlenmesinden,
  • Yakın ya da uzak çevresinde zaman zaman örneğini gördüğü ilkel ve vahşi madencilik benzeri uygulamalar ile oluşacak tozdan tarım ürünlerinin verimsizleşmesinden,
  • Sorumsuzca yapılan patlatmaların gürültü ve sarsıntısından kendilerinin ve hayvanlarının rahatsız olmalarından,
  • Maden sahası nedeniyle yollarının, derelerinin ve otlaklarının kullanılamamasından,
  • Tarım arazilerinin kamulaştırılarak ellerinden alınmasından, işsiz kalmalarından, göçe zorlanmalarından,
  • Siyanürle altın işletmelerinden sıkıntı duymalarına rağmen madencilik faaliyetlerine her koşulda devam edilecek mi?

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. 26.05.2020-eşref atabey

Kaynaklar

[1] Eşref Atabey. 2019. Gözaydın (Bizmişen) köyü demir madeni ile Ağıl-Dilli-

Harmankaya köyleri altın madeni çevre ve insan sağlığı için tehlike oluşturuyor mu? Kemaliye Eğin’e Hasret Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 29, Ekim 2019, sayfa 1 ve 7.( http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=385&action=edit).

[2] Eşref Atabey. 2020. Fethiye, Ölüdeniz ve Kayaköy’de jeotermal sondaja izin.

(http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=371&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/fethiye-oludeniz-ve-kayakoyde-jeotermal-sondaja-izin/).

[3] Eşref Atabey. 2019. Muğla Karabağlar yaylası ve Düğerek’te başlatılan kömür arama sondajı

hakkında.http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=982&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-karabaglar-yaylasi-ve-dugerekte-baslatilan-komur-arama-sondaji-hakkinda/

[4] Jeoloji Mühendisleri Odası. 2003. Dalaman (Muğla) Akköprü barajı kil dolgu

malzemesi için alınan verimli tarım toprakları hakkında jeolojik ön rapor. Ankara.

[5] Eşref Atabey. 2015. Muğla ili Dalaman ilçesi, Atakent mahallesi 117 ada, 137 parsel,

dokuzlar caddesi üzeri, Muğla Büyükşehir Belediyesi hafriyat, yıkıntı ve inşaat atığı depolama alanı (http://www.esrefatabey.com/wpadmin/post.php?post=952&action=edit).

[6] Eşref Atabey. 2019. Kaz Dağları Ve Kirazlı Altın Madeni. Bilim ve Gelecek Dergisi,

Ekim 2019, Sayı: 188, Sayfa: 80-85.

[7] Eşref Atabey. 2009.Türkiye’de İnsan Kaynaklı (Antropojenik) Unsurlar Ve Çevresel

Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-7. Ankara.

[8] Eşref Atabey. 2018. Suyun Hikayesi. 615s.Asi kitap. İstanbul.

[9] Eşref Atabey. 1989. Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri Ve

Sorunları. TODAİE Kamu Yönetimi Lisans Üstü Uzmanlık Tezi. 110s. Ankara.

[10] https://www.tmder.org.tr/uploads/2019_07_16_ETKB_MAPEG_Sunulan Rapor.pdf

[11] http://www.mapeg.gov.tr/maden_istatistik.aspx

[12] httpwww.maden.org.trresimlereklerf9dc5dd6afc6c84_ek.pdf

[13]  https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/maden-serisi/Altin.pdf

[14] Eşref Atabey ve M.Karadeniz.2019. Altın madenciliğinde siyanürü anlamak

(https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/altin-madenciliginde-kullanilan-siyanuru-anlamak).

[15] Mehmet Karadeniz. 2015. Altın: Bir Yılan Hikayesi. 640s. Cinius yayınları, İstanbul.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir