Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı? Maden, doğa, çevre

 Resimler yazının sonunda

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Araştırmacı yazar / www.esrefatabey.com

26.05.2020

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. Madencilik faaliyetlerinde yapılanların sonuçları görüldüğünde, şu soruyu sormamıza neden olmakta. Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı?

Örneğin Kemaliye’nin (Eğin) bazı köylerinde geçtiğimiz yıldan bu yana altın madeni sondajları sürdürüldüğü biliniyor; altın ocağı açıldığında, doğa ve dağcılık, su sporları ve turizm merkezi, doğa harikası Kemaliye’ye zararı olmayacak mı; Kemaliye’ye hayat veren Kadıgöl kaynağı, geçim kaynağı dut ve cevizi, tarihi ve kültürel dokusu zarar görmeyecek mi? [1]

Fethiye, Ölüdeniz, Kayaköy çevresinde jeotermal sondaj için geçtiğimiz aylarda izin verilmişti; tepkiler üzerine vazgeçildi. Diyelim ki yüksek derece sıcak su bulundu; Dünya’nın gözdesi, turizm merkezi ve antik kent olan, özel çevre koruma bölgesindeki buraya jeotermal santral kuralacak mıydı? [2]

Muğla şehir merkezindeki Karabağlar Mevki’ine geçtiğimiz yıl kömür sondajı yapıldı; sonra tepkiler üzerine vazgeçildi. Kömürü çıkarmak için en az 500 m genişliğinde devasa bir çukur açılacaktı; bu durumda Muğla şehir merkezinin bir bölümünü ortadan kaldıracak mıydı? [3]

Muğla-Dalaman Ovası’nın kuzey bölümündeki birinci sınıf tarım arazileri DSİ tarafından 1999-2003 yıllarında kamulaştırılarak Akköprü Barajı kil dolgu malzemesi için toprağı alınıp, geride devasa su dolu çukurlar bırakıldı. Bunun gibi tarım topraklarını yok etmeye devam mı edeceğiz? [4, 5]

Kastamonu-Küre ilçe merkezi hemen yanında bakır ocağı bulunmakta; şehrin altında da bakır cevheri olduğu belirtiliyor; 2008 yılında maden pasalarının evlerin üzerine doğru geldiğini görmüştüm; Küre’nin başka yere kaldırılacağı söyleniyordu; maden uğruna şehir başka yere taşındı mı, bilmiyorum.

Mermer uğruna Torosların sedir ormanlarını yok etmeye devam mı edeceğiz? Altın uğruna akciğerimiz, oksijen depomuz, doğa koruma bölgesi olan Kaz Dağları’nı [6], yeşilin, doğanın büyüleyici zenginliği olan Artvin-Cerattepe çevresindeki ormanları, Ordu-Fatsa’da güzelim kestane bal ormanlarını yok mu edeceğiz? Buna benzer örnekler daha da arttırılabilir.

Zaten su fakiri olma yolunda ilerleyen Ülkemizin yer altı su kaynaklarını çevreye duyarlı olmayan bazı madencilik faaliyetleriyle kirleterek, tarımsal faaliyetler için gerekli olan, kıt yer altı sularımızı devasa maden işletmelerine mi tahsis edeceğiz? Daha ne kadar süreyle toprağı, suyu, doğayı, havayı kirletmeye devam edeceğiz? Her koşulda madencilik yapılması zorunlu mu? Tercihlerimiz olamaz mı? Kamu yararı ve doğa hakkı için madencilik yapılmasından vazgeçebileceğimiz yerler olamaz mı?

MADENCİLİK FAALİYETLERİ

Ülkemizin yer altı maden zenginliklerinin aranıp, bulunması için, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında kurduğu Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nde (1985 yılından sonra Genel Müdürlüğe dönüştürüldü) 35 yıl süreyle çalıştım. Bunun 21 yılı, Ülkemizin dağlarında, vadilerinde, tepelerinde, köylerinde, açık arazilerde jeolojik haritalama/etütler yapmakla geçti.

Bu çalışmalarım sırasında, Türkiye’nin hemen her yerinde madencilik faaliyetleriyle ilgili gözlemlerim oldu. Gördüğüm manzara; mermer ve taşocağı adına oyulmuş tepe yamaçları, Torosların yok edilmiş sedir ormanları, madencilik adına açılmış ve terk edilmiş devasa su dolu çukurlar, derelere, ırmaklara, vadilere doldurulmuş maden pasaları ve atık çamurları, yok edilen ormanlar, madenden kaynaklı asidik sularla kurumuş meyve ağaçları ve sebze bahçeleri. Madencilik faaliyetlerinde, ‘’çevrenin ve doğanın korunacağı, cevher alındıktan sonra arazi eski haline getirilecek ve ağaçlandırılacak’’ kuralına rağmen, uygulanmadığına tanık oldum [7, 8].

Bu manzarayı gördükten sonra çalışma konumun rotasını başka yöne çevirerek; jeolojinin genel konularından ‘’Jeoloji, çevre ve halk sağlığı (Tıbbi jeoloji)’’ konularını araştırmaya, jeoloji bilimi ile halk sağlığı ilişkilendirmeye karar verdim.

Bu fikirden yola çıkarak, emekli oluncaya kadar çalıştığım kurumdaki geri kalan 14 yılımda; insan eliyle yapılan (antropojenik) unsurları, özellikle madencilik faaliyetli kirlenme, asbest, eriyonit, kuvars gibi akciğer kanseri ve silikozis yapan mineral tozları ve etkileri, akciğer kanseri nedeni olan sulardaki arsenik, diş ve iskelet florozisi yapan florür etkisi, doğal radyasyon kaynakları, anemi hastalığı nedeni kadınlarda kil yeme alışkanlığı, jeotermal kaynaklar ve kaplıcalar vd. jeoloji ve sağlık konularında araştırmalara ayırdım ve hala araştırmalarıma devam etmekteyim.

ARAMADAN MUAF BÖLGELER

Ülkemizde bilinen tüm madenler MTA tarafından bulunmuştur. Arazide jeolojik haritalama yaparken askeri bölgelere girilemediğinden o alanın haritalaması yapılamazdı; maden aramalarından da muaftı. Elimizdeki topoğrafik harita üzerinde o bölge jeolojik olarak boş alan görünürdü. Hava fotoğraflarında da askeri alanların görüntüsü olmazdı. Bazen farkında olmadan askeri bölgeye ya da özel maden sahalarına inceleme için girdiğimde, ya da vatandaşların dağda biri dolaşıyor şikayeti üzerine karakola götürüldüğüm, fotoğraf makinamdaki resimlere el konulduğu, rehin alındığım çok olmuştur.

Yaşamımızda kullandığımız hemen tüm nesnelerin kökeninde madenlerin olduğunu görürüz. Bu bakımdan madenlere ihtiyaç vardır. Ancak, doğayı ve çevreyi korumak, dengeyi kurmak adına madencilik faaliyetlerinde de muaf tutulacak alanlar olmalıdır; diye düşünmeden geçemedim.

MADENCİLİK SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

Çocukluğum doğduğum yerin yakınındaki krom ocakları çevresinde geçti. Mesleğim dolayısıyla da madencilikle ilgili birçok konuda bilgi sahibi oldum; tecrübe edindim. Ancak süreç içinde bir şeyi anlayamadım.

Yerli ve yabancı sermaye işletmelerine hız verilmesine ve teşvik edilmesine, madencilik uğruna bu kadar çevre tahribatına yol açılmasına karşın, nedense madencilik sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payının artacağı yerde giderek azaldığı görülmekte.

1988 yılında Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Kamu Yönetimi uzmanlık programına devam etmiş, ‘’Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri ve Sorunları’’ diye bir tez hazırlamıştım. 1933 öncesi madencilikte yabancı payı ancak %5 dolayındaydı. 1950 yılından sonra madenler yabancı şirketlere açılmış; 1945-1960 döneminde madencilikte gerileme dönemi yaşanmıştır. Madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 1968 yılında %1,8; 1975 yılında %1,6; 1987 yılında %1,9 olmuş. 1963 yılında madenlerin %75’i kamu, %25’i özel sektör tarafından işletiliyordu [9]. Günümüzde ise madenlerin neredeyse tamamı özel sektör eliyle işletilmekte. Geldiğimiz noktada madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 2010 yılında %1,2; şimdilerde ise 10 yıl gerisine düşerek %1 dolayında olduğu belirtilmekte [10].

  1. C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporuna göre; 2019 yılı sonu itibariyle gelişmiş ülkelerde madenciliğin GSMH’da payı ABD’de %4,5; Almanya’da %4; Kanada’da %7,5; Avustralya’da %8,7; Rusya’da %14; Çin’de %13; Hindistan’da %15’dir. Türkiye zengin maden rezervine sahip olmasına karşın madenciliğin GSMH’daki payı, istatistik verilere göre, %1’ler düzeyinde kalmaktadır [10, 11]. Tüm çabalara ve doğaya müdahalelere rağmen madencilik sektörünün GSMH’daki payı bir türlü artmamaktadır. Hizmetler ve sanayi sektöründeki pay artıyor da, madencilik sektörünün payı ondan mı oran olarak azalmakta? Bir çelişki yok mu?

Özellikle altın madenciliği son yıllarda doğaya ve çevreye verdiği zararlar, siyanürle altın işletmeciliği ve yabancı işletmecilerin rolü gereği gündemi meşgul etmektedir. Özel sektör eliyle yapılan başlıca altın üretimi olmak üzere, çeşitli madenlerin üretimi için onay verilmiş iken, oranı artacağı yerde giderek neden azalmaktadır?  Bu kadar altın ocağı faaliyete geçmesine ve altın üretmesine rağmen bir türlü ekonomimize katkısı hissedilememektedir. Altın madenciliğinin refah düzeyimizdeki payı nedir anlaşılamamıştır.

MADENLERİN ÖMRÜ

Maden Mühendisleri Odası raporuna göre, çeşitli madenlerin 2010 yılı itibariyle bilinen rezervlerinin tükenme ömürleri; kömür 400 yıl; alüminyum 1027 yıl; antimon 30 yıl; krom 143 yıl; bakır 75 yıl; altın 45 yıl; indiyum 13 yıl; kurşun 42 yıl; nikel 90 yıl; fosfor 345 yıl; platin 360 yıl; gümüş 29 yıl; tantalyum 116 yıl; kalay 40 yıl; uranyum 59 yıl; çinko 46 yıl olarak hesaplanmaktadır  [12].

Günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin Türkiye’de varlığı saptanmıştır.  Ülke ekonomisinde madenciliğin önemli bir yeri olduğu söylenemez. 2019 yılı sonu itibariyle toplam arama ve işletme ruhsat sayısı 15.731. Türkiye, üretilen madensel kaynak çeşitliliği açısından, 152 ülke arasında, yaklaşık 60 maden türünde yapılan üretim baz alındığında, 10. sırada yer almakta; ancak üretici ülkelerin dünya pazarı içi payları sıralamasında %0.16 oranı ile 52. sırada olduğu belirtilmekte [10, 11, 13].

Altın madenciliğine gelince, işletilebilir altın rezervimiz metal bazında toplam 1.000 ton. Türkiye altın potansiyelinin 6.000-7.000 ton olduğu tahmin edilmektedir [10, 13]. Bilinen rezerv ömrü de 45 yıl hesaplanmış. Kangal-Pınargözü-Bakırtepe’de olduğu gibi bazı altın madeni işletmeleri 5, bazıları da 10 yıl arasında ömrünü tamamlamakta.

MADENCİLİK VE ÇEVRE

Madenciliğin neden olduğu çevre kirlenmesi katı sıvı ve gaz olmak üzere üç gruptur. Tozlar havaya dağılarak, çeşitli hastalıklara yol açar. Kükürt dioksit gazı çevreye yayılırsa çevredeki canlıları tahrip ederek doğal dengeyi bozar.

Fiziksel ve kimyasal yolla olan hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin bozulması, gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel ve nitel bozulmasıdır. Cevhere ulaşmak için kazılan örtü ve faydalı mineral içermeyen altere zonların büyük hacimlerde depolanması, cevher zenginleştirme işlemlerinden itibaren oluşan ince taneli atıkların depolanması işlemi, hem arazi kaybına nedendir; hem de uzun süreli kontrol gereksiniminden dolayı su ve toprak kirliliğine nedendir.

Atık havuzundaki atık çamuru ve pasalar dereye deşarj olur ve suları ve toprağı kirletir. Altın madenciliğinde kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, yer altı suyu, toprak ve havaya yayılması, dolayısıyla canlı varlığı ve insan sağlığını tehdit edecektir.

Ülkemizde metalik ve endüstriyel hammadde maden işletmeleri oldukça fazladır. İzmir-Bergama-Ovacık, Balıkesir-Havran, Gümüşhane-Mastra, Manisa-Salihli-Sart, Erzincan-İliç, Eskişehir-Sivrihisar, Kayseri-Kocasinan, Kayseri-Himmetdede, Ordu-Fatsa-Altıntepe, Uşak-Eşme-Kışladağ, Sivas-Kangal-Pınargözü’nde altın üretimi yapılmaktadır [10,13]. Kütahya-Gümüşköy’de gümüş, Sivas-Divriği, Kayseri-Yahyalı-Attepesi’nde demir, Artvin-Murgul, Kastamonu-Küre, Elazığ-Maden’de bakır, Niğde-Yahyalı’da kurşun-çinko, Niğde-Ulukışla, Çanakkale-Lapseki’de kurşun, Konya-Seydişehir’de alüminyum, Tokat-Turhal, İzmir-Ödemiş-Ahmetler’de antimon, Muğla-Dalaman, Fethiye, Bursa-Orhaneli, Elazığ-Guleman, Hatay-Kisecik, Adana-Aladağ’da krom önemli metalik madeni işletmeleridir [7].

Kütahya-Emet ve Hisarcık, Eskişehir-Kırka, Balıkesir-Bigadiç’te bor madeni, Çanakkale-Çan, Muğla-Yatağan ve Milas, Sivas-Kangal, Kahramanmaraş-Afşin ve Elbistan, Kütahya-Seyitömer ve Tunçbilek’te açık ocak kömür işletmeciliği yapılmaktadır [7].

Açık maden ocağı işletmesi yapılan yerlerde özellikle altın ve kömür madenciliği, mermer ve taşocakları için çevre sorunları katlanarak artmaktadır. Sorunun önemli nedenleri arasında doğanın fiziki yapısının bozulması, ormanların yok edilmesi,  özellikle altın ve gümüş için siyanür ve başka kimyasalların kullanılması, suların kirletilmesi.

Dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon ton siyanür tüketilmektedir. Bunun %18’i (270.000 ton) madencilik sektöründe kullanılmakta. Dünyadaki altın üretiminin %85’i de siyanürlü yöntem ile yapılmakta [10, 11, 13, 14, 15]; Türkiye’de işletilen altın madenciliğinde de siyanür kullanıldığı bilinmektedir. Kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, doğaya, yer altı suyuna, toprağa, canlılara zararları bilinmektedir.

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

Bütün zararlı etkilere rağmen; örneğin Kemaliye, Artvin, Kaz Dağları, Fatsa gibi yerlerde altın madenciliği, Fethiye-Ölüdeniz-Kayaköy’de jeotermal sondajı, Muğla şehir merkezinde kömür sondajı yapılmasına izin verilmesi gibi benzeri kararlar alınacak mı?  Kendine has özelliği ve koruma bölgesi olan birçok yerde madencilik mutlaka yapılmalı mı?

Madenciliği diğer sektörlerden ayıran özelliklerden bazıları şunlardır:

  • Üretildiğinde yerine konulamayan tükenen varlıklardır.
  • Yer seçim şansı yoktur; bulunduğu yerde işletilmesi zorunludur.
  • Genellikle kırsal kesimlerde yapıldığından göçü önler.
  • Madencilik yapılan bölgeler daha hızlı kalkınır.
  • Ekonomik kalkınma için madenlerin üretilmesi gereklidir.

Peki, şimdiye kadar gördüğümüz ve bildiğimiz kadarıyla; maden ocakları çevresindeki köylerdeki göç önlenmiş midir? Anadolu’nun birçok yerinde madencilik faaliyeti dolayısıyla sayısız köy yerinden kaldırılmadı mı?  Madencilik yapılan bölgeler hızla kalkındı mı? Anadolu’nun hemen her yerinde maden ocakları bulunmakta. Madenin bulunduğu yöredeki köylüler işe alınmış olsaydı, şehirlere göç hala devam eder miydi? Madencilik sektörü ekonomik kalkınmaya beklenen katkıyı sağladı mı?

Çevre faktörü göz ardı edilerek madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün değildir. Madenciliğin çevreye etkileri yadsınamaz. Ancak, madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ve yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması sağlansa bile, yine de her koşulda her yerde madencilik yapılacak mı?

Bu gibi yerlerde madencilik yapılmasına karar verilirken fizibilite etütleri, turizm, doğa varlıkları, koruma kriterleri, havaya, toprağa, suya, canlı ve insan sağlığına etkileri, kamu yararı dikkate alınıyor mu?

Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır:

  • Doğanın mutlaka korunması,
  • Kamu yararının önceliği,
  • Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi.

Bu üç koşul sağlansa bile, her yerde her koşulda madencilik yapılmasına izin verilecek mi?

  • Maden yakınında yaşayan insanların kullandığı su kaynaklarının kaybolmasından ya da azalmasından,
  • Maden atıklarının alıcı ortama salınması sonucunda suyunun ve toprağının kirlenmesinden,
  • Yakın ya da uzak çevresinde zaman zaman örneğini gördüğü ilkel ve vahşi madencilik benzeri uygulamalar ile oluşacak tozdan tarım ürünlerinin verimsizleşmesinden,
  • Sorumsuzca yapılan patlatmaların gürültü ve sarsıntısından kendilerinin ve hayvanlarının rahatsız olmalarından,
  • Maden sahası nedeniyle yollarının, derelerinin ve otlaklarının kullanılamamasından,
  • Tarım arazilerinin kamulaştırılarak ellerinden alınmasından, işsiz kalmalarından, göçe zorlanmalarından,
  • Siyanürle altın işletmelerinden sıkıntı duymalarına rağmen madencilik faaliyetlerine her koşulda devam edilecek mi?

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. 26.05.2020-eşref atabey

Kaynaklar

[1] Eşref Atabey. 2019. Gözaydın (Bizmişen) köyü demir madeni ile Ağıl-Dilli-

Harmankaya köyleri altın madeni çevre ve insan sağlığı için tehlike oluşturuyor mu? Kemaliye Eğin’e Hasret Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 29, Ekim 2019, sayfa 1 ve 7.( http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=385&action=edit).

[2] Eşref Atabey. 2020. Fethiye, Ölüdeniz ve Kayaköy’de jeotermal sondaja izin.

(http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=371&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/fethiye-oludeniz-ve-kayakoyde-jeotermal-sondaja-izin/).

[3] Eşref Atabey. 2019. Muğla Karabağlar yaylası ve Düğerek’te başlatılan kömür arama sondajı

hakkında.http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=982&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-karabaglar-yaylasi-ve-dugerekte-baslatilan-komur-arama-sondaji-hakkinda/

[4] Jeoloji Mühendisleri Odası. 2003. Dalaman (Muğla) Akköprü barajı kil dolgu

malzemesi için alınan verimli tarım toprakları hakkında jeolojik ön rapor. Ankara.

[5] Eşref Atabey. 2015. Muğla ili Dalaman ilçesi, Atakent mahallesi 117 ada, 137 parsel,

dokuzlar caddesi üzeri, Muğla Büyükşehir Belediyesi hafriyat, yıkıntı ve inşaat atığı depolama alanı (http://www.esrefatabey.com/wpadmin/post.php?post=952&action=edit).

[6] Eşref Atabey. 2019. Kaz Dağları Ve Kirazlı Altın Madeni. Bilim ve Gelecek Dergisi,

Ekim 2019, Sayı: 188, Sayfa: 80-85.

[7] Eşref Atabey. 2009.Türkiye’de İnsan Kaynaklı (Antropojenik) Unsurlar Ve Çevresel

Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-7. Ankara.

[8] Eşref Atabey. 2018. Suyun Hikayesi. 615s.Asi kitap. İstanbul.

[9] Eşref Atabey. 1989. Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri Ve

Sorunları. TODAİE Kamu Yönetimi Lisans Üstü Uzmanlık Tezi. 110s. Ankara.

[10] https://www.tmder.org.tr/uploads/2019_07_16_ETKB_MAPEG_Sunulan Rapor.pdf

[11] http://www.mapeg.gov.tr/maden_istatistik.aspx

[12] httpwww.maden.org.trresimlereklerf9dc5dd6afc6c84_ek.pdf

[13]  https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/maden-serisi/Altin.pdf

[14] Eşref Atabey ve M.Karadeniz.2019. Altın madenciliğinde siyanürü anlamak

(https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/altin-madenciliginde-kullanilan-siyanuru-anlamak).

[15] Mehmet Karadeniz. 2015. Altın: Bir Yılan Hikayesi. 640s. Cinius yayınları, İstanbul.

 

 

 

Muğla Karabağlar Yaylası Ve Düğerek’te Başlatılan Kömür Arama Sondajı Hakkında

Muğla Karabağlar Yaylası Ve Düğerek’te Başlatılan Kömür Arama Sondajı Hakkında

  1. EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / esrefatabey@gmail.com

27 Ağustos 2019 tarihinde basında yer alan haberlere göre; Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğüne, Muğla’nın Menteşe ilçesinde, Karabağlar Yaylası ve Düğerek’i içine alacak şekilde 6.626 hektar alanda kömür arama ruhsatı verildiği ve söz konusu alanda MTA’nın taşkömürü arama sondajları başlattığı belirtilmektedir.
Konuyu sağlıklı bir şekilde anlayabilmek için önce kömür nerede bulunur? Muğla Ovası’nda kömür olasılığı var mıdır? Jeolojisi ve durumuna bakalım.
Muğla Ovası’nın durumu: Muğla şehir merkezinin kurulduğu ova Kuveterner dönemi ve günümüzde son halini almış bir karstik çöküntü havzası/ovasıdır. Bu büyük çaplı karstik çöküntü alanlarına polye denir. Ovayı çevreleyen Muğla şehrinin de kısmen üzerinde kurulduğu kayalar, 3.Jeolojik zaman Mesozoik dönemi 175 ile 65 milyon yıl arası Orta Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı ve rekristalize kireçtaşı kayalarından oluşmaktadır (bakınız jeoloji haritası). Muğla polye ovası; Muğla şehir merkezinden geçen kuzeybatı-güneydoğu yönlü Muğla Fayı’nın kontrolünde, bloğun güney kanadının çökmesi sonucunda oluşmuş, kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan bir ovadır (bakınız fay haritası). Bunun anlamı şudur. Ovada yapılacak bir sondajda, derinlerde! Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı kayalarına ulaşabilir. Muğla polye ovası 13 milyon yıldan beri, Orta Miyosen-Pliyosen’den Kuvaterner döneminde de devam ederek çökmesini sürdüren bir ovadır. Dört yönden taşınan moloz, kayaç parçaları, çakıl, kum, çamur karışımı malzemeden oluşan bir alüvyon ovasıdır.

Taşkömürü ve linyit kömürü: Türkiye’nin tek taşkömürü havzası Zonguldak Havzası’dır. Türkiye’de bunun dışında Diyarbakır-Hazro ve Antalya-Kemer’de küçük taşkömürü yatağı tespit edilmiştir. Taşkömürü oluşumu Karbonifer-Permiyen dönemi 359 ile 251 milyon yıl arası yaşlı formasyonlarda bulunmuştur.
Linyit kömürü sahaları ise yaygın olup, genellikle Tersiyer Dönemi Eosen, Oligosen, Miyosen ve Pliyosen yaşında (55.8 ile 5.3 milyon yıl yaş aralığı) olan gölsel ortam havzalarında bulunur.

Muğla Karabağlar’da kömür araması: MTA tarafından Muğla Yatağan, Milas yöresindeki linyit kömürüne yönelik aramalar ve yataklar 1960’lı yıllardan başlayarak 1990’lı yıllara kadar tamamlanmış ve rezervler tespit edilmiştir. MTA’nın linyit envanterinde Muğla polye ovasında (Karabağlar’da) herhangi bir linyit tespiti ve yatağı görünmemektedir (bakınız kömür sahaları haritası). Basında yer aldığı haliyle taşkömürü arama sondajı yapıldığına ilişkin haberde bir hatalı bilgilenme olmalı.
Yukarıda belirttiğim üzere, taşkömürü oluşumu için Muğla polye ovası (Karabağlar) jeolojik olarak uygun değildir. Alüvyon kaya biriminde taşkömürü oluşmaz. Bahsedilen sondaj, linyit kömürü araması için olmalıdır.
Muğla Ovası bir karstik çöküntü alüvyon ovası olduğundan, muhtemel kömür oluşumu için uygun kaya birimi derinlerde Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı kayaları üzerinde çökelmiş Miyosen-Pliyosen yaşlı gölsel kaya biriminde olacaktır. Eğer ekonomik kömür rezervi olsaydı, MTA geçmiş yıllarda Yatağan, Milas yöresi ve bu havza dahil yaptığı çalışmalarda ortaya koymuş olmalıydı. Muğla Ovası yüzey jeolojisine bakıldığında linyit kömürü oluşumuna uygun kaya birimi bulunmamaktadır. Ovada yapılacak sondajla belki çok küçük alanda ekonomik olmayan oluşumlara/zuhurlara rastlanabilir.
-Özellikle 1970’li yıllarda MTA, Yatağan-Milas Havzası’nda kömür aramaları ve rezervleri üzerine yoğun çalışma yapmıştır. Oralarda tespit edilen linyit rezervleri, acaba Muğla Karabağlar’da eğer varsa tespit edilemedi mi?
-Karabağlarda yapılan sondaj ile ekonomik bir linyit rezervi beklenmekte midir?
-Yüzey jeolojisi, havza analizi, jeofizik yöntemler sonucunda derinde kömürün varlığı beklentisiyle mi sondaj yapılmaktadır?
-Kömür oluşumu için gölsel bataklık ortamı ovanın derinliklerinde tespit edilmiş midir?
-Yapılan sondaj, doğrudan kömürün geometrisini ortaya koyma amaçlı mıdır? Yoksa stratigrafik, istikşaf, havza analizine yönelik bir sondaj mıdır?
-Dört tarafı Jura-Kretase yaşlı kireçtaşı kayaları ile sınırlanmış, bir karstik çöküntü havzasında ne kadar rezerv beklenmektedir?
-Peki ekonomik rezerv bulundu diyelim, işletmesi nasıl olacak? Farz edelim ki 100-200 m derinde kömür tespit edildi, kömürü çıkarmak için en az 500 m çaplı ya da daha geniş bir çukur oluşacak ve sonuçta pasa dağları açığa çıkacaktır.
-Ekonomik kömür bulundu diyelim, işletmeye geçilecek mi? İşletmeye geçildiğinde bu durum Muğla Ovası’nın ortadan kaldırılması/yok edilmesi anlamına gelmez mi? Muğla şehir merkezi, Sıtkı Koçman Üniversitesi vd. yerleşkeleri kaldırılacak mı?
-Açık kömür ocaklarının çevreye, fauna ve floraya, havaya ve yer altı sularına, canlılara verdiği zararlar zaten ortada iken, bu nasıl önlenecektir?
-Muğla ilinin kuzey bölümü, Menteşe, Yatağan, Kavaklıdere, Bodrum, Milas ve Ula, su kıtlığı çeken yerlerdir. Muğla polye ovası en önemli su rezervlerinden birisidir. Kömür işletmeye geçildiğinde bu su rezervleri yok olmayacak mı?
MTA web sayfasında; ‘’Aydın-Muğla Neojen Havzaları kömür aramaları’’ projesinin yer aldığı görülmektedir. Sanırım Karabağlar-Düğerek’teki sondaj da bu proje kapsamında yapılıyor olmalı.
Farklı bir konumu ve kendine has özelliği olan Muğla polye ovası Karabağlar-Düğerek Mevkii’nde, neredeyse şehrin merkezinde MTA’nın kömür arama sondajları başlatma mantığı anlaşılamamıştır. Jeolojik, çevre, turizm, sosyo-ekonomik yönden, halk sağlığı yönünden bakıldığında uygun bulunmamaktadır.

Kaynaklar
Atabey, E. 2013. Muğla ili tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı. Muğla Belediyesi yayını-13.
MTA. 2009. Türkiye Yer Altı kaynakları (illere göre). Yerbilimleri ve Kültür Serisi-5, Ankara.
MTA. 2010. Türkiye Linyit Envanteri. Envanter Serisi-202, ISBN: 975-605-4075-76-8. Ankara.

 

Muğla ili Dalaman ilçesi, Atakent mahallesi 117 ada, 137 parsel, dokuzlar caddesi üzeri, Muğla Büyükşehir Belediyesi hafriyat, yıkıntı ve inşaat atığı depolama alanı

NOT:Söz konusu rapor 2015 yılında hazırlanmış Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı, Belediye Meclis başkanlığına, Dalaman Belediyesine, , DSİ Genel Müdürlüğüne,Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına gönderilmiştir. 2019 yılı Ekim ayında MBŞB söz konusu alandan ayrılmıştır.

MUĞLA DALAMAN İLÇESİ ATAKENT MAH. 117 ADA 137 PARSEL DOKUZLAR CAD. ÜZERİ MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ HAFRİYAT, YIKINTI VE İNŞAAT ATIĞI DEPOLAMA ALANI

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Araştırmacı yazar

ATAÇEV Derneği

KATED Derneği

Hacettepe Üniversitesi Medikal Jeoloji ve Mezotelyoma Araştırma ve Uygulama Merkezi

Asbest Söküm Uzmanı

İş Güvenliği Uzmanı

Tel: 0535 851 11 61

e-posta: esrefatabey@gmail.com

web: esrefatabey.com

30 Haziran 2015

GİRİŞ

Muğla Dalaman ilçesi Atakent Mah., Dereköy, Dokuzlar Cad. Gürköy Mevkii Dalaman Çayı ve Tersakan Çayı’nın suladığı eski alüvyon ovasıdır. Eski menderesli ve taşkın ovası çökelleriyle kaplı, merceksi yapıda çakıl, kum, silt ve kil malzemeden oluşmaktadır. Bu ova tamamen sulu tarım arazisi olup, narenciye ve her türlü tarım yapılmaktadır. Yılda 4 ürün alınabilen 1.sınıf tarım topraklarına sahiptir.  

Kamulaştırma

Dereköy, Dömbek Mevkii, Dokuzlar Cad. 125 ve 117 ve diğer ada alanlar Dalaman Akköprü Barajı kil çekirdek dolgusu için, 1999 yılı ile 2004 yılı arasında kamulaştırılmıştır. 1999 yılından itibaren kamulaştırmalara karşı bilgilendirme toplantıları, forumlar, sempozyum, seminerler yapılmış, ulusal ve yerel basında haberlere konu edilmiştir. Söz konusu alanda kil olmadığı, ancak hatalı teknik raporlar verilerek kamulaştırma kararı alındığı, 1.sınıf tarım toprağının alınmasının Anayasa’nın ilgili maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı olduğu konusu dile getirilmiştir. Kamulaştırmaya karşı davalar açılması üzerine, 2004 yılında kamulaştırma kısmen engellenmiştir. DSİ tarafından toprakları alınması planda olan Gürköy’ün kuzey alanının tarım topraklarının böylece kamulaştırılması önlenmiştir. Bu süreçte Dereköy, Dokuzlar Cad. üzerinde bulunan narenciye bahçeleri yok edilerek (Muğla kitabının 308-311 sayfaları arasındaki görüntüler ve ekler) yerleri derin çukurluklar, göletlere bırakmıştır. DSİ’nin bu alandaki ülke toprağına, çevreye ve yaşayanlara vermiş olduğu zararların boyutu çok büyük olmuştur. Şimdilerde ise bozulan alanlar tekrar tarla yapılmak için çaba sarf edildiği görülmektedir.

Toprağını/tapusunu vermeyenleri DSİ mahkemeye vermiştir. Bazı kişiler 2004 yılında DSİ’ye karşı dava açmış olup (125 ada 65 ve 67 parsel sahipleri), DSİ’nin kil amaçlı kamulaştırdığı bazı alanlarda KİL OLMADIĞI MAHKEME TARAFINDAN DA KANITLANMIŞTIR. Davalar kişilerin lehine Danıştay’ca da onanmıştır.

Akköprü Barajı; enerji, taşkın koruma ve sulama amaçlı yapılmasına karşın, sulama amacı gerçekleştirilmemiştir. Dalaman Ovası kuzey bölümü (Gürköy, Atakent Mah., Dereköy, Dokuzlar Mah.) toprakları hala tarihten beri geleneksel olan Dalaman Çayı’ndan gelen toprakta açılmış su kanalı ile sulanmaktadır. DSİ ovaya bir kanalet sistemi yapmamış, sulama sistemi kurmamıştır. DSİ tarım topraklarının bir bölümünü kamulaştırmış, diğer taraftan da tarım topraklarının sulanması için sulama sistemi kurmamış, vatandaş mağdur edilmiştir.

Kamulaştırılarak toprakları alınan ve çukurluklar oluşan 1.sınıf tarım toprakları şimdilerde de Muğla Büyükşehir Belediyesince Dalaman ilçe merkezinin katı atıklarına ev sahipliği yapmaktadır. Burası inşaat yıkıntı atığı depolama alanı adı altında her türlü katı atığın atıldığı ve gömüldüğü bir yer olmuştur.  Vatandaşın çöp konteynerlerine koyduğu çöpleri toplaması gereken, vatandaş çöp attığında ceza kesen, gelişigüzel yerlere çöp atılmamasını engelleme görevi olan Dalaman Belediyesi; Dalaman merkezindeki diğer mahallelerden topladığı çöpleri, molozları, plastikleri, araç lastikleri toplayarak Dokuzlar Cad. üzerinde olan mahalle ortasına bizzat dökmeyi uygun bulmaktadır. Şu anda Büyükşehir Belediyesi hissesinde olan yerler birer katı atık depolama alanı haline gelmiştir.

117 Ada 137 Parsel alan

Muğla Dalaman ilçesi Atakent Mah. Dokuzlar Cad.117 ada 137 parsel alan doğusunda Tersakan Çayı, kuzeyinde evler, batısında sulama kanalı, güneyinde sulama kanalı ve evlere sınırdır (Alttaki resimde görülmektedir). Sulu tarım alanları ve narenciye bahçeleri arasında bulunmaktadır. Söz konusu alandaki terkedilmiş çukur alanlar sazlık, bitki ve ağaçların, bataklık ve su kuşlarının bulunduğu yapay bir sulak alandır. Bu alan 2004 yılında narenciye bahçesi iken şimdi katı atıkların atıldığı ve gömüldüğü bir yerdir (Aşağıdaki resimlerde görülmektedir)

117 ada 137 parsel DSİ’nin kamulaştırarak Akköprü Barajı için malzeme aldığı ve terk edilen, önceki DSi mülkiyetinde şimdi ise Büyükşehir Belediyesi hissesi olan, yerleşim yerine sınır insanların yaşadığı alana sınır yere; moloz, inşaat atığı, lastik, her türlü sanayi atığı, kimyasal atıklar, plastik, araç lastikleri, asbestli kanserojen malzeme dökülmeye devam edilmektedir. Daha önce Dalaman Belediyesince her türlü atık dökülerek kirliliğe yol açılan alan, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra Büyükşehir Belediyesi kurulduktan sonra, bu alan Dalaman Belediyesince ‘’İnşaat atığı, Hafriyat Yıkıntı atığı Depolama alanı’’ olarak Büyükşehir Belediyesine bildirildiği ve Büyükşehir Belediyesince de herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan’’İnşaat atığı, Hafriyat Yıkıntı atığı Depolama alanı’’ olarak izin verildiği bilinmektedir.

 

117 ada 137 parsel alanın 2004 yılındaki durumu                             117 ada 137 parsel alanın 2014-2015 yılındaki durumu

 

117 ada 137 parsel alanın 2014-2015 yılındaki durumu

Dalaman ilçesi Atakent Mah.117 ada 137 parsel Akköprü Barajı için malzeme alınarak geride çukurlar bırakılan DSİ’nin mülkiyetinde olan 18.884,64 m2 bu alan Büyükşehir Belediyesi tarafından İNŞAAT VE YIKINTI ATIĞI, HAFRİYAT DEPOLAMA ALANI OLARAK DSİ. 21. BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNDEN İSTENDİĞİ, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 21. Bölge Müdürlüğü’nün Bilgi Edinme HAKKI Kanununa dayanarak Dr. Eşref Atabey’e vermiş olduğu 28.1.2015 tarihli 21077376-622.99-57984 sayılı yazısında ‘’Muğla Büyükşehir Başkanlığı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığının talebi üzerine yukarıda adı geçen mahallelerdeki İdaremiz mülkü taşınmazlardan toprak alınan kısımlara yürürlükteki mevzuata uygun olarak ve her türlü güvenlik önlemini almak kaydı ile üst kottaki 1 m’lik kısma nebati toprak dökülerek ve tesfiye edilmek üzere bedelsiz olarak dolgu yapılması hususunda 5216 sayılı kanunun 7. maddesi (i) bendi doğrultusunda izin verilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere dolgu izni verilen alanlar DSİ’nin özel mülkü olan taşınmazlarla ilgili olup, dolgu esnasında 3. şahıslara verilecek zararlardan ve mevzuatına uygun olmayan dolgu yapılması işleminden Büyükşehir Belediyesi sorumludur’’ denilmektedir.

Söz konusu yere moloz, inşaat atığı, lastik, HER TÜRLÜ SANAYİ ATIĞI, KİMYASAL ATIKLAR, plastik, araç lastikleri, asbestli kanserojen malzeme DÖKÜLmüş ve zaman zaman bu atıklar tesfiye edilerek, gömülmüştür. Yer altı suyu ve toprak kirliliğine yol açan bu katı atıkların DÖKÜLMEMESİ için 2 yıldan bu yana; DALAMAN BELEDİYESİ, MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, BİMER, T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI, T. C. SAĞLIK BAKANLIĞINA Dr. Eşref Atabey’in yazmış olduğu defalarca yazıya rağmen (ÇİZELGEDE GÖRÜLMEKTEDİR) hala alana araç lastikleri, plastik,  katı atık, asbestli kanserojen malzeme, Dalaman Belediyesince dökülmeye ve kirliliğe devam edilmektedir. (Son başvurudan sonra 23.6.2015 tarihinden sonra alana katı atık gelmesi şimdilik durdurulmuştur).

 

117 ada 137 parsel alanın konumu

Muğla Büyükşehir Belediyesi İle Dalaman Belediyesine Yapılan Başvuru Ve Cevaplar

BAŞVURULAR CEVABI YAZILAR

 

KURUM TARİH KURUM TARİH/SAYI
BİMER 18.4.2014 DSİ 21. Bölge Müdürlüğü-Aydın 4.6.2014/340233
Fethiye Belediye Başkanlığı 2014
Dalaman İlçe Gıda ve Tarım Müdürlüğü 7.5.2014/1246
Orman ve Su İşleri Bakanlığı IV. Bölge Müdürlüğü-Muğla        8.5.2014/96973
 

Dalaman Belediye Başkanlığına

 

21.05.2014

Dalaman Belediye Başkanlığı Yazı İşleri Müdürlüğü 13.05.2014/471
Dalaman Belediye Başkanlığı Zabıta Müdürlüğü 09.06.2014/752
Dalaman Belediyesi Başkanlığına 06.08. 2014 Dalaman Belediye Başkanlığı Yazı İşleri Müdürlüğü 14.08.2014/834
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne 06.08. 2014
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne 25.09. 2014
Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Ve Kontrol Dairesi Başkanlığına 14.10.2014
Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına 29.11.2014 Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Ve Kontrol Dairesi Başkanlığına 11.12.2014/34452
 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Müdürlüğü

 

26.12.2014

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığına 26.12.2014
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına 19.01.2015 Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı 27.1.2015/140-1092
DSİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE (Bimer başvurusu) 24.1.2015 Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 21. Bölge Müdürlüğü 28.01.2015/57973

 

BİMER 5.2.2015 Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 2.2.2015/78938836-145,08
Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 24.2.2015/78938836-145,08-2467
Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı 13.2.2015
Dalaman Kaymakamlığı

İlçe yazı İşleri Müdürlüğü

23.2.2015/1694941-492-328
BİMER 21.3.2015 Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı 7.4. 2015/659-3094
Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 3.4.2015/7893E836-145.08-4630
Ortaca (Muğla)  Cumhuriyet Başsavcılığına 20.3.2015
BİMER 6.4.2015
Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına 6.4.2015 Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı 15.6.2015/622.01-1236
Muğla Büyükşehir  Belediyesi Başkanlığına 8.6.2015
Muğla Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkanlığına 19.6.2015
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına

 

19.6.2015
DR. OSMAN GÜRÜN

Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı

 

19.6.2015
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına 22.6.2015 Muğla Büyükşehir Belediye Emlak ve İstimlak Dairesi 30.6.2015

622.03/120/9937

Dalaman Belediye Başkanlığına 22.6.2015

(İşyeri açma ruhsatı hk)

Dalaman Belediye Başkanlığına

 

22.6.2015 (e-posta) Dalaman Belediye Başkanlığına

 

1.7.2015

250/391

 

Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü

 

21.6.2015

Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığına  

 

30.6.2015

Muğla Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı 6.7.2015

622.01-1425/110210

DR. OSMAN GÜRÜN

Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı

 

 

 

30.6.2015

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına               30.6.2015

 

YÜRÜRLÜTE OLAN ÇEVREYLE İLGİLİ KANUN VE YÖNETMELİKLERE AYKIRILIK TEŞKİL EDEN MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN EYLEM VE İŞLEMLERİ

Muğla Büyükşehir Belediyesinin 117 ada 137 parsel alan hissesi olan kısmı inşaat, yıkıntı atığı depolama alanı olarak kullanması, her türlü katı atığın buraya atılması ve gömülmesi çevre, toprak ve su kirliliğine yol açmakta olup, yürürlükte olan;

  1. a) 2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU,
  2. b) 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU,
  3. c) 5216 SAYILI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KANUNU,
  4. d) MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI YÖNETMELİĞİ,
  5. e) HAFRİYAT TOPRAĞI, İNŞAAT VE YIKINTI ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ,
  6. f) ATIK YÖNETİMİ GENEL ESASLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİK,
  7. g) ATIK YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ
  8. h) MADENCİLİK FAALİYETLERİ İLE BOZULAN ARAZİLERİN DOĞAYA YENİDEN KAZANDIRILMASI YÖNETMELİĞİ,
  9. i) ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ LASTİKLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ,
  10. j) AMBALAJ ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ,
  11. k) ATIK PİL VE AKÜMÜLATÖRLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ,
  12. l) ASBESTLE ÇALIŞMALARDA SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK,
  13. m) ATIKLARIN DÜZENLİ DEPOLANMASINA DAİR YÖNETMELİK hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir.

Büyükşehir Belediye Başkanlığına, 14.10.2014, 19.01.2015, 6.4.2015 ve 8.6.2015 tarihlerinde yapmış olduğumuz başvurularımızda; ‘’Muğla Dalaman ilçesi Atakent Mah. Dokuzlar Cad. 117 ada 137 parsel DSİ’nin kamulaştırarak Akköprü Barajı için malzeme aldığı ve terk edilen, önceki DSi mülkiyetinde şimdi ise Büyükşehir Belediyesi hissesi olan, yerleşim yerine sınır insanların yaşadığı mahalleye moloz, inşaat atığı, lastik, HER TÜRLÜ SANAYİ ATIĞI, KİMYASAL ATIKLAR, plastik, araç lastikleri, asbestli kanserojen malzeme DÖKÜLMEMESİ için 2 yıldan bu yana; DALAMAN BELEDİYESİ, MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, BİMER, T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI, T. C. SAĞLIK BAKANLIĞINA yazmış olduğumuz defalarca yazıya rağmen hala alana araç lastikleri, plastik,  katı atık, asbestli kanserojen malzeme, Dalaman Belediyesince dökülmeye ve kirliliğe devam edilmektedir. (27 Mayıs 2015 tarihinde söz konusu katı atıkların ayrıntılı resmi tarafımdan çekilmiştir)’’ Alana inşaat, yıkıntı atığı dahil her türlü atık atılmaması ve alana gömülen atıkların çıkartılarak temizlenmesini talep etmiştik.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN CEVABI YAZILARI

Büyükşehir Belediyesinin 11.12.2014, 27.1.2015, 7.4.2015 ve 15.6.2015 tarihli cevabı yazıları hepsi birbirinin aynı olup (bilgisayardan önceki cevabı yazının çıktısı alınıp tarih ve sayı değiştirilmek suretiyle);

5216 sayılı Büyükşehir Kanunu Madde7: i fıkrası; ‘’Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak; gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini, hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl depolama alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek, bunların taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların ve hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak’’ hükmü yer almaktadır.

Hafriyat Toprağı İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Yönetmeliği ile Hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıkları ile doğal afet atıklarının toplanması, geçici biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve bertarafı içindeki hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları geri kazanım tesisleri ile depolama sahalarına izin vermek ve gerektiğinde bu izni iptal etmek, Büyükşehir Belediyesi sorumluluğu olmuştur.

DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nün 5.11.2014 tarih ve 688905 sayılı yazısı ile; söz konusu kil ocağı alanlarının hafriyat dökümü yapılarak rehabilite edilmesi ve tarıma yeniden kazandırılması için uygun olduğu belirtilmiştir.

Söz konusu alana Hafriyat Toprağı İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Yönetmeliğinde kayıtlı yönetmelik kapsamında belirtilen atıklar depolanacak olup, bu atıklar zehirli nitelik taşımamaktadır. Ayrıca hazırlanacak olan rehabilitasyon projesi ile alanın üstü tarım toprağı ile kaplanarak tarıma kazandırılması planlanmaktadır. Alanın bir kısmının kamu alanı olması ve rehabilitasyonda kamu yararı gözetilmiştir.

Söz konusu şikayette belirtildiği gibi alan sulak alan olmayıp, terk edilmiş eski kil ocağıdır. Alanın temelinin kil ile kaplı olması nedeniyle yağmur suları birikmekte ve alan içerisinde vektör oluşumuna neden olmaktadır. Ayrıca şikayette belirtildiği gibi rehabilitasyon amaçlı dolgu alanı içerisinde RADYOAKTİF kanserojen vb. atıklar dökülmemektedir. Bahse konu sahada görevli personeller ‘’Hafriyat Toprağı İnşaat Ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nde belirtilen atıklar dışında atık gelmesini engellemek, sahanın düzenlenmesini sağlamak için görevli olup, sahaya konulan karavan da burada çalışan işçilerin barınması, olumsuz hava koşullarından korunması ve temel ihtiyaçlarını giderilebilmesi için koyulmuştur’’ denilmektedir.

Sahaya her türlü atığı atarak toprak, su, çevre kirlenmesine yol açan Dalaman Belediyesine yazdığımız her yazıya, Dalaman belediyesinin verdiği cevabı yazısında her defasında sorumluluk Muğla Büyükşehir Belediyesindedir, diye cevap vermiştir.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN CEVABI YAZILARINDAKİ İFADELERİYLE ÇELİŞEN VE  İLGİLİ KANUN VE YÖNETMELİKLERİNE AYKIRILIK TEŞKİL EDEN HUSUSLAR

Büyükşehir Belediyesinin 11.12.2014, 27.1.2015, 7.4.2015 ve 15.6.2015 tarihli cevabı yazılarında belirttiği;

  1. a) BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 5216 sayılı KANUNA AYKIRI İŞLEM YAPMAKTADIR.

5216 sayılı Büyükşehir Kanunu Madde7: i fıkrası; ‘’…çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak…’’ gibi korumaya yönelik bir görevi sayılmış, ancak ‘’Tarım alanları oluşturmak, ya da DSİ’nin malzeme alarak tarım için kullanılamaz hale gelen çukur alanların doldurulması/ıslah edilmesi suretiyle,  tarım alanı oluşturmak’’ gibi bir görevinin sayılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLGİLİ KANUNA AYKIRI İŞLEM YAPMAKTADIR.

  1. b) HAFRİYAT TOPRAĞI, İNŞAAT VE YIKINTI ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ’ne aykırı işlem yapmıştır.

Hafriyat, yıkıntı atığı depolama alanı için Belediyenin uygun alan belirlemediği, tarım alanı, yer altı suyu ve çevre kirliliği ile insanların sağlık riski araştırılmadan mahalle içinde bir alan atık depolama alanı seçilmiştir. Çevre Koruma ve Kontrol dairesi başkanı Sayın Aylin Giray’la yaptığım telefon görüşmesinde jeolojik-hidrojeolojik etütler ile hafriyat-inşaat atığı depolama alanı belirlenmesi gerektiğini belirttiğimde, bunun için bir yasa mı var diye yanıt vermiştir. HAFRİYAT TOPRAĞI, İNŞAAT VE YIKINTI ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ madde 34 ve 35’de jeolojik, hidrojeolojik, jeoteknik etütlerin yapılacağını açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLGİLİ KANUNA AYKIRI olarak 117 ada 137 parsel alanı hafriyat, yıkıntı atığı depolama alanı ilan etmiştir.

  1. c) İlgili yönetmelikte ‘’Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarının depolanacağı sahaların en yakın yerleşim birimine olan uzaklığı 200 (iki yüz) metre olmalıdır’’ denilmesine rağmen EK-3 ve /’de görülen her türlü katı atık evlerin duvarlarına bitişik atılmıştır. Dolayısıyla MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLGİLİ yönetmelik hükmüne AYKIRI işlem yapmıştır.
  2. c) Büyükşehir Belediyesi yazısında; …depolama sahalarına izin vermek ve gerektiğinde bu izni iptal etmek…

Belediye bu izni bilimsel ve teknik temellere dayanarak, ilgili mevzuat hükümlerine göre vermesi gerekiyor. Bu alanda kirlilik oluştuğunu defalarca yazımıza rağmen Belediyenin bu alanı HAFRİYAT VE İNŞAAT ATIĞI DEPOLAMA ALANI OLARAK KULLANMASI ilgili yönetmeliğe aykırı olup, buranın inşaat, yıkıntı depolama alanı olarak kullanılması iznini İPTAL ETMESİ GEREKMEKTEDİR.

  1. d) Büyükşehir Belediyesi yazısında; …rehabilitasyon projesi ile alanın üstü tarım toprağı ile kaplanarak tarıma kazandırılması planlanmaktadır…

Yapılan işlem her türlü atık (araç lastikleri vd dahil) toprağa gömülmüş ve üzeri komşu sınırdaki tarım toprağı sıyrılarak örtülmüştür. Bir yandan tarım alanı oluşturulurken, diğer yandan işlem sırasında yanındaki tarım alanının tarıma elverişli toprak katmanı yok edilmiştir.

  1. e) Büyükşehir Belediyesi yazısında;…söz konusu alan sulak alan olmayıp, terk edilmiş eski kil ocağıdır…

Söz konusu alan bir kil madeni olarak MADEN İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDEN ruhsat alınarak işletilmemiştir. Dolayısıyla kil ocağı diye nitelendirilmemektedir. Sulak alan tanımı ‘’Çevre kanunu 2. Maddesinde açıktır. Sulak alan: Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan kalan yerleri’’ ifade etmektedir.

Her türlü çöp, moloz, hafriyat, araç lastikleri, naylonların atıldığı söz konusu alan; çevresinde ve hemen sınırında evlerin olduğu, insanların yaşadığı, kamlumbağa, yılan, kurbağa, karabatak, meke, ördek gibi kuşların bulunduğu, küçük bir sulak alan, sazlık, söğüt ağaçlarının bulunduğu, yanı başından tüm ovanın meyve ve sebze bahçelerini sulayan toprak olan su kanalının geçtiği bir alandır.

2014 Nisan ayında BİMER’e şikayet edildikten sonra Dokuzlar Cad. üzeri çöp atılan alana girişindeki moloz ve çöpler alelacele kepçe ile gölete itildi ve kısmen gölet dolduruldu. Gölette bulunan su kaplumbağaları (46 adet kaplumbağa) çöp, harfiyat, moloz altında kalarak diri diri gömüldü (Resimlerle sabittir).

UNUTULMAMALI Kİ BU GÖMÜLEN VE ATILAN ATIKLARIN SINIRINDA TÜM GÜRKÖY VE KUZEYDOĞU DALAMAN OVASINI SULAYAN SULAMA KANALI BULUNMAKTA, BU SUYLA MEYVE VE SEBZE BAHÇELERİ SULANMAKTADIR.

Maden ocağı ve madencilik tanımları ise; MADENCİLİK FAALİYETLERİ İLE BOZULAN ARAZİLERİN DOĞAYA YENİDEN KAZANDIRILMASI YÖNETMELİĞİ madde 4, ’Madencilik faaliyetleri: Maden ocağı kazı faaliyetleri, patlatma, kırma, yarma, sondaj, kuru veya sulu eleme ve öğütme gibi fiziksel işlemler veya bu işlemlere ilaveten kimyasal işlemler kullanılarak yapılan cevher hazırlama ve zenginleştirme uygulamaları sonrasında, toprak ve kayalar içindeki ekonomik değeri olan malzemeleri elde etmek amacıyla yapılan çalışmaları, Ocak: Belirli bir projeye göre yer üstü veya yer altı maden üretiminin yapıldığı yeri’’, anlamında olup,

Dolayısıyla Büyükşehir Belediyesinin ifadesinde dolgu yapılan yerler eski maden kil ocağıdır ifadesi doğru olmayıp, bu alanlar kil ocağı olarak, bir cevher işletmesi amacıyla işletilmemiştir.

  1. f) DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nün 5.11.2014 tarih ve 688905 sayılı yazısına dayanarak; söz konusu alan hiçbir jeolojik, jeoteknik, hidrojeolojik etüde tabi tutulmadan ve yetkililerce de alan incelenmeden, görülmeden yönetmeliklere aykırı olarak 117 ada 137 parsel alan inşaat, yıkıntı atığı depolama alanı ilan edilmiştir. Belediyenin yazısında maden ocağı olarak kabul edildiğine göre, bu çukur alanların doğaya yeniden kazandırma yükümlülüğü, yönetmeliğin 5.maddesine göre madeni işletene aittir. Belediye daha önce yerine getirilmeyen bir işi atık depolama bahanesiyle doldurmayı ve rehabilite etmeyi tercih etmiştir. İlgili Yönetmelikte; Doğaya yeniden kazandırma çalışmaları madencilik, kazı veya döküm çalışmaları ile eş zamanlı başlatılır, faaliyet süresince devam eder ve faaliyet alanının faaliyet sonrası kullanıma uygun hâle getirilmesini müteakip son bulur. Faaliyet alanının tümü, işletme faaliyetinin tamamlanmasından sonraki iki yıl içinde işletmeci tarafından faaliyet sonrası kullanıma uygun hâle getirilir’’ şeklinde ifade edilmektedir.
  2. g) Büyükşehir Belediyesi yazısında; …rehabilitasyon amaçlı dolgu alanı içerisine radyoaktif kanserojen vb. atıklar dökülmemektedir…

Söz konusu alanda kanserojen asbestli malzeme olduğu tarafımdan saptanmıştır (Asbestle ilgili kitabın yazarı, Kanser Dairesi Asbest Islah Çalışmaları Grubu üyesi, Kanser Dairesi Tıbbi Jeoloji kurul üyesi, Hacettepe Üniv. Tıbbi Jeoloji ve Mezotelyoma Araştırma ve Uygulama merkezi, asbest söküm uzmanı, iş güvenliği uzmanı tecrübe ve bilgilerime dayanarak iddia etmekteyim) . Bu malzemeler tesviye sırasında şu anda toprak altına gömülmüştür. Radyoaktif atık olabileceğini, bunun için inceleme yapılmasını ifade etmiştim. BU İFADEYİ HER cevabı YAZIDA ISRARLA BÜYÜK HARFLERLE YAZARAK, yoktur, zehirli atık yoktur diye ifade edilmektedir. ANCAK, ÖRNEK ALINDIĞI VE ÖLÇÜM YAPILDIĞI, ANALİZ VE ÖLÇÜM SONUÇLARINA GÖRE  SONUÇTA HERHANGİ BİR RADYOAKTİF MADDE YA DA KANSEROJEN ASBESTE RASTLAMADI HAKKINDA BİR BELGE SUNULMAMAKTADIR..DOLAYISIYLA yoktur ifadesi bir analiz, ölçüm sonucuna ve belgeye dayanmamaktadır.

  1. h) Alana her türlü araç lastiği atılması ve gömülmesi; ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ LASTİKLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ madde 8 hükmüne aykırılık teşkil etmekte Büyükşehir Belediyesi görevini yapmamaktadır.
  2. i) Alana her türlü ambalaj atıkları atılması ve gömülmesi; AMBALAJ ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ madde 5 ve 8 aykırılık teşkil etmektedir.
  3. j) Alana pil atıkları atılması ve gömülmesi; ATIK PİL VE AKÜMÜLATÖRLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ madde 5 ve 8 aykırılık teşkil etmektedir.
  4. k) Söz konusu alana yıkıntı, inşaat atığı ve her türlü katı atık atılması ve toprağa gömülmesi ‘’MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI YÖNETMELİĞİ madde 6, 7 ve 8, ATIK YÖNETİMİ GENEL ESASLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİK madde 1 ve 6, ATIK YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ madde 5, ATIKLARIN DÜZENLİ DEPOLANMASINA DAİR YÖNETMELİK madde 5 ve 6

hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir.

  1. l) Bir kısmı tarlaya dönüştürülen bu 137 parsel alan; hissedarı olan Ali Akboyun’un kullanmasına Büyükşehir Belediyesi izin vermiş olup (söz konusu alana Ali Akboyun 27 Mayıs 2015 tarihinde mısır ekmiştir-Büyükşehir Belediyesi güvenlik görevlisi Bülent Kocaöz de kendisine tarlanın tesfiye ve ekiminde, sulanmasında yardımcı olmuştur). Kamu malı olan bir alanın kişinin kullanımına tahsis edilmesi (uygulamada görülen) 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU’na aykırılık teşkil etmektedir. Kişiden herhangi bir kira bedeli alınıp alınmadığı, Kamu kaynakları kullanılarak tarlaya dönüştürme işinde masrafların Ali Akboyun’dan tahsil edilip edilmediği bilinmemektedir.

Madde 75- Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda (d) bendi; Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir. Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür.

Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz’’ ifade edilmektedir.

DOLAYISIYLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ tarlaya dönüştürdüğü alanı şahsın kullanımına izin vermesi ilgili kanuna aykırılık teşkil etmektedir.

  1. m) İlgili alana kanserojen asbestli malzeme atılması ve gömülmesi; ASBESTLE ÇALIŞMALARDA SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK madde 7, TEHLİKELİ ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ madde 8 hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir.
  2. n) Yıkıntı, inşaat ve hafriyat atığı depolama alanı yapılan alan hakkında; MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ MECLİS KARARININ OLMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN İŞLEMİNDE AYKIRILIK TEŞKİL EDEN KANUN VE YÖNETMELİKLERDEKİ İLGİLİ MADDELER

2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU

Tarih: 9.8.1983, Sayı: 18132

Madde 2: 

Sulak alan: Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan kalan yerleri,

Alıcı ortam: Hava, su, toprak ortamları ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemleri.

Madde 3:  Çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve kirliliğin önlenmesine ilişkin genel ilkeler:

  1. a) Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür.
  2. g) Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır. Kirletenin kirlenmeyi veya bozulmayı durdurmak, gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.

Madde 8:  Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.

Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.

Madde 9: 

  1. e) Sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır. Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince  eski haline getirilir.

Madde 11: 

Geri kazanım imkânı olmayan atıklar, yönetmeliklerle belirlenen uygun yöntemlerle bertaraf edilir. Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmekle yükümlüdürler. Bu hizmetten yararlanan ve/veya yararlanacaklar, sorumlu yönetimlerin yapacağı yatırım, işletme, bakım, onarım ve ıslah harcamalarına katılmakla yükümlüdür. Bu hizmetten yararlananlardan, belediye meclisince belirlenecek tarifeye göre katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti alınır. Bu fıkra uyarınca tahsil edilen ücretler, katı atıkla ilgili hizmetler dışında kullanılamaz.

Madde 28: 

Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.  Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.

Madde 30:   Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören  veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını  veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir.  Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir.

5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU

Tarih: 3.7.2005, Sayı: 25874

Madde 75- Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;

  1. d) Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir. Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür.

Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.

5216 SAYILI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KANUNU

Tarih: 10.7.2004, Sayı: 25531

Madde 7- Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:

  1. i) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak; gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini, hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl depolama alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek, bunların taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların ve hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİÇEVRE KORUMA VE KONTROL DAİRESİ BAŞKANLIĞI GÖREV, YETKİ,  ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI YÖNETMELİĞİ

Daire Başkanlığı’nın görev, yetki ve sorumlulukları

Madde 6- (1) Daire Başkanlığı’nın görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:

  1. a) 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna istinaden yürürlükte olan yönetmelikler gereğince tarafımıza verilen yetkiler, İçişleri Bakanlığının 2005/9207 sayılı İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğinde belirlenen görev, yetki ve sorumluluklar ile tabi olunan diğer mevzuat ve mevzuatın uygulamasına ilişkin Başbakanlık, ilgili Bakanlıklar ve Büyükşehir Belediye Başkanlığının genelge, talimat ve yönergeleri ile ilgili olan görevleri yürütmek,
  2. b) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin korunmasını sağlamak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine

ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak ile ilgili görev ve çalışmaları yürütmek,

  1. c) Büyükşehir sınırları içerisinde çevrenin ve çevre sağlığının korunması, geliştirilmesi ve kirliliğin önlenmesine ilişkin etüt, plan, proje ve laboratuvar çalışmaları yapmak/yaptırmak ve uygulanması ile ilgili çalışmaları yürütmek,

Madde 7- (1) Atık Yönetimi Şube Müdürlüğü’nün Görevleri Şunlardır:

  1. a) 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanununda belirlenen görev, yetki ve sorumluluklar, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna istinaden yürürlükte olan yönetmelikler gereğince tarafımıza tevdi edilen görev ve yetkiler ile tabi olunan diğer mevzuatı uygulamak,
  2. b) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek,
  3. c) Yürürlükteki mevzuatta belirlenen görev ve sorumlulukların gerektirdiği konularda koordinasyonu sağlamak, gerektiğinde İlçe Belediyeleri, yetkilendirilmiş kurum/kuruluş, lisanslı firmalar ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlar ile sözleşmeler ve/veya protokoller yapmak/yaptırmak, bilgilendirici eğitim faaliyetleri yapmak/yaptırmak, düzenlenen etkinlik, eğitim ve organizasyonlara katılım sağlamak,
  4. d) İlçe Belediyeleri ile koordineli bir şekilde, atık yağların toplama lisansı almış geri kazanım tesisleriyle veya geçici depolama izni verilen toplayıcılarla toplanmasını sağlamak,
  5. e) Atık pil ve akümülatörlerin belediye katı atık düzenli depolama alanlarında evsel atıklarla birlikte bertarafına izin vermemek,
  6. f) Ömrünü tamamlamış lastiklerin belediye katı atık depolama tesislerine kabul etmemekle,
  7. g) Ambalaj atıklarının düzenli depolama sahalarına kabul edilmemesi için gerekli önlemleri almak,

(2) Hafriyat ve Denetim Şube Müdürlüğü’nün Görevleri Şunlardır:

  1. a) Hafriyat Toprağı ve İnşaat/Yıkıntı Atıklarının yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirerek bu amaçla, tesisler kurulmasını ve işletilmesini sağlamak. Kurulan/kurdurulan tesisleri ve depolama alanlarını ruhsatlandırmak, gerektiğinde ruhsat iptali yapmak,
  2. b) Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atığı taşıyan araçlara Hafriyat Toprağı ve İnşaat/Yıkıntı Atığı Taşıma İzin Belgesi düzenlemek ve denetlemek,
  3. c) İzinli/izinsiz döküm yapılan alanları kontrol etmek, uygunsuzluk tespiti halinde kişi, kurum veya kuruluşlar hakkında yetki çerçevesinde gerekli yasal ve idari işlemleri uygulamak,

(3) Çevre Yönetimi Şube Müdürlüğü’nün Görevleri Şunlardır:

  1. a) 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanununda belirlenen görev, yetki ve sorumluluklar, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna istinaden yürürlükte olan yönetmelikler gereğince tarafımıza verilen yetkiler ile tabi olunan diğer mevzuatı uygulamak,
  2. b) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin korunması, geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesi konularında etüt, plan, proje, inceleme, araştırma yapmak, yaptırmak, bilimsel esaslara uygunluğunu kontrol ederek uygulanmasını sağlamak,
  3. c) Çevre ve çevre sağlığının korunmasına ilişkin olarak rutin denetim ve/veya şikâyete bağlı yapılan denetimlerde, kirlenmeye sebep olan kişi, kurum veya kuruluşlar hakkında yetki çerçevesinde gerekli yasal ve idari işlemleri uygulamak, yapılan denetimlerde tespit edilen yetki dışı konularda ise yetkili kurumlara gerekli bildirimleri yapmak,

Daire Başkanı’nın görev, yetki ve sorumluluğu:

Madde 8-(1) Daire Başkanı’nın görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:

  1. a) 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5393 Sayılı Belediye Kanunu, 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve diğer ilgili kanun ve bağlı yönetmelikleri çerçevesinde, kentin doğal kaynakların ve çevrenin korunmasına, geliştirilmesine ve çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik projeler yaptırmak, projelerin uygulanmasını ve sürdürülebilirliğini sağlamak, çevre kirliliği yaratan unsurları tespit ettirmek ve gerekli önlemleri alır veya aldırmak,

ATIK YÖNETİMİ GENEL ESASLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİK

05.07.2008, Sayı: 26927

Madde 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; atıkların oluşumlarından bertaraflarına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetimlerinin sağlanmasına yönelik genel esasların belirlenmesidir.

Kirletme yasağı

Madde 6 – (1) Atıkların izin verilen tesisler dışında geri kazanılması, bertaraf edilmesi ve/veya ettirilmesi; toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, dolgu yapılması ve depolanması suretiyle çevrenin kirletilmesi yasaktır.

ATIK YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ

2 Nisan 2015, Sayı: 29314

Genel ilkeler

Madde 5 – (1) Atık yönetimine ilişkin genel ilkeler şunlardır:

ö) Atıkların toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, doğrudan dolgu yapılması ve depolanması suretiyle çevrenin kirletilmesi yasaktır.

TEHLİKELİ ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 14.03.2005, Sayı: 25755

İlkeler

Madde 5 – Atıkların yönetimine ilişkin ilkeler şunlardır;

  1. a) Her türlü atığın ithali, bu Yönetmeliğin 41 inci maddesinde belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla yasaktır,
  2. b) Atıkların kaynağında en aza indirilmesi esastır,
  3. c) Atık yönetiminin her safhasında sorumlu kişiler, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek tedbirleri alırlar,
  4. d) Atıkların yarattığı çevresel kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı atık üreticileri, taşıyıcıları, bertaraf edicileri kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar. Adı geçen sorumluların, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.
  5. e) Atıkların yönetiminden kaynaklanan her türlü çevresel zararın giderilmesi için yapılan harcamalar kirleten öderprensibine göre atıkların yönetiminden sorumlu olan gerçek ve tüzel kişiler tarafından karşılanır. Atıkların yönetiminden sorumlukişilerin çevresel zararı durdurmak, gidermek ve azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre atıkların yönetiminden sorumlu olanlardan tahsil edilir,

Madde 8 – Belediyeler, Büyükşehirlerde ise Büyükşehir Belediyeleri;

  1. a) Evlerden kaynaklanan tehlikeli atıkların yönetimine ilişkin plan ve programlarını bu yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren altı ay içinde hazırlamakla ve kurulacak sistemi öneri halinde mahalli çevre kuruluna sunmakla,
  2. b) Atık üreticileri ve bertarafçıları ile beraber veya istemesi durumunda ayrı olarak atık bertaraf tesislerini kurmak veya kurdurmakla,

HAFRİYAT TOPRAĞI, İNŞAAT VE YIKINTI ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 18. 3. 2004, Sayı: 25406

Belediyelerin görev ve yetkileri

Madde 8 — İl belediye mücavir alanı içerisinde il ve ilçe belediyeleri, büyük şehirlerde büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri dışında ise ilçe belediyeleri,

  1. a) Hafriyat toprağı, inşaat/yıkıntı atıkları ile doğal afet atıklarının toplanması, geçici biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve bertarafı ile ilgili yönetim planı hazırlamakla,
  2. b) Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları geri kazanım tesisleri sahaları ile depolama sahalarını belirlemek, kurmak/kurdurtmak ve işletmek/işlettirmekle,
  3. c) Depolama sahası yerinin seçimi, inşaatı veya işletilmesi sırasında çevre ve insan sağlığını olumsuz etkilemeyecek şekilde gerekli tedbirleri almak veya aldırtmakla,
  4. d) Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıklarının toplanması, taşınması ve bertaraf bedelini belirlemekle,
  5. e) Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları için toplama, taşıma hizmeti verecek firmaların adresleri ve telefon numaraları ile nakliye bedellerini halkın bilgileneceği şekilde ilan etmekle,
  6. f) Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıklarının toplanması, geçici biriktirilmesi, taşınması ve bertarafı faaliyetlerini denetlemekle,
  7. g) Belediye sınırları içindeki hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları geri kazanım tesisleri ile depolama sahalarına izin vermek ve gerektiğinde bu izni iptal etmekle,
  8. h) Toplanan inşaat/yıkıntı atıklarını öncelikle altyapı çalışmalarında kullanmak/kullandırmakla,

ı) Belediye sınırları içinde oluşan, toplanan, geri kazanılan ve bertaraf edilen hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarına ilişkin istatistiki bilgileri valilikler aracılığı ile yıl sonunda Bakanlığa bildirmekle,

Atıkların depolanması

Madde 34 — Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarının tekrar kullanılamaması veya geri kazanılamaması durumunda bu atıklar kontrollü olarak depolanır.

Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıkları, Yönetmelikte belirtilen idari ve teknik esaslar doğrultusunda, yalnızca projesinde belirtilen ve bu amaçla hazırlanmış/seçilmiş ve gerekli izinleri alınmış döküm sahalarında depolanabilirler.

Depolama tesisleri

Madde 35 — Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarının depolanacağı sahaların planlaması yapılırken, sahanın topografyası, jeolojisi, hidrojeolojisi, jeoteknik ve tektonik özellikleri dikkate alınır. Depolama tesislerinin, toprak işlenmesine elverişli ve üretim potansiyeli yüksek olan arazilerle, sulu tarım ve bağ-bahçe olarak kullanılan arazilerin veya sınıfı ne olursa olsun iklim özelliklerinden yararlanılarak zeytinlik, fındıklık, fıstıklık, çay ve muz bahçeleri gibi plantasyona ayrılan arazilerde kurulması yasaktır. Ayrıca bu tesislerin, içme, sulama ve kullanma suları rezervuarlarının mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında kurulmasına kesinlikle müsaade edilmez. Bu alanların dışında kalan orta mesafeli koruma alanlarında ise İl Mahalli Çevre Kurulunun onayı alınarak bu tür tesisler kurulabilir. Depolama tesisleri imar planları üzerinde işaretlenir.

Taşkın riskinin yüksek olduğu yerlerde, yağmur sularının akışını engelleyecek vadilerde veya dere yataklarında, heyelan, çığ ve erozyon bölgelerinde depolama tesislerinin kurulmasına ve işletilmesine müsaade edilmez.

Hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarının depolanacağı sahaların en yakın yerleşim birimine olan uzaklığı 200 (iki yüz), mezarlıklara olan uzaklığı ise 100 (yüz) metreden az olamaz. Aynı sahada inşaat/yıkıntı atıklarının geri kazanım tesislerinin de kurulabileceği varsayılarak buna uygun planlama yapılır.

Depolama tesislerinde, hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıklarının kabul edileceği birim, işletme binası ve kantar bulunur ve depolama sahasının etrafı tel çit ile çevrilir.

Taşocağı ve açık maden işletmeleri gibi, malzeme ve cevher alınmak suretiyle doğal zeminin bozulduğu yerlerde de izin alınmak suretiyle bu atıklar depolanabilir.

Depolanması yasak olan atıklar

Madde 39 — Hafriyat toprağı ve inşaat/yıkıntı atıkları depolama tesisleri ile geri kazanım tesislerine,

  1. a) Sıvıların ve sıvı atıkların,
  2. b) Arıtma çamurlarının,
  3. c) Parlayıcı ve patlayıcı maddelerin,
  4. d) Tıbbi atıkların,
  5. e) Hayvan kadavralarının ve gübrelerinin,
  6. f) Radyoaktif madde ve atıkların,
  7. g) Tehlikeli ve zararlı atıkların,
  8. h) Evsel katı atıkların dökülmesi ve depolanması yasaktır.

Atıkların depolanması

Madde 41 — Atıkların depolanması aşağıdaki esaslara göre yapılacaktır;

  1. a) Döküm sahasında hafriyat toprağı ile inşaat/yıkıntı atıkları birbirleri ile karıştırılmadan ayrı alanlarda depolanacaktır.

MADENCİLİK FAALİYETLERİ İLE BOZULAN ARAZİLERİN

DOĞAYA YENİDEN KAZANDIRILMASI YÖNETMELİĞİ

Tarih: 23. 1. 2010, Sayı: 27471

Tanımlar

Madde 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

  1. o) Madencilik faaliyetleri: Maden ocağı kazı faaliyetleri, patlatma, kırma, yarma, sondaj, kuru veya sulu eleme ve öğütme gibi fiziksel işlemler veya bu işlemlere ilaveten kimyasal işlemler kullanılarak yapılan cevher hazırlama ve zenginleştirme uygulamaları sonrasında, toprak ve kayalar içindeki ekonomik değeri olan malzemeleri elde etmek amacıyla yapılan çalışmaları,

ö) Ocak: Belirli bir projeye göre yer üstü veya yeraltı maden üretiminin yapıldığı yeri,

Doğaya yeniden kazandırma yükümlülüğü

Madde 5 – (1) İşletmeci tarafından çalışmalara başlanmadan önce, bozulacak doğal yapının yeniden düzenlenmesi, doğal dengenin kurulması, alanın yeniden insanların ya da diğer canlıların güvenle yararlanabileceği hâle getirilmesini sağlayacak biçimde doğaya yeniden kazandırma çalışması, söz konusu madencilik faaliyetine ilişkin ÇED sürecinde bir bütün olarak değerlendirilir ve sonuçlandırılır.

(5) Doğaya yeniden kazandırma çalışmaları madencilik, kazı veya döküm çalışmaları ile eş zamanlı başlatılır, faaliyet süresince devam eder ve faaliyet alanının faaliyet sonrası kullanıma uygun hâle getirilmesini müteakip son bulur.

(7) Faaliyet alanının tümü,  işletme faaliyetinin tamamlanmasından sonraki iki yıl içinde işletmeci tarafından faaliyet sonrası kullanıma uygun hâle getirilir.

ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ LASTİKLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 25. 11. 2006, Sayı: 26357

Belediyelerce alınacak tedbirler

Madde 8 – (1) Belediyeler;

  1. a) ÖTL’leri, belediye katı atık depolama tesislerine kabul etmemekle,
  2. b) Geçici depolama alanları için uygun yer bulunamaması durumunda, geçici depolama alanları için yer göstermekle,
  3. c) ÖTL’lerin toplanması ile ilgili olarak üreticilerin sorumluluğu ve programı dahilinde, gerektiğinde üretici ile işbirliği yaparak, ayrı toplama yapmakla, halkı bilgilendirmekle ve eğitim programları düzenlemekle,

ç) Mücavir alan içinde ÖTL üreticilerinin açık alanda ÖTL biriktirmesini önlemekle,

  1. d) Denetimlerde, ÖTL’lerin yasal olmayan yollarla taşındığının, izinsiz geçici depolandığının, lisanssız geri kazanıldığı ve bertaraf edildiğinin tespiti halinde, durumu tespit tutanağı ile il çevre ve orman müdürlüğüne bildirmekle, ilgili hususlarda gerekli tedbirleri alırlar.

AMBALAJ ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 24.08.2011, Sayı: 28035

Genel ilkeler

Madde 5 – (1) Ambalaj atıklarının yönetimine ait ilkeler aşağıda belirtilmiştir:

  1. a) Doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda üretimin sağlanması ve depolanacak atık miktarının azaltılması amacıyla ambalaj atıklarının oluşumunun önlenmesi, üretimin kaçınılmaz olduğu durumlarda ise öncelikle tekrar kullanılması, geri dönüştürülmesi, geri kazanılması ve enerji kaynağı olarak kullanılması esastır.
  2. b) Tek yönlü ambalaj kullanımının ve bunların atıklarının kontrol altına alınabilmesi amacıyla, öncelikle tekrar kullanıma uygun ambalajların tercih edilmesi esastır.
  3. c) Ambalaj atıklarının çevreye zarar verecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama verilmesi ve düzenli depolama sahalarında depolanarak bertarafı yasaktır.

ç) Ambalaj atıklarının yönetiminden sorumlu kişi veya kişiler ile kurum/kuruluşlar, bu atıkların çevre ve insan sağlığına zararlı olabilecek etkilerinin azaltılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Belediyelerin görev ve yetkileri

Madde 8 – (1) Büyükşehir belediyeleri;

  1. a) Ambalaj atıklarının düzenli depolama sahalarına kabul edilmemesi için gerekli önlemleri almakla,
  2. b) Belediyeler tarafından yürütülen çalışmalarda koordinasyonu sağlamak ve desteklemekle,
  3. c) Ambalaj atıkları yönetimi kapsamında, bu Yönetmelikle sorumluluk verilen taraflarla birlikte eğitim faaliyetleri yapmak veya katkıda bulunmakla,

görevli ve yükümlüdür.

(2) Belediyeler;

  1. a) Ambalaj atıklarını kaynağında ayrı toplamak veya toplattırmakla, bu iş için toplama ayırma tesisi kurmak/kurdurmak, işletmek/işlettirmekle ve kurduğu tesislere çevre lisansı/geçici faaliyet belgesi almak/aldırmakla,
  2. b) Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması için ambalaj atıkları yönetim planını hazırlamakla,

ATIK PİL VE AKÜMÜLATÖRLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 31.8. 2004, Sayı: 25569

Genel İlkeler

Madde-5: Atık pil ve akümülatörlerin yönetimine ilişkin ilkeler şunlardır;

  1. e) Zararlı madde içeren atık piller Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine göre bertaraf edilir.
  2. f) Atık pil ve akümülatörlerin evsel ve diğer atıklarla birlikte depolanması, alıcı ortama verilmesi ve yakılması yasaktır.
  3. g) Atık pil ve akümülatörlerin geri kazanılması esastır.
  4. h) Atık pil ve akümülatörlerin yönetimlerinin her safhasında sorumlu kişiler, çevre ve insan sağlığına zarar vermemek için gerekli tedbirlerin alınmasından sorumludur.

ı) Atık pil ve akümülatörlerin yarattığı çevresel kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı pil ve akümülatör üreticilerinin, atık pil ve akümülatör taşıyıcılarının ve bertaraf edicilerin bu faaliyetler sonucu meydana gelen zararlardan ötürü kusurları oranında tazminat sorumluluğu saklıdır.

  1. j) Pil ve akümülatör üretenler ile piyasaya sürenler, atık pil ve akümülatörlerin toplanması, taşınması ve bertarafını sağlamak ve bu amaçla yapılacak harcamaları karşılamakla yükümlüdürler.

Belediyelerin görev ve yetkileri

Madde 8- Belediyeler, Büyükşehir statüsündeki yerlerde Büyükşehir Belediyeleri;

  1. a) Atık pil ve akümülatörlerin belediye katı atık düzenli depolama alanlarında evsel atıklarla birlikte bertarafına izin vermemekle,
  2. b) Kuruluş ve işletme giderleri pil üreticileri tarafından karşılanacak geçirimsizlik koşulları sağlanmış, nemden ari ve meteorolojik şartlardan korunmuş atık pil depolama alanlarının kurulması için katı atık düzenli depolama alanlarında ücretsiz olarak yer tahsis etmekle,
  3. c) Üreticilerin şehrin muhtelif yerlerinde yapacakları atık pil ve akümülatör toplama işlemlerine yardımcı olmak ve işbirliği yapmakla,

ASBESTLE ÇALIŞMALARDA SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK

Tarih: 25.01.2013, Sayı: 28539

Söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işleri

Madde 7 – (1) İşveren, söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerine başlamadan önce, asbest içerebilecek malzeme ve yerlerini belirlemek için tesis, bina, gemi ve benzeri yapı ve sistemlerde inceleme yaparak gereken tedbirleri alır. Yıkım izni için 18/3/2004 tarihli ve 25406 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır. İşverenin çalışma yaptığı herhangi bir yapı veya ortamda asbest veya asbestli malzeme bulunduğu şüphesi varsa bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.

EVSEL VE KENTSEL ARITMA ÇAMURLARININ TOPRAKTA KULLANILMASINA

DAİR YÖNETMELİK

Tarih: 31.8. 2010, Sayı: 27661

Ham Çamur ve Stabilize Arıtma Çamurunun Kullanma Sınırlamaları ve Yasakları

             Ham çamurun kullanma yasakları

Madde 5 – (1) Ham çamurun toprakta kullanılması yasaktır.

             Stabilize arıtma çamurunun kullanma sınırlamaları ve yasakları

Madde 6 – (1) Stabilize arıtma çamurunun kullanılmasında aşağıda belirtilen sınırlama ve yasaklara uyulması zorunludur.

  1. a) Stabilize arıtma çamurunun toprakta kullanılabilmesi için EK I-B, EK I-C ve EK I-D de verilen değerlerin hiçbirinin aşılmaması şarttır.
  2. b) Stabilize arıtma çamurunun uygulanacağı toprakta ağır metal içeriği EK I-A da verilen değerleri aşamaz. Topraktaki ağır metal konsantrasyonlarından birinin dahi EK I-A da verilen sınır değerleri aşması durumunda, stabilize arıtma çamurunun toprakta kullanılması yasaktır.
  3. c) Stabilize arıtma çamurunun meyve ağaçları hariç olmak üzere toprağa temas eden ve çiğ olarak yenilen meyve ve sebze ürünlerinin yetiştirilmesi amacıyla kullanılan topraklarda kullanılması yasaktır.

ç) Stabilize arıtma çamuru kullanım miktarı belirlenirken, yer üstü/yer altı sularının, toprağın kalitesinin bozulmaması ve bitkilerin besin maddesi gereksinimleri dikkate alınır.

  1. d) Toprağın pH değeri 6 dan küçükse stabilize arıtma çamuru toprağa uygulanamaz.

ATIKLARIN DÜZENLİ DEPOLANMASINA DAİR YÖNETMELİK

Tarih: 26.3. 2010, Sayı: : 27533

Düzenli Depolama Tesisleriyle İlgili Genel Hükümler

Düzenli depolama tesislerinin sınıflandırılması

Madde 5 – (1) Düzenli depolama tesisleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

  1. a) I. sınıf düzenli depolama tesisi: Tehlikeli atıkların depolanması için gereken altyapıya sahip tesis.
  2. b) II. sınıf düzenli depolama tesisi: Belediye atıkları ile tehlikesiz atıkların depolanması için gereken altyapıya sahip tesis.
  3. c) III. sınıf düzenli depolama tesisi: İnert atıkların depolanması için gereken altyapıya sahip tesis.

Düzenli depolama tesislerinde genel olarak alınacak önlemler

Madde 6 – (1)  Depolama tesisinden kaynaklanabilecek olumsuz etkileri asgari düzeye indirmek için tesis;

  1. a) Koku ve tozların çevreye yayılmasını,
  2. b) Rüzgârın etkisiyle kâğıt, naylon torba ve ince plastik gibi atıkların yayılmasını,
  3. c) Gürültü ve trafik yoğunluğunu,

ç) Kuşlar, haşerat, böcek ve diğer hayvanların alanda üremesi ve alandaki patojenleri çevreye taşımasını,

  1. d) Havada depo gazından kaynaklanan tabakalaşma ve aerosollerin oluşumunu,
  2. e) Yangın ihtimalini

azaltacak ve tesis çevresine etkilerini önleyecek biçimde donatılır.

(2) İşletme aşamasında depolama tesisine kabul edilen atıklar, sahanın yapısal sağlamlığını bozmayacak, iç ve dış şevlerde kayma ve yıkılmalara neden olmayacak güvenlik düzeyinde depolanır. Zemin stabilitesinin geçirimsizlik tabakasına zarar vermeyecek nitelikte olması sağlanır.

(3) Atıkların depolama çalışmaları sırasında, şev stabilitesini ve araçlarla makinelerin kolayca manevra yapabilmelerini sağlamak için lot şev eğimi ve atık hücresinin şev eğimi azami 1/3 olacak şekilde yapılır. Atığı getiren araçların geçişleri drenaj sistemine zarar vermeyecek şekilde planlanır.

(4) Depolama tesisi, izinsiz girişleri engelleyecek şekilde çevre çiti ve giriş kapısı ile donatılarak emniyet altına alınır. Tesiste izinsiz atık boşaltımını engelleyecek kontrol mekanizması oluşturulur.

TOPRAK KİRLİLİĞİNİN KONTROLÜ VE NOKTASAL KAYNAKLI KİRLENMİŞ

SAHALARA DAİR YÖNETMELİK

Tarih: 8.6.2010, Sayı: 27605

İlkeler

Madde 6 – (1) Toprak kirliliğinin önlenmesi ve giderilmesine ilişkin ilkeler şunlardır:

  1. a) Toprak kirliliğinin kaynağında önlenmesi esastır.
  2. b) Her türlü atık ve artığı, toprağa zarar verecek şekilde, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde toprağa vermek, depolamak gibi faaliyetlerde bulunmak yasaktır.
  3. c) Kirli toprak temiz toprak ile karıştırılamaz.

ç) Tehlikeli maddelerin kullanıldığı, depolandığı, üretildiği faaliyetler ya da tesisler ile atıkların üretildiği, bertaraf veya geri kazanımının yapıldığı tesislerde, kaza ihtimali göz önüne alınarak, toprak kirlenmesine engel olacak tedbirler alınır.

TIBBİ ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 22.07.2005, Sayı: 25883

Genel ilkeler

Madde 5- Tıbbi atıkların yönetimine ilişkin ilkeler şunlardır;

  1. a) Tıbbi atıkların çevre ve insan sağlığına zarar verecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama verilmesi yasaktır.
  2. b) Tıbbi, tehlikeli ve evsel atıkların oluşumunun ve miktarının kaynağında en aza indirilmesi esastır.
  3. c) Tıbbi atıkların, tehlikeli ve evsel atıklar ile karıştırılmaması esastır.
  4. d) Tıbbi atıkların kaynağında diğer atıklardan ayrı olarak toplanması, biriktirilmesi, taşınması ve bertarafı esastır.
  5. e) Tıbbi atıkların yarattığı çevresel kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı tıbbi atık üreticileri, taşıyıcıları ve bertarafçıları kusur şartı olmaksızın sorumludurlar.
  6. f) Tıbbi atıkların yönetiminden sorumlu kişi, kurum/kuruluşlar, bu atıkların çevre ve insan sağlığına olabilecek zararlı etkilerinin azaltılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.
  7. g) Tıbbi atık üreticileri atıklarının bertarafı için gerekli harcamaları karşılamakla yükümlüdürler.

POLİKLORLU BİFENİL VE POLİKLORLU TERFENİLLERİN KONTROLÜ

HAKKINDA YÖNETMELİK

Tarih: 27.12.2007, Sayı: 26739

Genel ilkeler

Madde 5 – (1) PCB’lerin yönetimine ilişkin ilkeler şunlardır:

  1. a) Kullanılmış PCB ve PCB içeren madde ve ekipmanları elinde bulunduranlar, çevre ve insan sağlığının korunması için her türlü önlemi almakla yükümlüdür.
  2. b) Kullanılmış PCB, PCB ve PCB içeren ekipman ithalatı yasaktır. Bunların ihracat işlemlerinde, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
  3. c) PCB’lerin üretimi ve ithalatı yasaktır. Ancak, bilimsel deneyler, laboratuvar analiz ve ölçmelerinde referans standart olarak kullanımları bu yasaklama dışındadır.

ç) 12 nci maddeye tabi madde ve ekipmanların en geç 2025 yılı sonuna kadar arındırılması ve/veya bertaraf edilmesi zorunludur.

  1. d) Yeniden kullanmak amacıyla herhangi bir maddeden PCB’nin tekrar elde edilmesi yasaktır.
  2. e) Bu Yönetmeliğin 12 nci maddesine göre envantere tabi olmayan PCB içeren ekipmanlar ya da diğer ekipmanlardaki PCB’li parçalar lisanslı tehlikeli atık bertaraf tesislerinde bertaraf edilir.
  3. f) PCB’lerin gemilerde yakılarak bertaraf edilmesi (D11) yasaktır.

TEHLİKELİ MADDELERİN SU VE ÇEVRESİNDE NEDEN OLDUĞU KİRLİLİĞİN

KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Tarih: 26.11.2005, Sayı: 26005

Tehlikeli maddelerden kaynaklanan su kirliliğinin azaltılması ile ilgili esaslar

Madde 5 — Tehlikeli maddelerin neden olduğu kirliliğe karşı suların korunması ve kirliliğin kademeli olarak azaltılarak ortadan kaldırılmasında;

  1. a) Tehlikeli maddelerin neden olduğu su kirliliklerinin kontrolünde her bir tehlikeli maddenin kanalizasyona deşarjında kanalizasyona bağlantı kalite kontrol izin belgesi, alıcı ortama deşarjda bu Yönetmeliğin Ek–5 indeki tehlikeli madde deşarj izin belgesinin düzenlenmesi,
  2. b) Tehlikeli madde deşarj izin belgesinde tehlikeli maddelerin bu Yönetmelikte verilen deşarj limit değerlerini aşmaması,

ATIKLARIN YAKILMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK

Tarih: 06.10.2010, Sayı: 27721

Genel kurallar

Madde 5 – (1) Yakma veya beraber yakma işlemine tabi tutulmadan önce atığın tehlikeli atık olup olmadığı, atık içeriğinde radyoaktif madde bulunup bulunmadığı belirlenir. Tehlikeli ve tehlikesiz  atıkların yakılmasına veya beraber yakılmasına ilişkin aynı emisyon limit değerleri uygulanır.

(2) Yakma ve beraber yakma işlemi sırasında üretilen ısının, elektrik enerjisine dönüştürme, üretim sürecinde kullanma ya da bölgesel ısıtmada kullanma gibi yöntemlerle en elverişli biçimde geri kazanılması esastır.

(7) Bir yakma veya beraber yakma tesisi için Bakanlığa yapılan lisans başvurusunun değerlendirilmesinde aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınır:

  1. a) Tesis, bertaraf edilecek atıkların türüne ve kategorisine göre tasarlanır, donatılır ve işletilir.
  2. b) Yakma ve beraber yakma işlemi sırasında üretilen ısının, elektrik enerjisine dönüştürme, üretim sürecinde kullanma veya bölgesel ısıtmada kullanma gibi yöntemlerle en elverişli biçimde geri kazanılmasına öncelik verilir.
  3. c) Kalıntıların miktarı, bunların çevreye verecekleri zararlar asgariye indirilir ve uygun olan hallerde geri dönüşümü yapılır.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN ÇEVRE, TOPRAK VE SU KİRLİLİĞNE YOL AÇAN EYLEM VE İŞLEMLERİ RESİMLERİ

GETİRİLEN VE YIĞIN OLDUKTAN SONRA SULAK ALANA İTİLEREK GÖMÜLEN HER TÜRLÜ ATIK. ARAÇ LASTİKLERİ, SANAYİ ATIKLARI, KANSEROJEN ASBESTLİ MALZEME, PLASTİK, NAYLONLAR 27.MAYIS 2015

Atıklar üzerine tarım toprağı atılarak gömülmüş ve üzeri tesviye edilerek tarla haline getirilmiştir. Ancak gömülen araç lastikleri ve plastik, naylon parçalarının toprak altından yüzeye çıktığı görülmektedir (25 Mayıs 2015)

İçtiğimiz suyun rengi, okyanus, deniz, göl suyu rengi neden mavi, lacivert, yeşil, turkuaz, kırmızı?

   

İÇTİĞİMİZ SUYUN RENGİ NEDEN ÖNEMLİ?

OKYANUS, DENİZ VE GÖL SUYUNUN RENGİ NEDEN MAVİ, LACİVERT, YEŞİL, TURKUAZ, KIRMIZI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı /Araştırmacı yazar

Işığın nesnelere çarparak gözümüze yansımasıyla oluşan farklılıklara ‘’renk’’ diyoruz. Suyun ne renk olduğu sorulduğunda genellikle şeffaf ya da saydam deriz. Su şeffaf ve saydam ise okyanus, deniz ve göller neden mavi? Bildiğimiz, gökyüzünün okyanus ve deniz üstüne yansımasından mavi renkli olduğudur. Ancak bu doğru değildir.

İÇME SUYUNUN RENGİ

İçme suyunun fiziksel özelliklerinden olan sıcaklık, bulanıklık, koku ve tadı yanında bir de suyun rengi önemlidir. İçme suyu renksiz, saydam, kokusuz ve tadı hoş olmalıdır. İçme ve kullanma sularındaki renk farklılığı; sudaki askıda inorganik maddeler ile yapraklar, kozalaklı ağaç meyveleri, ağaç ve sebze artıkları gibi organik maddelerin suyla temasında çözünmeleriyle oluşur. Dere, çay, nehir ve göllerdeki renk değişikliğinin en büyük nedenleri arasında madencilik atıkları, jeotermal akışkanlar, sanayi atıkları, kimyasallar, petrol türevleri, gübreleme, çöp atıkları, lağımlar, ağaçsızlaştırma, erozyon gibi insan kaynaklı etkileri sayılabilir.

İçme suyunda renk yapan bazı maddeler.

Hümik asit: Kahverengi-siyah renk Bakır: >4-5 mg/l mavi/mavi-yeşil renk
Fülvik asit: Sarı-kahverengi Demir: Kırmızı-kahverengi, pas rengi
Toplam çözünmüş madde: Gri Mangan: Gri-siyah/siyah-kahverengi
Alüminyum: Mavimsi, süt rengi Mikroorganizmalar, algler: Yeşil, kırmızı, turuncu, pembe renk
Asit kaya drenajı: Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, siyah, kahverengi Asit maden drenajı: Kırmızı, turuncu, sarı kahverengi

 

 

OKYANUS, DENİZ VE GÖLLERE RENGİNİ VEREN NEDİR?

Okyanus ve denizlerin rengi yere ve zamana göre değişir. Kimi zaman turkuaz, kimi zaman açık yeşil, lacivert, mavi, gri ve hatta kahverengi bile olabilir. Oysa denizin mavi olduğunu öğrenerek büyürüz. Suyun renginin farklı görünmesinin 3 nedeni vardır. Fiziksel, biyolojik ve jeokimyasal.

Fiziksel nedenler

Saf su renksizdir. Fakat derin suda ışık deniz tabanından yansımadığı için koyu mavi bir renk alır. Bunun ardında temel fizik nedenleri vardır. İnsan gözü 380-700 nanometre arası dalga boyundaki elektromanyetik ışınımı algılayabiliyor. Bu aralıktaki farklı dalga boyları gökkuşağında gördüğümüz farklı renklere karşılık geliyor. Su molekülleri uzun dalga halinde gelen kırmızı, turuncu, sarı ve yeşil ışığı daha iyi emiyor.  Mavi ise daha kısa dalga boyuna sahip olduğu için kalıyor. Yani mavi ışığın emilme olasılığı daha az olduğu için daha derinlere inip derin suların mavi görünmesine neden oluyor. Fakat suyun saflığı her yerde aynı değil. İçindeki parçacıklar ışığın daha da dağılmasına neden oluyor. Nehirlerden denize taşınan ya da rüzgar ve dalgalarla deniz dibinden yükselen kum ve balçık sahildeki suyun rengini etkiler. Ayrıca su içinde çürüyen bitkiler suyun yeşil, sarı ve kahverengi görünmesine neden olur. Bakır elementi suya mavi, alevimsi, kireçtaşı, kil kırıntısında ise turkuaz renge dönüşmektedir.

 

Biyolojik nedenler

Aslında denizin rengi üzerinde en büyük etkiyi bitki planktonu adı verilen minik organizmalar yaratıyor. İğne ucu büyüklüğündeki bu tek hücreli su yosunları, güneşten enerji elde etmek için yeşil klorofil pigmentlerini kullanıyor. Suyu ve karbondioksiti vücutlarını oluşturan organik bileşimlere dönüştürüyor. Soluduğumuz oksijenin yarısını işte su yosunlarının bu fotosentezi yoluyla elde ediyoruz. Bitki planktonları, gözle görülebilen ışık tayfının kırmızı ve mavi kısımlarındaki elektromanyetik ışınımı emer. Fakat yeşili yansıtır. Bu organizmaların yoğun olduğu denizlerin daha yeşil görünmesinin nedeni budur.

Bazı göllerde, Tuz Gölü’nde her yıl Temmuz-Ağustos aylarında görüldüğü gibi, Yağış miktarı ile tuzluluk oranı düştüğünde ‘’Dunaliella salina’’ adındaki canlı kendini korumak amacıyla ‘’beta karoten’’ i sentezliyor ve doğal bir şekilde kırmızı formu alıyor. Dunaliella salinaların çok olduğu bölge kırmızı görünüyor. Oksijenden yoksun bazı göllerde de “Chromatiaceae” adında bir bakteri, “Kükürtlü kızıl bakteri” diye de bilinen canlının su birikintilerinde ortaya çıktığı ve suya kırmızı renk verdiği bilinmektedir. Aşırı tuzlu göllerde Arkea ve alg bakterileri suya pembe renk verirler.

 

  

 

Jeokimyasal nedenler

Bazı kayaç ve maden cevherleri içindeki pirit, markazit, kalkopirit gibi sülfürlü minerallerin yol açtığı asit kaya ve asit maden drenajı dediğimiz,  bazı göller ve terk edilmiş maden ocağı göletlerinde sülfürik asite ve daha sonra kırmızı renkli görünen demir sülfat-jarosit oluşumuna yol açar.

   

 

Kaynaklar

Eşref Atabey. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat

  1. ISBN: 978-605-9331-87-6 İstanbul.

Eşref Atabey. 2010. Türkiye’de antropojenik (insan kaynaklı) unsurlar ve çevresel etkileri.

MTA yerbilimleri ve Kültür serisi-7.

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/06/150608_vert_ear_denizin_rengi

https://biyoteknolojitr.com/2018/08/28/suyun-rengi-varmis/

Bu yazı; https://www.bodrumguncelhaber.com/ictigimiz-suyun-rengi-neden-onemli/ gazetesi internet sayfasında 20.5.2020 tarihinde yayımlanmıştır. 

Madencilik faaliyetleriyle olan kirlenme, asit maden drenajı, asidik sular, maden pasaları, atık çamuru, su kirliliği

Balıkesir Balya kurşun madeni pasalarının dereye atılması

Balıkesir Balya kurşun madeni pasalarının dereye atılması
Çanakkale Çan Etili terk edilmiş bir kömür ocağı çukur
Rize Çayeli bakır madeni pasaları dereye atılmış.
Muğla Dalaman orman içinde mıcır ocağı
Sivas Divriği demir madeni
Sivas Divriği demir madeni atık çamuru havuzu Çaltı çayına karışıyor
İzmir Ödemiş Emirler antimon madeninden kaynaklı asidik sular incir ağaçlarını kurutmuş
İzmir Ödemiş Emirler antimon madeninden kaynaklı asidik sular incir ağaçlarını kurutmuş
İzmir Ödemiş Emirler antimon madeninden kaynaklı asidik sular
Çanakkale Çan Etili terk edilmiş kömür ocağında jarosit oluşumu
Antalya Finike orman içinde mermer ocağı
Erzincan Kemaliye Gözaydın köyü demir ocağı
Kütahya Hisarcık arsenik ve borca zengin bor madeni pasalarının Emet çayına atılması
Kütahya Hisarcık arsenik ve borca zengin bor madeni pasalarının Emet çayına ve tarlaya atılması
Erzincan İliç altın madeni ve Fırat Nehri
Erzincan Kemaliye Kabataş köyü Mavi dere suyunda bir bakır minerali olan azurit minerali oluşumu.
Aydın Karpuzlu feldispat ocağı pasaları
Çanakkale Çan Kaz Dağı Kirazlı altın madeni
Uşak Eşme Kışladağ altın ocağı
Konya Sarayönü Kurşunlu daki cıva madeni pasaları ve sulama barajı
Kütahya manyezit madeni pasaları köye kadar atılmış
Kastamonu Küre bakır madeni pasaları şehrin kenarına kadar yığılmış
Kastamonu Küre bakır madeni pasaları evlerin kenarına kadar yığılmış
Kütahya gümüş madeni atık çamuru havuzu, önceki yıllarda baraj bendi yıkılmıştı
Elazığ Maden bakır madeni pasaları Dicle Nehrine atılmakta
Elazığ Maden bakır madeni pasalarından süzülen asidik suların Dicle Nehrinde oluşturduğu kirlenme
Eskişehir Mihalıçcık eski asbest işleme fabrikası bahçesinde bırakılan asbest yığını
Artvin Murgul bakır madeni ve madenden sızan asidik sular ve çamur atığı.
Artvin Murgul bakır madeninden kaynaklı Murgul çayındaki çamur atığı.
İstanbul Şile terk edilmiş kil ocakları çukurları
Burdur tefenni mermer ocakları
Tokat Turhal antimon madeni pasaları
Muğla Yatağan kömür ocağı

Alüminyum, demir, bakır, kurşun, çinko, mangan, nikel, antimon, krom, cıva yatakları haritaları

Türkiye alüminyum bulunan yerler: alimünosiz
Türkiye bakır cevheri bulunan yerler.
Türkiye cıva bulanan yerler (cıva işletilmesi yasak)
Türkiye krom cevheri bulunan yerler
Türkiye çinko-kurşun cevheri bulunan yerler
Türkiye demir cevheri bulunan yerler
Türkiye mangan, nikel, antimon cevheri bulunan yerler

 

Erzincan, Kemaliye (Eğin), Gözaydın (Bizmişen) demir madeni çevre ve sağlığa etkisi

Makale ‘’Kemaliye Eğin’e HASRET Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 33, Şubat 2020, sayfa 1 ve 3’de’’ yayımlanmıştır.

KEMALİYE GÖZAYDIN DEMİR MADENİ ÇEVRESEL ETKİLERİ GÖRÜLMEYE BAŞLAMIŞ

Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

İşletilmekte olan Gözaydın demir madeni açık ocağında doğa tahribatı olmakta, fiziksel yolla hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin, ekolojik dengenin bozulması süreci, biyolojik çeşitlilik, yüzey ve yer altı su kaynaklarına olumsuz etkisi başlamıştır. Demir cevherini bünyesinde bulunan yan kayaçlar ve kısmen cevherli kayaç kırıntıları, parçaları pasa adı altında ocağın işletildiği sahanın farklı yerlerine ve özellikle Gözaydın-Dilli Deresi yamacına dökülmektedir. Bu tür cevherli atık yığınları çevre kirliliğinin kaynağı olmakta, içindeki bakır, altın, nikel gibi sülfürlü elementler yağmur suyu ile yıkanarak tabanda asidik bir su oluşturacak, Gözaydın ve Dilli deresi suyunun ileride ağır metalce kirlenmesine yol açacak, tarım ve bahçe tarımı yapılan toprakları kirletecek, çevre ve insan sağlığını tehdit edecektir. Demir cevheri demir minerallerinden başka bakır, kurşun,  molibden, arsenik, altın, gümüş ve nikel mineralleri de içerir. Gözaydın’daki demir yatağında arsenik, bakır, pirit, kurşun mineralleri en fazla asit maden drenajına yol açabilecek minerallerdir. Madenin en büyük kirletici etkisi, pasaların yağmur suyu ile yıkanması sonucu oluşan asidik su olacaktır. Dere suyu ağır metalce zenginleşecek ve asidik hale gelecektir. Arsenik ve kurşun toksik birer elementtir. Arsenikçe zenginleşen kaynak suyunu uzun süre içenlerde kanser olma riski artacaktır. Demir tozundan madende çalışanlarla birlikte, en yakınındaki Gözaydın köyü halkı etkilenecek, demir tozundan kaynaklı akciğerlerinde siderozis denilen bir tür pnömokonyoz türü akciğer hastalığına yakalanma riski bulunmaktadır. Ayrıca demir cevherli kayaçlara eşlenik peridotit, harzburjit, serpantinli yan kayaçlar içinde olabilecek krizotil asbest mineral tozları solunduğunda akciğer zarı kanseri riski taşımaktadır. Gözaydın demir madeninde büyük miktarlarda suya ihtiyaç vardır. Çekilen su, kaynakların ve yer altı suyunun dengesini bozar. Bu da ekolojik dengenin alt üst olması anlamına gelir. Ocaktaki yapılacak patlatmalar ile halkın kullandığı kaynak suları yön değiştirebilir, kuruyabilir ya da yetersiz kalabilir. Maden işletmesinde gerek duyulan suyun bulunamaması ya da maden ocağı derinleştikçe aşırı su gelirinin olması, yöredeki su kaynaklarının maden işletmesi nedeniyle azalması ya da kirlenerek kullanılamaz hale gelmesi yöre halkını ve doğal yaşamı etkileyecektir. Demir madeninin doğu sınırında karstik Sarıçiçek Yaylası kireçtaşları vardır. Madenden kaynaklı asidik suların ve ağır metal kirliliğinin yer altı su yolları ile Kadıgöl ve Kemaliye’ye bakan yamaçlardaki kaynak sularını etkileyip etkilemediği de kontrol altında tutulmalıdır.

 

Erzincan, Kemaliye (Eğin), Gözaydın, Ağıl, Dilli, Harmankaya, İliç, siyanürle altın işletmesi, siyanür ve kanser, madende kullanılan kimyasallar

Makale ‘’Kemaliye Eğin’e HASRET Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 32, Temmuz 2020, sayfa 1 ve 7’de’’ yayımlanmıştır.

KEMALİYE VE İLİÇ’TE İNSAN SAĞLIĞI VE EKOLOJİK YAŞAM RİSK ALTINDA:

ALTIN MADENİNDE KULLANILAN KİMYASALLAR VE SİYANÜR

Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı-Araştırmacı Yazar

Kemaliye altın ve demir madeninden kaynaklı oluşabilecek katı, sıvı ve gaz şeklindeki kirlenmeler, maden pasaları ve pasa çamur havuzları,  asit maden drenajı, ağır metal kirliliği, madenin su kaynaklarına etkisi, havaya yayılan tozların etkileri vd. çevresel etkileriyle ilgili konular Gazetenin Ekim, Kasım ve Aralık sayılarında ilk 3 bölüm halinde yayımlanmıştı. Yazı dizisinin bu bölümünde ise madende kullanılan kimyasallar ve özellikle siyanürden söz edilmiştir.

Yer altı ve üstü kaynakları bu ülkenin değeridir; bilim, akıl ve vicdan ölçütleri içinde, tüm dünyada olduğu gibi bu kaynaklar elbette değerlendirilebilir. Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır: 1-Doğanın mutlaka korunması,  2-Kamu yararının önceliği, 3-Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi. Gözlemlerime dayanarak, maden işletmeciliğinde bu üç önemli koşulun tam tersi yapılıyor. Çevre tamamen gözden çıkartılıyor; kamu yararı gözetilmiyor; yapılan işlerde şeffaflık olmuyor. Bugün Dünyayı en çok ilgilendiren çevre sorunu ve Birleşmiş Milletlerin Çevre Deklarasyonu, ilk defa, Hitit Kralı 4. Tutalya tarafından deklere edilmiştir. O tarihlerde Anadolu’da toplam nüfus 600.000 civarında olmasına karşın, 4. Tutalya çağlara nasıl sesleniyor: “Su kaynakları tüm nesillerin korunması gereken malıdır. Her kim ki su kaynaklarını tahrip ede, hayvanını getirip buraları kirlete, çöp ata; kafası orada kesile. Bu kaynakları kutsuyorum” diyor. Bu nedenle Anadolu’da su çıkan her yere bir anıt yapılıyor. T.C. Anayasası’nın 56.maddesi şöyle der. ‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların görevidir’’.

AĞIL, DİLLİ, HARMANKAYA VE KABATAŞ KÖYLERİ ALTIN MADENİ SONDAJLARI

Erzincan İliç altın madenini işleten özel şirket, Kemaliye ilçe merkezi kuş uçuşu 6 km batısındaki Ağıl, Dilli, Harmankaya köyleri ile kuzeydoğusundaki Kabataş köyü civarında 2019’da altın arama sondajları yapmıştır. İşletilmekte olan, İliç altın madeni biyolojik çeşitlilik, yüzey ve yer altı su kaynakları, insan yaşamı için tehlike oluşturmaktadır. İleride işletilmesi düşünülen söz konusu köylerin civarındaki altın madeni de aynı şekilde tehlike oluşturacaktır. Altın madeni su kaynakları, topraktaki organizmalar, yaban hayatı, kısaca yaşamı olumsuz etkileyecektir.

Altın sondajı için ÇED gerekli: 5 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete 7061 sayılı Kanun’un 48 inci maddesine göre, arama çalışmalarında istenen ÇED kaldırılmıştır: “Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz”. Fiziksel karakteri yüksek olmayan haritalama ya da jeokimyasal örnekleme benzeri çalışmalar için ÇED istenmeyecektir. Ancak, yarma/hendek, kuyu, galeri ve sondaj gibi fiziksel karakteri yüksek, arsenik, asbest gibi mineraller bulunduran zeminde,  çevreye ve insan sağlığına etki yapan çalışmalar için ÇED gerekecektir. Altın araması yapan şirketin Ağıl, Dilli, Harmankaya ve Kabataş civarındaki sondajlar için ÇED gerekecektir.

Asbest tehlikesi / Tıbbi Jeolojik Rapor istenmeli: Gözaydın, Ağıl, Dilli çevresindeki altın sondajı yapılan kaya birimleri içinde ofiyolitik kayalardan peridotit, dünit, harzburjit ve serpantin kayaları bulunmaktadır. Bu kayalar bünyesinde yer yer damarlar halinde krizotil asbest, lizardit ve antigorit mineral oluşumlarına da rastlanmaktadır. Asbest Dünya Sağlık Örgütünce kanserojen-1A Grubuna dahil edilmiştir. Bu alanlarda yapılacak sondaj, yarma gibi arama çalışmaları ile daha sonra açılacak maden ocağının işletilmesi sırasında havaya karışan tozlar içinde kanserojen asbest lif ve tozları çevredeki halkın sağlığını tehdit edecektir. Altın cevherli kayaçlar içinde toksik arsenik minerali bulunur. Asbest ve arsenik gibi insan sağlığına zararlı olan jeolojik unsurlar dikkate alınarak altın arama sondajı ve altın madeni işletmesi öncesi Tıbbi Jeolojik Rapor istenmelidir.

İLİÇ ALTIN MADENİ

İliç’te 941.92 hektarlık alanda 06.11.1986’dan 06.11.2026’ya kadar manganez için işletme ruhsatı, 06.11.1986’dan 06.11.2026’ya kadar altın-gümüş-bakır-cıva için 03.11.2004 tarihinde işletme izni verilmiş. Sabırlı’da 1184.91 hektar alanda 16.02.2012’dan 16.02.2022’ye kadar altın-gümüş-bakır-cıva için işletme ruhsatı, 216.41 hektar alan için ise 16.02.2012’den 16.02.2022’ye kadar altın-gümüş-bakır için 17.12.2014 tarihinde işletme izni verilmiş. Çöpler’de 13747.51 hektar alanda IV.Grup (c) maden için 04.08.2016’dan 04.08.2026’ya kadar işletme ruhsatı, işletme ruhsatı alanı içindeki 909.5 hektar alanda ise 04.08.2016’dan 04.08.2026’ya kadar altın-bakır-gümüş-molibden için 21.09.2016 tarihinde işletme izni verilmiş. İliç’te 49.32 hektar alanda 15.07.2009’dan 15.07.2019’a kadar tuğla-kiremit kili için işletme ruhsatı verilmiş, 02.05.2019 tarihinde ise süre uzatımı istenmiş.

Çöpler’de 686,7 hektar alanda altın-gümüş-manganez-bakır için 16.04.2008 tarihinde, ‘’Mobil kırma eleme tesisi’’ için 10.04.2012 tarihinde, ‘’Çöpler kompleks Madeni Kapasite Artışı’’ için, 24.12.2014 tarihinde ÇED olumlu kararı verilmiş. ‘’Tuğla kiremit kili projesine ait’’ olarak ta 11.11.2019 tarihinde ÇED gerekli değildir kararı verilmiş (847, 49729 ve 20067313 ruhsat nolu Çöpler Kompleks Madeni 2.kapasite artışı ve flotasyon projesi ÇED başvuru dosyası-2019-Bu dosyanın halkın katılım toplantısı tarihi 23.01.2020).

İLİÇ ÇÖPLER ALTIN MADENİNDE KULLANILACAK KİMYASALLAR

İliç, Çöpler altın işletmesinde altını elde etmek için 21 çeşit kimyasal kullanılmaktadır. Sodyum siyanür 6.500 ton/yıl, sülfürik asit 8.900 ton/yıl, nitrik asit 410 ton/yıl, sodyum hidroksit 4.900 ton/yıl, sodyum hidrosülfit 3.800 ton/yıl, sodyum metabisülfat 1.655 ton/yıl, hidrojen peroksit (%50’lik) 4.800 m3/yıl, hidrojen peroksit 30 ton, sülfamik asit 1.2 ton/yıl, flokülant 900 ton/yıl, gliserin 0,5 ton/yıl, antiskalant 1.8 ton/yıl, boraks 4 ton/yıl, sodyum nitrat 0,5 ton/yıl, tablet tuz 18 ton/yıl, sodyum karbonat 4 ton/yıl, bakır sülfat 1 ton, demir sülfat 1 ton, sönmüş kireç 63.000 ton/yıl, aktive edilmiş karbon 235 ton/yıl, silika 4.8 ton/yıl (Çöpler kompleks madeni kapasite artışı projesi nihai ÇED raporu). Bunlardan canlılar için risk taşıyan başta siyanür olmak üzere, sülfürik asit, nitrik asit, sodyum hidroksit, hidrojen peroksit, sodyum hidrosülfit, sodyum metasülfit, sülfamik asit ve silikadan bahsedeceğim. ÇED raporunda, yığın liç ünitesinde oksitli cevher için sodyum siyanür kullanılacağı belirtilmektedir. Kullanılacak kimyasallar insan sağlığı ve ekolojik yaşam için risk taşımaktadır.

*ALTIN MADENCİLİĞİNDE SİYANÜR KULLANIMI

Bir tehlikenin varlığı ya da düşüncesinin kişide yarattığı duygu korkudur; kaynağı ise bilgisizliktir. Altın madenciliği denilince hemen aklımıza zehirli bir madde olan siyanür gelir; sonrasında endişe ve korkuya kapılırız. Ancak siyanür bileşikleri sadece altın üretiminde değil, diğer sanayi dallarında da yoğun olarak kullanılmaktadır. Siyanürün zehirleyici boyutundan söz edildiğinde, her şeyden önce türünün ne olduğunun bilinmesi gerekiyor. Siyanür zehirlenmesi dendiğinde akla ilk gelen hidrojen siyanürdür. Siyanür, organizmalarda birikmeyen, maruz kalındığında o anlık öldürücü etkisi olan bir zehirdir.

SİYANÜR NEDİR?

 Siyanür, karbon (C) ve azotun (N) üçlü bağ ile birbirleriyle birleşmelerinden oluşan bir bileşiktir. Bu ikisi bir araya geldiğinde serbest siyanür (CN), bunlara hidrojen katılırsa hidrojen siyanür (HCN) ya da hidrosiyanik asit oluşur. HCN, renksiz bir gazdır. Keskin ve bayıltıcı, bademe benzer kokusu vardır. Beyaz katı maddeler olan sodyum ve potasyum siyanür ise nemli havada aynı keskin kokuyu yaymaktadır. Havada daha çok gaz formunda hidrojen siyanür olarak bulunan siyanür, küçük miktarlarda ince toz partikülleri olarak da bulunabilir.

Altın kazanımı için gereken serbest siyanürün elde edilmesinde, sodyum siyanür (NaCN), potasyum siyanür (KCN) ve kalsiyum siyanür (Ca(CN)2) gibi inorganik tuz bileşikleri kullanılır. Bu bileşiklerin çeşitli çözeltilerde ayrışma reaksiyonları asitlik-baziklik (pH) ile yakından ilgilidir. Ortamın asiditesi (pH) 9 civarında iken HCN ve CN iyonu derişimi eşittir. Ortamın pH’ı azalırken buna paralel olarak CN iyonu derişimi azalmakta, pH 7’nin altına düştüğünde ortamda sadece HCN görülmektedir. Buna karşın pH yükselirken de HCN varlığında azalma izlenmekte, pH 11’in üzerinde ise ortamda HCN yok gibidir.

Altını kazanmak amacıyla kullanılan siyanür çözeltileri, istenmemesine karşın, metalik mineralleri de az ya da çok çözer. Sonuçta; ortamda basit, zayıf, orta kuvvetli, kuvvetli metal ve diğer siyanür tepkime ürünleri oluşur. Çinko, kadmiyum, gümüş ve nikel gibi güçsüz bağlara sahip bileşikler suda çözünerek kolayca serbest siyanür iyonları oluştururlar. Bunlar da, kimyasal bozundurma yoluyla bertaraf edilirler. Demir ve bakır gibi güçlü bileşikler ise serbest siyanür iyonu salıvermediklerinden sulu atıklar için önemli bir sorun oluşturmazlar.

Doğada siyanür: Siyanür doğada yonca, keten, şeftali, badem ve fasulye dâhil, 70-80 bitki ailesine ait en az 800 tür, hidrojen siyanür açığa çıkaran siyanür bileşikleri üretir. Bambu, fasulye filizi, ıspanak, kaju, soya fasulyesi, kayısı, kiraz, elma, mercimek, zeytin, patates, bazı ceviz türleri, kestane, mısır, nektarin, yer fıstığı kategorisindeki çekirdekli meyveler, sebzeler ve kabuklu yemişler siyanür üretirler. Siyanür binlerce hayvan, bitki, böcek, mantar ve bakteri tarafından doğal olarak üretilir. Tütündeki, sigara dumanındaki siyanür tartışma konusu bile değildir. Sigara dumanının on nefesi bir litre arıtılmış suya verilmiş ve analizler sonucunda 0,1 mg/l toplam siyanür içerdiği belirlenmiştir. Siyanürler toprakta birikmez. Toprakta 200 ppm’e kadar bulunan siyanür, biyolojik olarak bozunur ve zararsız maddelere dönüşür.

İlaçta siyanür: Kanser tedavisinde kullanılan amigdalin, vitamin B17, Amigdalin B-17 yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan etken maddesi sodyumnitroprussid (Na2[Fe(CN)5NO]) olan ilaç siyanür içerir.

Sanayide siyanür: Hidrojen siyanür yapay elde edilmekte, yapıştırıcı, elektronik parça, yangın geciktirici, kozmetik ürün, boya, naylon, ilaç, plastik, cam, kauçuk, sentetik iplik, sentetik kumaş, tekstil, metal kaplama, roket yakıtı, sofralık ve yol tuzu üretilmesinde kullanılmaktadır.

Siyanür üretimi ve kullanımı: Dünyada katı, sıvı ve gaz halinde, ABD’de Dupont, İngiltere’de ICI, Almanya’da Degussa Co. isimli üç kuruluş siyanür üreticisi durumdadır. Yıllık siyanür üretimi yaklaşık 1.5 milyon ton olup, yılda %1-2 oranında arttığı belirtilmektedir. Türkiye’de yıllık siyanür kullanımı 300.000 ton olarak hesaplanmakta; bunun %1,5’lik kısmı yani 4.500 tonu altın madenciliğinde kullanılmaktadır. Dünyada yılda tüketilen yaklaşık 1,5 milyon ton siyanürün %18’i (270.000 ton) madencilik sektöründe, geri kalan %82’si ise tekstil, sentetik kumaş, naylon, kauçuk, oto lastiği, metal işleme-çelik sertleştirme, elektro kaplama, galvanizleme, kuyumculuk ve mücevherat, ilaç sanayi, haşere ve böcek zararlıları ile mücadelede, çivit imali, optik parlatıcılar ve fotoğrafçılıkta kullanılmaktadır.

Madencilikte siyanür kullanımı: Dünyadaki altın üretiminin %85’i siyanürlü yöntem ile yapılmaktadır. Siyanürler madencilikte, iki ayrı amaçla kullanılır. Birincisi, cevherde mikron boyutundaki altın taneciklerinin, seyreltik siyanür çözeltisinde (litrede 200-800 mg siyanür), altın-siyanür karmaşık iyonu olarak çözündürülmesidir (sıvı faza alınması). Bunun için; cevher kırma, öğütme, sınıflandırma, ön zenginleştirme, oksitleme gibi hazırlama aşamalarından geçtikten sonra, siyanür ile çözeltiye alınır. Genellikle, cevherin altın içeriği tonda 3 gramdan az ise yığın, daha fazla olduğunda tank liçi (özütleme) yöntemi kullanılmaktadır. İkincisi, sülfürlü metalik minerallerin köpüklü yüzdürmeyle ayrılmasında, çözeltide, çökmesi istenen mineralin bastırılarak çöktürülmesinde de siyanür kullanılabilmektedir.

SİYANÜRÜN ÇEVREYE ETKİSİ

Siyanürlü atık sular; madencilik, altın ve gümüş madenciliği, kömür koklaştırma, cevher liçi, metal temizleme, kaplama, elektro kaplama, metal işleme, otomobil parçaları üretimi, çelik sertleştirme, fotoğrafçılık, tarım ilaçları, plastikler gibi çeşitli sanayiden kaynaklanır. Elektro kaplama ve metal perdahlama tesislerinde oluşan atık sular, 10.000 ila 30.000 mg/l toplam siyanür içerebilir. Bazı elektro kaplama atık suları 100.000 mg/l toplam siyanür içerdiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu tür sanayi dalların oluşan atık sular ciddi şekilde izlenmeli ve kontrol altında tutulmalıdır. Bu tür sanayilerde siyanür içeren atık sular, arıtılmadan kanalizasyon sistemine verildiği zaman siyanür evsel atık su içinde siyanojen klorür gazına dönüşebilir. Suda oldukça yüksek oranda çözünen siyanogen klorür gazı çok zehirlidir. Bu gaz kanalizasyon sistemi içinde çok zehirli bir ortam oluşturur. Ayrıca siyanogen klorür gazı içeren kanalizasyon atık suyu arıtılmadan deniz, göl ve akarsu gibi yüzeysel su kaynaklarına verildiği zaman balıkların toplu ölümlerine neden olur. Zaman zaman göl, akarsu gibi yüzeysel sularda toplu balık ölümlerinin ana nedenlerinden biri bu olabilir.

Siyanürün en önemli etkisi aslında toprakta hareketsiz duran ağır metalleri, yani kurşun, cıva, antimon ve çinkoyu hareketli hale getirmesidir. Bu ağır metaller toprakta hareketsiz iken, bitki kökleri tarafından alınamıyor; ama hareketli hale geçince, bitki kökleri tarafından alınıyor ve bitkinin bünyesine geçiyor. Siyanür, yüksek derişimlerde toprak mikroorganizmaları için toksiktir (zehirlidir) ve toprak yoluyla yer altı suyuna geçebilir.

Altın madeni atık barajı yıkılmalarında ve membran sızdırmalarında nehir, göl ve deniz sularına siyanür karışabilmekte ve suda yaşayan balık ve diğer küçük canlıların ölümüne sebep olduğundan doğal dengeyi bozmaktadır.

Dünyada siyanür sızıntılı altın madeni felaketleri: Dünya’daki resmi veriler altın madenlerinin yol açtığı felaketlerin başında siyanür sızıntısının geldiğini gösteriyor. 1971-2015 yılları arasında kayıtlaya geçen 16 altın madeni kaynaklı felaketin 7’si siyanürlü suyla bağlantılıdır. Ayrıca söz konusu 16 felaketin 6’sı Kanadalı şirketlerin işlettiği madenlerde yaşanmıştır. 1971 ve 2000’de Romanya, 1984 ve 2000’de Papua Yeni Gine, 1995’de Guyana, 1995, 1998, 2014 ve 2015’de Kanada, 1996’da Filipinler, 1998’de Kırgızistan, 2003’de Honduras, 2004’de Gana, 2005’de Laos, 2009’da ABD’de, 2015’de Arjantin’de altın madeni kaynaklı felaketler olmuştur.

SİYANÜRÜN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİSİ

Canlılar için bilinen zehirlerin en tehlikelisi hidrojen siyanür gazıdır. Siyanür, kısa süreli öldürücü doz (LD 50) açısından güçlü bir zehirdir. Siyanür; hava, içme suları, toprağa temas eden cilt yoluyla, siyanür bulaşmış yiyeceklerin tüketilmesiyle vücuda alınabilir. Siyanür; içme suyunda 50 µg/l, meyve sularında 1 mg/kg, sert çekirdekli meyve konservelerinde 5 mg/kg, nugalar ve badem ezmelerinde 50 mg/kg’ı geçmemelidir. Ortam havası m3’ünde; 20-40 mg düzeyindeki siyanüre maruziyet insana etkisinin hafif olacağı, 50-60 mg olduğunda kişinin 20 dakika ile 1 saat dayanabildiği, 120-150 mg’ın 0,5-1 saat aralığında, 150 miligramın yarım saat, 200 mg 10 dakikadan sonra ve 300 miligramın ise anında ölüme neden olacağı belirtilmektedir. Solunarak değil de ağızdan alınan en düşük ölümcül dozun, vücut ağırlığının kg başına 0.54 mg olarak belirtilirken, öldürücü seviyenin ortalama tahmini değeri ise 1.4 mg olarak verilmektedir.

Tek ve kısa süreli bir siyanür dozunun, yaşam ve sağlık için tehlike sınırı 60 mg/m3; sürekli olarak siyanürle ilişkili bir işte çalışanlar için 8 saatlik işgünü boyunca deriye doğrudan temas veya soluma sınırı 11 mg/m3 tür. Yetişkin bir insan için ağızdan alınan serbest siyanürün RfD (etkisi gözlenmeyen referans doz) değeri 0,05 mg /kg vücut ağırlığı/gündür. Dünya Sağlık Örgütü ile Avrupa Birliği içme suyu standardı 0,05 mg/l siyanürdür. Ülkemizde de Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği‘ne göre 1. sınıf içme suyu 0,01 mg/l, 2. sınıf ise 0,05 mg/l ve kullanma suyu 0,1 mg/l siyanür içerebilir. Çevre Bakanlığı tarafından yayımlanmış olan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği‘ne göre siyanürlü atıkların düzenli depolanma kriteri 1 mg/l’dir.

Siyanür, kısa sürede beyin ve kalbi etkileyerek koma ve ölüme neden olabilir. Düşük düzeyde siyanüre uzun süre maruz kalma sonucunda solunum güçlükleri, kalp ağrısı, kusma, kan değişiklikleri, baş ağrısı ve triot bezinde büyüme ortaya çıkabilir. Cilde siyanür teması irritasyon ve yaraların açılmasına neden olabilir. İnsanda gösterilememekle birlikte, hayvan deneylerinde siyanürün doğumsal bozukluklara neden olabildiği ve üreme sisteminin etkilendiği gösterilmiştir. Hidrojen siyanür ve karbon monoksit gibi kanın kırmızı renkli maddesi olan ve havanın oksijenini akciğerlerden hücrelere taşıyan hemoglobinin demirine karşı oksijenden daha fazla etkileşimi vardır. Bundan dolayı eser miktardaki HCN oksijenin büyük bir kısmını hemoglobinden uzaklaştırarak onun yerine geçebilir. Dolayısıyla dokular oksijensiz kaldığından öldürücü etki yaratmaktadır. Aynı şekilde serbest siyanür iyonları (CN) metal siyanür kompleksleri ve siyanür türevleri az ya da çok yukarıda belirtilen etkilere neden olduklarından tehlikeli ve zehirli maddeler olarak kabul edilirler.

Siyanür yasağı: ‘’Kimyasalların kaydı, değerlendirilmesi, izni ve kısıtlanması hakkında yönetmelik’’te 29 Kasım 2019 tarihli yapılan değişiklikle halka, piyasa ve internet ortamında siyanür bileşiklerini içeren maddelerin satışı yasaklandı. Ayrıca siyanürlü bileşiklerin satışı ve takibinin kontrol altına alınması için “son kullanıcı beyannamesi” bildirme zorunluluğu getirildi. Yönetmeliğe göre, siyanürlü bileşikler olarak adlandırılan hidrojen siyanür, hidrosiyanik asit, kalsiyum siyanür, kadmiyum siyanür, dicıva disiyanür oksit, sodyum siyanür, bakır siyanür, potasyum siyanür ve çinko siyanürün satışına ilişkin düzenleme yapıldı.

Siyanür kanser yapar mı?

 Siyanürün kanser yaptığıyla ilgili, EPA 2005’de elde veri yok sonucuna vardı; aynı kurum 2010 yılında siyanürün genotoksik (DNA’yı zehirleyerek mutasyon ya da kansere neden olabilen madde) olmadığını gösterdi. ATSDR siyanürün kanser yapıcı olmadığı belirtilmiştir. Gerekçe olarak; ‘’siyanür vücuda girdiğinde Rhodanese adı verilen savunma aracı devreye sokulur. En fazla karaciğerde bulunan Rhodanese, siyanür iyonuyla tepkimeye girerek, ona sülfür verir; hızla ve kolaylıkla tiyo-siyanat (SCN) denen, zararlılığı azaltılmış bir bileşiğe dönüşür. Oluşan bileşik idrar yoluyla vücuttan atılır’’. Dolayısıyla solunarak, deri ya da ağız yoluyla alınan siyanürün ne kanda, ne de dokularda biriktiği düşünülmektedir. Siyanürün zehirliliği zamana yayılı olmayıp, zehirleyici etkisi saniye, dakika, saat ya da gün gibi kısa sürede olur. Buradan siyanür insan ya da hayvan vücudunda bertaraf edilip zararlaştırılır, sonucu çıkarılamaz. Belli miktarda yani dozda alınan siyanüre karşı vücut bir yere kadar üstesinden gelir; ancak öyle bir doz vardır ki, siyanür kişiyi zehirler, hatta öldürür. Siyanürün vücuda girdikten sonra tiyo-siyanata dönüşmesi ayrı bir sağlık sorununa yol açmaktadır. Tiyo-siyanat vücutta iyot alımını engelleyen bir madde olup, guatr nedenlerinden biridir. Dolayısıyla İliç’te altın madenine yakın yaşayanlarda guatr vakaları araştırılmalıdır.

Madencilikte siyanür için önlemler

Siyanürün olası çevresel etkilerini bertaraf için; cevher özelliklerine, tesisin bulunduğu yerin jeolojik yapısına, coğrafik durumuna ve iklimine bağlı farklı yöntemler uygulanmaktadır. Artıkların atılması öncesinde siyanürü geri kazanma, artıktaki siyanürlü bileşiklerin parçalandığı ya da pasifize edildiği kimyasal ya da biyolojik ve bir de doğal bozundurma olmak üzere, üç temel yaklaşım vardır. Siyanür atık havuzlarına yayılarak güneş ışınlarının etkisiyle tümüyle bozunmaktadır. Atık havuzu, taban ve yanlardan çevreye sızmayı önleyecek biçimde kil ve jeomembran (özel plastik örtü) ile takviye edilmektedir. Pratikte, bu iki malzemenin üst üste serilmesi halinde “sıfır geçirimlilik” sağlandığı kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalarda, atık havuzuna verilen proses suyunun, siyanür derişimine bağlı olarak 5 ile 12 ay arasında tümüyle bozunduğu görülmüştür.

Soru şu; aktif bir deprem bölgesi içinde kalan Kemaliye ve İliç’te olası bir depremde sıfır sızdırmazlık nasıl sağlanacaktır?

Siyanürler, kimyası, dolayısıyla da riskinin nasıl yönetileceği iyi bilinen maddelerdir. Siyanür açısından ana mesele, eksiksiz denetim, bilgilenme ve toplumun güveninin kazanılmasıdır.

Sülfürik asit (H2SO4): Sülfürik asit renksiz, yağımsı bir sıvı olma özelliğini taşır. Derişik sülfürik asit, kütlece %96-98 oranında H2SO4 içerir. Suya yakın bir maddedir. Sülfürik asit, vücudun herhangi bir organına temas ederse, dokunun süratle tahribatına,  ciddi yanıklara neden olur. Hangi derişimde olursa olsun, gözlere teması tehlikelidir. Gayet kaşındırıcı olup, deride şiddetli yanıklar meydana getirir. Temas halindeki bölge göz duşu veya seyreltik baz ile yıkanmalıdır. Su ile yıkandığı takdirde ısı açığa çıkacaktır ve asıl yanmayı bu olay gerçekleştirecektir. Temas edilen yerde renk açımı ve iz bırakıcı yaralar oluşur. Havada asit yağmuru şeklinde yağabilir.

Nitrik asit (HNO3): Berrak bir sıvı olup, renksizden sarıya kadar uzanan bir görünümü vardır. Boğucu bir kokusu vardır. Asit yağmurlarına neden olur. Yüksek derecede aşındırıcı bir maddedir. Yüksek dozda nitrik asit buharları solunum sisteminde hızla gelişen rahatsızlık, ağrı ve nefes darlığına yol açabilir. Bu durumu birkaç hafta süren bir düzelme dönemi izlemektedir. Daha sonra zatürre veya akciğerde katılaşma ile sonuçlanan ağır bir tablo ortaya çıkabilmektedir. Daha az miktardaki nitrik asit buharları maruziyetinde önceden astım veya allerjisi bulunan bireylerde hastalıklar artmaktadır.

Sodyum hidroksit (NaOH): Solunması halinde kişilerde baş dönmesi ve bayılmalara yol açabilir. Göz ile temas ettiği zaman ciddi zararlar verebilir; gözler de görme kaybına yola açabilir; ciltte kızarıklık, kaşıntı, deride döküntü ve yanma gibi sorunlar gözlenebilir.

Hidrojen peroksit (H2O2): Seyredilmemiş hidrojen peroksit deride kabarcıklar, kızarıklık, döküntü ve tahrişe yol açmakta, yüksek derişimlerde aşındırıcı, cildi yakar, göze kalıcı zarar verir ve ciltte kabarcıklar  oluşmasına neden olur.

Sodyum hidrosülfit (Na2S2O4): Yüksek derecede tehlikeli maddedir. Kapalı kap içerisinde son derece kararlıdır. Ancak katı sodyum hidrosülfit hava veya neme maruz kaldığında veya az miktarda su ile temas ettiğinde ayrışabilen çok reaktif bir kimyasal özelliğe sahiptir. Bu ayrışma sonucunda, sodyum hidrosülfit kendiliğinden tutuşma ve çevreye zehirli SO2’nin salınır. Kimyasal olarak oksitleyicilerle reaksiyona girmesi sonucu yanar veya patlayabilir. Asitlerle reaksiyonu zehirli gaz açığa çıkarmaktadır.

Sodyum metabisülfat (Na2S2O5): Göz için tahriş edici madde özelliğindedir. Yutulması durumunda ciddi zararları olan korozif madde özelliğinde olup, tozları solunmamalıdır. Suyla karıştırıldığında ağır bir koku ortaya çıkmaktadır. Bu koku solunum sorunu ya da astım rahatsızlığı olan kişilerin nefes almasını zorlaştırabilmektedir.

Sülfamik asit (H3NO3S: Çok kuvvetli bir asittir. Kuvvetliliği hidroklorik asit ve nitrik asit ile kıyaslanabilir.

Silika: Burada silika jelden söz ediliyor ise durum farklı. Ancak, doğal silis tozunun etkisinden söz edebiliriz. Kot kumlama işinde çalışanlarda, silis tozunun (SiO2) bir tür pnömokonyoz olan silikozis akciğer hastalığına yol açmasından dolayı, her türlü kot giysi ve kumaşlara uygulanan püskürtme işleminde silis tozu ya da silika kristalleri içeren maddelerin kullanımı 2008 yılında yasaklanmıştır. Kirlilik oluşturan maddelerin altından uzaklaştırmasında kullanılan söz konusu silis tozu ise, tozunu çalışanlar ve çevredekiler solumamalıdır.

ASİT MADEN DRENAJI

Aralık 2019 sayısında işlenen asit maden drenajı konusuyla ilgili yazının şekilleri yerine, matbaada sayfa tasarımı sırasında bir önceki Kasım sayısındaki şekiller sehven monte edilmiştir. Okuyuculara bilgi eksikliğini gidermek adına, bu sayıda kısaca asit maden drenajını hatırlatarak, önceki sayıda yer almayan şekillerden bazıları bu sayıya ilave olarak konmuştur.

Asit maden drenajı (AMD): Altın madeni alanındaki sülfürce zengin minerallerin bozunması sonucunda yer altı sularında oksitlenme, yüksek sülfat derişimi, asidik ortam, altın cevherleşmesinde pirit, markazit, galen, kalkopirit, azurit gibi mineraller eşlik eder. Bu minerallerin yer aldığı yığın yağmur suyuyla ya da liç yöntemiyle ıslandığında, gerekli önlem alınamadığında asit maden drenajı dediğimiz, asidik bir suyun oluşumuna yol açar. Bir sülfürlü maden sahasındaki kayaç yığınlarında, cevher ve pirit konsantresi stoklarında ve artıkların terk edildiği barajlarda pirit, pirotin ve markazit gibi bir demir sülfür mineralinin nemli ortamda oksitlenmeye maruz kalmasıyla tetiklenen tepkimeler sonucu, sulu ortama proton (H+) geçmesi ve çözeltinin asidik niteliğe bürünmesi, sülfürik asit üretmesidir. Madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan su kirliliğinde dikkatler, yakın geçmişe kadar siyanür üzerinde iken, bu giderek AMD’na yönelmektedir.

Kabataş köyünde asit kaya drenajı: Kabataş köyü Mavi Dere civarında doğal olarak gelişen asit kaya drenajı (AKD) olayı görülmektedir. AKD bir cevher ya da kayanın bünyesindeki kükürt içeren sülfit minerallerinin (en sık görülen pirit) havanın oksijeni ve nemiyle etkileşerek sülfürik asit üretmesidir. Maden işletmeye geçildiğinde bu sefer asit maden drenajı (AMD) olayı gelişecek ve bu canlılar için bir tehlike oluşturacaktır. Dere suyunun elektrik iletkenliği 1800 µS/cm, sülfat 1060 mg/l, yer altı suyunun elektrik iletkenliği ise 2270 µS/cm, sülfat 1520 mg/l ile çok yüksek orandadır. Su içilemez niteliktedir. Bakır ve kükürtçe zengin sülfatlı suyun şelale yaptığı kaya yüzeyinde mavi renkli malakit (bakır minerali) oluşumu gözlenmektedir. Karşıdan bakılınca dere suyu sanki maviymiş gibi görünüyor.  Bundan dolayı da adına Mavi Dere denmiş.

 

Erzincan, Kemaliye, Eğin, Gözaydın, Ağıl, Dilli, Harmankaya altın sondajı, asit maden drenajı, madenin su kaynaklarına etkisi

 Makale ‘’Kemaliye Eğin’e HASRET Gazetesi, Yıl: 2, Sayı: 31, Aralık 2019, sayfa 1 ve 7’de’’ yayımlanmıştır.

KEMALİYE GÖZAYDIN KÖYÜ İŞLETİLEN DEMİR MADENİ İLE AĞIL-DİLLİ-HARMANKAYA KÖYLERİ İŞLETİLECEK ALTIN MADENİ,  ASİT MADEN DRENAJI- MADENİN SU KAYNAKLARINA ETKİSİ

 Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı-Araştırmacı Yazar

Demir madeni ve ileride işletmeye geçilmesi düşünülen altın madeninden kaynaklı Gözaydın ve Dilli Deresi suyu sürekli kontrol edilmediği sürece, zehirli bir element olan arsenik başta olmak üzere ağır metalce zenginleşen suyu tüketen insanlar ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa kalabilirler. Toprakta zenginleşen ağır metalleri alan sebze ve meyveleri tüketenler risk altında olabilirler. Hayvanlar ve kuşlar etkilenebilir. Madenden kaynaklı metalleri içeren çeşitli tozlar, rüzgarlarla taşınarak Sarıçiçek Yaylası dolayısıyla başta Kadıgöl olmak üzere su kaynaklarına etkisi olabilir. Fauna ve flora, endemik bitkiler etkilenebilir.

Yer altı ve üstü kaynakları bu ülkenin değeridir; bilim, akıl ve vicdan ölçütleri içinde, tüm dünyada olduğu gibi bu kaynaklar elbette değerlendirilebilir. Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır: 1-Doğanın mutlaka korunması,  2-Kamu yararının önceliği, 3-Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi. Gözlemlerime dayanarak, maden işletmeciliğinde bu üç önemli koşulun tam tersi yapılıyor. Çevre tamamen gözden çıkartılıyor; kamu yararı gözetilmiyor; yapılan işlerde şeffaflık olmuyor.

Bugün Dünyayı en çok ilgilendiren çevre sorunu ve Birleşmiş Milletlerin Çevre Deklarasyonu, ilk defa, Hitit Kralı 4. Tutalya tarafından deklere edilmiştir. O tarihlerde Anadolu’da toplam nüfus 600.000 civarında olmasına karşın, 4. Tutalya çağlara nasıl sesleniyor: “Su kaynakları tüm nesillerin korunması gereken malıdır. Her kim ki su kaynaklarını tahrip ede, hayvanını getirip buraları kirlete, çöp ata; kafası orada kesile. Bu kaynakları kutsuyorum” diyor. Bu nedenle Anadolu’da su çıkan her yere bir anıt yapılıyor.

T.C. Anayasası’nın 56.maddesi şöyle der. ‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların görevidir’’.

Erzincan Kemaliye ilçesi, Gözaydın Köyü sınırlarında bulunan demir madeni özel bir şirket tarafından 01.06. 2017 tarihinden bu yana rödavans ile işletilmektedir. Buna ilave olarak Erzincan İliç altın madenini işleten bir başka  özel şirket tarafından, Ağıl, Dilli, Harmankaya köyleri civarında altın arama sondajına başlanmıştır. Mevcut işletilen demir madeni başta doğa olmak üzere, biyolojik çeşitlilik, yüzey ve yer altı su kaynakları, insan yaşamı için tehlike oluşturmakta. İleride işletilmesi düşünülen altın madeni de aynı şekilde tehlike oluşturacaktır. Altın Madeni su kaynakları, topraktaki organizmalar, yaban hayatı, kısaca yaşamı olumsuz etkiler.

Madencilik ve çevre: Madencilik faaliyetleri diğer endüstri faaliyetlerine göre çevrenin fiziksel ve kimyasal olarak bozulmasının doğrudan nedenidir. Doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Madenciliğe ilişkin faaliyetler birkaç aşamada olup, her birinde doğa farklı olarak zarar görür. En zarar verici faaliyetler; maden işletme (çıkarma), zenginleştirme, metal tasfiyesi ve kazanılması gibi işlemlerden dolayı ortaya çıkan kirleticilerdir. Açık ocak maden işletmeciliğinde doğa tahribatı üretim sırasında doğrudan olmaktadır. Fiziksel ve kimyasal yolla olan hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin bozulması, gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel ve nitel bozulmasıdır. Madenciliğin neden olduğu çevre kirlenmesi katı sıvı ve gaz olmak üzere üç guruptur

Katı: Örneğin altın içeren kayaçtaki bir altın yatağı değerlendirilirken, cevherin çok ince tane boyutuna öğütülmesi gerekmektedir. Zenginleştirme sonucunda da çok fazla miktarda ince boyuttaki artık, yağan yağmurun, rüzgarın etkisiyle çevreye yayılmaktadır. Madenden çevreye yayılan PM10 insan tarafından solunabilir boyuttaki toz ve çöken toz risk oluşturabilir. Yer altı suyunun ve toprağın kirlendiği, şimdiye kadar işletilen ve terk edilen, çok sayıda örnek vardır. Ortaya, hem de olduğu gibi bırakılan pasa, atık ve cüruflar çevreyi kirletmeyi hala sürdürmektedirler.

Altın, tenör ve tenöre bağlı kazı miktarı açısından diğer birçok madenlerden ayrılır. Örtü kazı miktarı hariç sadece cevher açısından kazı miktarı çok büyüktür. Örneğin bir ton kömür için yaklaşık bir ton kömür kazılır. Bir ton demir için, iki-üç ton demir cevheri kazılır. Bir ton bakır için 100-150 ton bakır cevheri kazılır. Ancak bir ton altın için yaklaşık 300.000 ton altın cevheri kazılır. Yani oran bazında doğa tahribatının-fiziksel bütünlüğün bozulması en fazla altın madenciliğindedir. Ağıl-Dilli ve Harmankaya altın madeni işletmeye geçildiğinde devasa çukurlar oluşturularak, pasaları çevreye yığılacaktır.

Sıvı: Cevher zenginleştirme esnasında ince öğütülmüş malzemeye fazla miktarda su ve kimyasal maddeler ilave edilmektedir. Bu yüzden atık sularda sağlığa zararlı organik ve inorganik maddeler bulunmaktadır. Altın-gümüş işleme tesisleri, metal kaplama sanayi, sülfürlü cevherlerin flotasyonla zenginleştirildiği konsantratör tesisleri en büyük siyanürlü artık su kaynaklarını oluştururlar.

Gaz:  Sülfürlü cevherler fazla miktarda kükürt içerdiklerinden kavurma esnasında SO2 açığa çıkmaktadır. Ortaya çıkan SO2 gazı çevreye yayılırsa çevredeki canlıları etkileyerek doğal dengeyi bozmaktadır. Altın madenciliğinde kullanılan sülfürik asit yağmur suyu ile karışarak asit yağmuru şeklinde yere iner ve canlıların yaşamını tehdit eder. Madenden çevreye yayılan nitrik asit ve kükürt dioksit insan sağlığı yönünden risk oluşturur.

ASİT MADEN DRENAJINDAN KAYNAKLANAN TOPRAK VE SU KİRLİLİĞİ

Altın madeni alanındaki sülfürce zengin minerallerin bozunması sonucunda yer altı sularında oksitlenme, yüksek sülfat derişimi, asidik ortam, altın cevherleşmesinde pirit, markazit, galen, kalkopirit, azurit gibi mineraller eşlik eder. Bu minerallerin yer aldığı yığın yağmur suyuyla ya da liç yöntemiyle ıslandığında, gerekli önlem alınamadığında asit maden drenajı dediğimiz, asidik bir suyun oluşumuna yol açar.

Asit maden drenajı (AMD) nedir? Bir sülfürlü maden sahasındaki kayaç yığınlarında, cevher ve pirit konsantresi stoklarında ve artıkların terk edildiği barajlarda pirit, pirotin ve markazit gibi bir demir sülfür mineralinin nemli ortamda oksitlenmeye maruz kalmasıyla tetiklenen tepkimeler sonucu, sulu ortama proton (H+ ) geçmesi ve çözeltinin asidik niteliğe bürünmesi, sülfürik asit üretmesidir.

‘’Madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan su kirliliğinde dikkatler, yakın geçmişe kadar siyanür üzerinde iken, bu giderek AMD’na yönelmektedir. Fakat yeterli düzeyde bilinmemesi bazı algı yanlışlıklarına sebep olmaktadır. Bir maden yatağında sülfürlerin, özellikle demir sülfürlerin bulunması, orada mutlaka AMD sorunu çıkacağı anlamı taşımaz. Aynı şekilde, karbonatların ve silikatların varlığı da “kesin olarak engelleyici unsurdur” denemez. Belirleyici olan, etkin faktörlerin yerel anlamda nasıl rol oynayacaklarıdır. AMD hâlihazırda başlamışsa kaynağında önlenmesi söz konusu değildir. Bilhassa, çevresel duyarlılığın etkin olmasından önce işletilmeye başlayan ve kapatılan madenlerde gözlemlenen bu sorun, geliştirilen aktif ve pasif yöntemlerle, kimi zaman yüksek maliyetli de olsa, üstesinden gelinebilmektedir. Çevre bilincinin gelişmesiyle, ÇED süreci devreye girmiştir. Çevresel plânlaması yapılan yerlerde, kestirim sonucunda AMD potansiyelinin var olduğu saptanmışsa, sorun ortaya çıkmadan çok daha düşük maliyet ve güvenle önlenebilmektedir. Asıl mesele, gerekli çalışmanın zamanında yapılması, önlemlerin uygulamaya konması ve mutlaka denetlenmesidir’’.

Daha işletmeye geçmeden Kabataş köyünde sondajları devam eden altın madeni sahasında, asit kaya drenajı (AKD) olayı görülmektedir. AKD bir cevher ya da kayanın bünyesindeki kükürt içeren demirli sülfit minerallerinin (en sık görülen pirit) havanın oksijeni ve nemiyle etkileşerek limonitleşmesi ve sülfürik asit üretmesidir.

Altın sondajı yapılan Kabataş köyü Mavi Dere civarında asit kaya drenajı olayı görülmektedir. Dere suyunun elektrik iletkenliği 1800 µS/cm, sülfat 1060 mg/l, yer altı suyunun elektrik iletkenliği ise 2270 µS/cm, sülfat 1520 mg/l ile çok yüksek orandadır. Su içilemez. Elementlerce zengin, sülfatlı su, şelale yaptığı ya da akıntılı olduğu kısımlarda yüzeyde kimyasal reaksiyonla mavi renkli azurit (bakır minerali) oluşumuna yol açıyor. Karşıdan bakılınca dere suyu sanki maviymiş gibi görünüyor.  Bundan dolayı da derenin adına Mavi Dere denmiş.

Cevher minerali içeren, bütün bir yer kabuğu parçası doğal halindeyken, atmosferle, suyla temas ettiğinde ancak sınırlı oranda yüzeyi kadar oksitlenir ve çözünür. Ancak, cevher çıkarılması için bu kaya parçalara bölünürse, yüzey alanının karesi oranında çoğaltmış olur. Yüzey alanı büyütülmüş, içerisinde işletilemeyecek kadar düşük, ancak sağlık için hala zararlı oranda metalleri taşıyan pasa olarak tanımlanan kırıntılar ve tozlar, yağacak yağmurda yıkanarak asit maden drenajına dönüşebilmektedir.

‘’Madencilik faaliyetleri ile ilintili çevre sorunları; madenlerin çeşitlilik göstermesi, farklı biçimlerde ve yapılarda yataklanması, üretim ve zenginleştirilmelerinde zorunlu olarak birbirinden ayrı yöntemler uygulanması gibi nedenlerle, yerel şartlara da bağlı olarak geniş bir yelpazede değişkenlik göstermektedir. Ancak alıcı ortamlar açısından bakıldığında, sularla maden üretimi arasında sıkı ve yoğun bir ilişki olduğu için, hiç kuşkusuz en ciddi sorun su kirliliğidir. Bünyesinde demir sülfür mineralleri bulunan sahalarda görülen asit maden drenajı (AMD) ise; değişik tür madenlerde ortaya çıkabilmesi (yaygınlığı), uzun mesafelere kolayca taşınabilmesi (hareketliliği) ve etkinliğini yıllar boyunca sürdürebilmesi (devamlılığı) dolayısıyla diğerlerinden ayrılmaktadır’’ .

‘’AMD’nın belirgin özellikleri çok düşük pH, yüksek metal derişimi, yüksek oranda çözünmüş katı ve askıda katı içeriğidir. Böylelikle, AMD dereler, çaylar, nehirler ve göller gibi alıcı ortamlara karıştığında, söz konusu alandaki canlı yaşamı olumsuz yönde etkilenebilir. Hatta kimi türler tamamen yok olabilir, bağlantılı olarak besin zinciri zamanla zayıflayabilir ve neticede ekosistem çökebilir. Görüldüğü üzere, AMD sık karşılaşılan, etki alanı geniş ve uzun süreli bir çevre kirliliği sorunudur. Henüz daha oluşumu başlamadan önlenmesi, ekonomik ve teknik açıdan bir gerekliliktir’’.

Gözaydın’daki demir yatağında arsenik, bakır, pirit, markazit mineralleri en fazla asit maden drenajına yol açabilecek minerallerdir. Yine Ağıl, Dilli, Harmancık civarındaki altın zuhurları içindeki pirit, pirrotin, sfalerit, markazit, kalkopirit, nikel yoğun şekilde asit maden drenaj nedenidir.

Rezervi biten veya terk edilen AMD potansiyeline sahip bir sülfürlü maden, gerekli önlemler alınmamışsa, muhtemelen kısa süre içinde asit üretmeye başlar. Bu gerçekleşmişse, artık kaynakta önlem mümkün değildir’’.

Gözaydın demir madeninde, demirden başka bünyesinde bulunan bakır, altın, gümüş, nikel ve arsenik asit maden drenajı yoluyla Gözaydın ve Dilli Deresi suyunu, tarım ve bahçe tarımı yapılan toprakları kirletecek, çevre ve insan sağlığını tehdit edecektir.

AĞIL, DİLLİ, HARMANKAYA ALTIN MADENİ SONDAJLARI

Halen Ağıl, Dilli ve Harmankaya ruhsat alanında altın madeni işletmesi yapılmamakta olup, aramalara devam edildiği bilinmektedir. Gözaydın köyünde işletilmekte olan demir madeninden kaynaklı olası toprak, su ve hava kirliliği, altın madeni işletmeye geçildiğinde de aynısı söz konusu olacaktır. Altın madeninde oluşabilecek asit maden drenajıyla madenin bünyesinde bulunan ağır metaller toprak ve suyu kirletmesiyle ciddi çevre ve canlı varlığı için tehdit oluşturacaktır. Toprak ve su kaynaklarında bunun etkileri sürekli izlenmelidir.

Maden arama çalışmalarında çevresel değerlere en yüksek etkiler sondaj, yarma ve arama galerisi açılması sırasında görülmektedir. Arama sırasında kullanılan araçların ve iş makinalarının çevreye yağ, yakıt akıtması ve eksozundan aşırı duman çıkarmasıdır. Yeni yol açılması gerekiyorsa da ağaç kesmeden ve doğaya zarar vermeden çözüm bulunmalıdır. Su ve arazi kullanımı, toprak ve suyun atıklarla kirletilmesi, hayvanların otlatılması, iş vasıtalarının yerleşim yerlerinden geçmeleri, oluşacak trafik yoğunluğu ile toz ve patlatma konuları ayrıca endişe konusudur.

5 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete 7061 sayılı Kanun’un 48 inci maddesine göre, arama çalışmalarında istenen ÇED kaldırılmıştır: “Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz”. Fiziksel karakteri yüksek olmayan haritalama ya da jeokimyasal örnekleme benzeri çalışmalar için ÇED istenmeyecektir. Ancak, yarma/hendek, kuyu, galeri ve sondaj gibi fiziksel karakteri yüksek, arsenik, asbest gibi mineraller bulunduran zeminde,  çevreye ve insan sağlığına etki yapan çalışmalar için ÇED gerekecektir. Altın araması yapan şirketin Ağıl, Dilli ve Harmankaya civarındaki sondajlar için ÇED gerekecektir.

MADENİN YER ALTI SUYUNA ETKİSİ

Madencilik faaliyeti sırasında çok büyük miktarlarda suya gereksinim vardır. Dünya’da madencilik endüstrisi yılda 7-9 milyar m3 su kullanıyor. Ağıl, Dilli, Harmankaya yöresinde işletilmesi düşünülen altın madeninde ve halen işletilmekte olan Gözaydın demir madeninde büyük miktarlarda suya ihtiyaç vardır. Çekilen su, kaynakların ve yer altı suyunun dengesini bozar. Bu da ekolojik dengenin alt üst olması anlamına gelir. Ocaktaki yapılacak patlatmalar ile halkın kullandığı kaynak suları yön değiştirebilir, kuruyabilir ya da yetersiz kalabilir. Maden işletmesinde gerek duyulan suyun bulunamaması ya da maden ocağı derinleştikçe aşırı su gelirinin olması, yöredeki su kaynaklarının maden işletmesi nedeniyle azalması ya da kirlenerek kullanılamaz hale gelmesi yöre halkını ve doğal yaşamı etkileyecektir. Madenin en büyük kirletici etkisi asit maden drenajından kaynaklanan asidik su olacaktır.

Gözaydın demir madeni ile işletilmesi düşünülen altın madeninden kaynaklı asidik su, Dilli Deresi ve çevredeki yer üstü ve yer altı su kaynaklarının ağır metalce kirlenmesine yol açacaktır. İçme ve kullanma suyu rezervuarının mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında kesinlikle madencilik yapılmasına izin verilmemelidir. Ağıl-Dilli ve Harmankaya altın madeni işletmeye geçtiğinde devasa çukurlar açılacak, pasa yığınları oluşacak, dere yatakları, meralar, tarım alanları tahrip edilecektir. Dere yatakları ve su kaynaklarının yapısı ve akışkanlığı bozulacaktır. Dereler ve tüm su kaynakları, çeşmeler yok olacaktır.

Maden ocağı ve tesisleri, 950 kodu altında kalmalı. Dilli Çayı, 1250 m kodundan itibaren kireçtaşı kayalarını beslemektedir. Karstik kireçtaşı kayalarından süzülen suların Kadıgöl Kaynağından çıkması olasılığı dikkate alınmalı; maden alanı, Sarıçiçek Yaylası ve çevresindeki karstik çöküntülerdeki su gidenlerden boya deneyleri yapılarak Kadıgöl ve Kemaliye merkez Karasu Nehri vadisi batı yamaçlardaki kaynaklardan çıkıp çıkmayacakları gözlenmelidir.

Maden sahası doğu sınırı ile Kemaliye merkez arasında (Sarıçiçek yaylası)  Munzur Kireçtaşı kaya birimi yüzeylenir. Tektonik olaylar ile kaya kütlesinin çatlaklı ve kırıklı bir yapı alması sonucunda yüksek ikincil gözeneklilik gelişmiştir. Doğal sular tarafından çözünmelere karşı duyarlı olan bu birimdeki kırıklar çözünme sonucunda genişletilmiş ve bu birim bölgede karstik bir özellik kazanmıştır.

Madenden kaynaklı gaz ve tozlar Sarıçiçek yaylasındaki kireçtaşı kayalarında ve dolayısıyla su kaynaklarında kirliliğe yol açacaktır. Madendeki patlatmalarda aynı şekilde su kaynaklarını özellikle Kadıgöl’ü etkileyebilir.

 

Erzincan, Kemaliye, Gözaydın, Ağıl, Dilli, Harmankaya köyleri altın madeni sondajı, atık pasası, atık havuzu, çevre etkisi, sağlık

Makale ‘’Kemaliye Eğin’e HASRET Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 30, Kasım 2019, sayfa 1 ve 7’de’’ yayımlanmıştır.

KEMALİYE GÖZAYDIN KÖYÜ İŞLETİLMEKTE OLAN DEMİR MADENİ İLE AĞIL-DİLLİ-HARMANKAYA KÖYLERİ CİVARI İŞLETİLECEK ALTIN MADENİ ATIK PASALARI, ATIK HAVUZU, AĞIR METALLERİN ÇEVRESEL VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ

Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı-Araştırmacı Yazar

Gözaydın ve Dilli Deresi suyu sürekli kontrol edilmediği sürece, Gözaydın’da işletilen Demir madeni ve ileride işletmeye geçilmesi düşünülen altın madeninden kaynaklı zehirli bir element olan arsenik başta olmak üzere ağır metalce zenginleşen suyu tüketen insanlar ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa kalabilirler. Toprakta zenginleşen ağır metalleri alan sebze ve meyveleri tüketenler risk altında olabilirler. Hayvanlar ve kuşlar etkilenebilir. Madenden kaynaklı metalleri içeren çeşitli tozlar, rüzgarlarla taşınarak Sarıçiçek Yaylası dolayısıyla başta Kadıgöl olmak üzere su kaynaklarına etkisi olabilir. Endemik bitkiler etkilenebilir. Demir madeni tozu siderosiz, kuvars tozu da silikozis denilen bir çeşit pnömokonyoz türü olan akciğer hastalığına neden olabilir.

Bundan önceki bölümde demir ve altın madeni ve çevre ilişkileri hakkında genel bilgiler vermiştim. Bu bölümde ‘’şu anda işletilen Gözaydın demir madeni ile Ağıl-Dilli-Harmankaya civarında işletilmesi düşünülen altın madeni hakkında maden pasası (katı atıklar), atık havuzları, madende bulunan ağır metallerin insan sağlığına etkileri’’ hakkında bilgiler vereceğim.

Dünyada Madencilik endüstrisi yılda 7-9 milyar metre küp su kullanıyor. Ormanları yok ediyor; doğayı tahrip ediyor. Ayrıca maden şirketleri yılda 180 milyon ton atığı Dünyanın her yerindeki nehir, göl ve okyanuslara boşaltıyor. Bazı ülkeler yabancı maden şirketlerinin gücünü dizginliyorlar. Ör. Bolivya’da Moralis hükümeti, bütün minerallerin Bolivya halkına ait olduğunu ileri sürerek, 500 yıllık yabancı endüstri hakimiyetine son verdi.

Kanadalı şirketin “Türkler taş taşımakta çok iyiler” ifadelerini millet olarak biraz incinerek izledik. Munzur Dağları’nda 25 yıllık işletme süresi dolup, doğa geri döndürülemez şekilde tahrip edildikten, çevredeki yer altı suları ve sulama barajları siyanür ve asit maden drenaj sularıyla kirlendikten sonra kim ne kazanmış olacak?

Yer altı ve üstü kaynakları bu ülkenin değeridir; bilim, akıl ve vicdan ölçütleri içinde, tüm dünyada olduğu gibi bu kaynaklar elbette değerlendirilebilir. Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır: 1-Doğanın mutlaka korunması,  2-Kamu yararının önceliği, 3-Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi. Gözlemlerime dayanarak, maden işletmeciliğinde bu üç önemli koşulun tam tersi yapılıyor. Çevre tamamen gözden çıkartılıyor; kamu yararı gözetilmiyor; yapılan işlerde şeffaflık olmuyor (Atabey, 2019a).

Bugün Dünyayı en çok ilgilendiren çevre sorunu ve Birleşmiş Milletlerin Çevre Deklarasyonu, ilk defa, Hitit Kralı 4. Tutalya tarafından deklere edilmiştir. O tarihlerde Anadolu’da toplam nüfus 600.000 civarında olmasına karşın, 4. Tutalya çağlara nasıl sesleniyor: “Su kaynakları tüm nesillerin korunması gereken malıdır. Her kim ki su kaynaklarını tahrip ede, hayvanını getirip buraları kirlete, çöp ata; kafası orada kesile. Bu kaynakları kutsuyorum” diyor. Bu nedenle Anadolu’da su çıkan her yere bir anıt yapılıyor (Demirsoy, 2019; Atabey 2019b, c).

T.C. Anayasası’nın 56.maddesi şöyle der. ‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların görevidir’’.

Erzincan Kemaliye ilçesi, Gözaydın Köyü sınırlarında bulunan demir madeni özel bir şirket tarafından 01.06. 2017 tarihinden bu yana rödavans ile işletilmektedir. Buna ilave olarak Erzincan İliç altın madenini işleten bir başka  özel şirket tarafından, Ağıl, Dilli, Harmankaya köyleri civarında altın arama sondajına başlanmıştır. Mevcut işletilen demir madeni başta doğa olmak üzere, biyolojik çeşitlilik, yüzey ve yer altı su kaynakları, insan yaşamı için tehlike oluşturmakta. İleride işletilmesi düşünülen altın madeni de aynı şekilde tehlike oluşturacaktır. Altın Madeni su kaynakları, topraktaki organizmalar, yaban hayatı, kısaca yaşamı olumsuz etkiler Atabey 2019b).

Madencilik ve çevre

Madenciliğin neden olduğu çevre kirlenmesi katı sıvı ve gaz olmak üzere üç guruptur

Katı: Örneğin altın içeren kayaçtaki bir altın yatağı değerlendirilirken, cevherin çok ince tane boyutuna öğütülmesi gerekmektedir. Zenginleştirme sonucunda da çok fazla miktarda ince boyuttaki artık, yağan yağmurun, rüzgarın etkisiyle çevreye yayılmaktadır.

Sıvı: Cevher zenginleştirme esnasında ince öğütülmüş malzemeye fazla miktarda su ve kimyasal maddeler ilave edilmektedir. Bu yüzden atık sularda sağlığa zararlı organik ve inorganik maddeler bulunmaktadır. Altın-gümüş işleme tesisleri, metal kaplama sanayi, sülfürlü cevherlerin flotasyonla zenginleştirildiği konsantratör tesisleri en büyük siyanürlü artık su kaynaklarını oluştururlar.

Gaz:  Sülfürlü cevherler fazla miktarda kükürt içerdiklerinden kavurma esnasında SO2 açığa çıkmaktadır. Ortaya çıkan SO2 gazı çevreye yayılırsa çevredeki canlıları tahrip ederek doğal dengeyi bozmaktadır.

Madencilik faaliyetleri diğer endüstri faaliyetlerine göre çevrenin fiziksel ve kimyasal olarak bozulmasının doğrudan nedenidir. Doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Madenciliğe ilişkin faaliyetler birkaç aşamada olup, her birinde doğa farklı olarak zarar görür (Dilek, 2009). En zarar verici faaliyetler; maden işletme (çıkarma), zenginleştirme, metal tasfiyesi ve kazanılması gibi işlemlerden dolayı ortaya çıkan kirleticilerdir. Açık ocak maden işletmeciliğinde doğa tahribatı üretim sırasında doğrudan olmaktadır. Fiziksel ve kimyasal yolla olan hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin bozulması, gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel ve nitel bozulmasıdır.

Gözaydın demir madeni etkilerine geçmeden önce atık pasası ve atık havuzu nedir tanımaya çalışalım ki, demir ya da altın madenindeki tehlikenin ne olduğunu anlayabilelim.

Maden atıkları (pasaları)

Maden üretimi ve işlenmesi aşamalarında ortaya maden atıkları çıkmaktadır. Bu atıklarından kaynaklanan kirlenmeler, cevherin çeşitliliğine göre farklı çevresel etkiler yaratabilmektedir.

Maden atık havuzu

Atık barajı; maden atıklarının doğrudan toprağa ve yer altı suyuna karışımı önlemek, denetim altına alınmak için oluşturulan barajlardır. Atık barajlarında tutulan ve atık cevherlerle zenginleşmiş çamur, yüzey suları ve sızıntı sular da risk oluşturmaktadır. Sular baraj duraylılığını etkiler ve çevre kirliliği için birer kaynak oluştururlar. Atık barajlarına su üç yolla karışmaktadır (Karadeniz, 1996).

Bunlar;

1-Cevher hazırlama ve zenginleştirme sırasında kullanılan sular.

2-Yağmur suları

3-Yüzey ve yer altı suları.

Buna karşın suyun barajdan ayrılması üç yolla olmaktadır.

1-Atık havuzu yüzeyinden buharlaşma,

2-Atık havuzu tabanından ve baraj gövdesinden sızma,

3-Havuzdan serbest olarak bırakılan su.

Madencilik faaliyetlerinde pasalar, yapay barajların ardındaki pasa gölcüklerinde yaş olarak tutulur. Bazı durumlarda metallerin yüzey ve yer altı sularına sızmasıyla içme suyu kaynağında ciddi ölçüde kirlenmeler olabilir. Ek olarak, maden kapatıldıktan sonra komşu alanlara yayılma eğilimli olan ince taneli malzemeyi yerinde tutan gölcükleri sürekli ıslak tutacak düzenlemeler yapılmadığı takdirde bu gölcükler kuruyacaktır. Kuruyan atıklar tozlaşarak çevreyi tehdit edecektir.

İŞLETİLEN GÖZAYDIN (BİZMİŞEN) DEMİR MADENİ İLE AĞIL, DİLLİ, HARMANKAYA CİVARINDA İŞLETİLECEK ALTIN MADENİNDEKİ AĞIR METALLERİN ETKİSİ

Demir madenindeki sahada Altın, Arsenik, Bakır, Gümüş, Demir başlıca elementlerdir. Gözaydın demir madeni, magnetit cevher mineralleri ile beraber Pirotin, Rutil, Sfalerit, Flogopit, Pirit, Titanit, Grasular, Epidot, Kalkopirit-Mişkotofit-Andradit–Dolomit,  Kromit-Apatit-Diyopsit-Kuvars,  Markasit-Lineyit-Kalsit ve Barit çok yoğun  Pirit, daha az oranda Kalkopirit, Barit, Gümüş, Altın ve Nikel bulunur. Bizmişen Deresi,  Dilli Köyü’nün kuzeyinde uzunlukları 5-6 m kuvars damarları vardır. Cevherleşme de makroskopik olarak silisle beraber yoğun olarak Pirit ve ender olarak Kalkopirit gözlenmektedir (Atabey, 2019b).

Demir madenine bağlı ana cevher mineral Manyetit, Hematit, Pirit, Kalkopirit, Barit, Galen ve Molibdenittir. Bu ana bileşenlerin yanı sıra, tali olarak Rutil, İlmenit ve Kromit saptanmıştır. Ayrıca ikincil olarak Limonit,  Malahit ve Kovellin gözlenmiştir (Tablacı, 2012).

Gözaydın köyü demir ocağından doğrudan demir cevheri alınarak, kırma, işleme tesisine getirilmekte ve buradan Karabük Demir Çelik Fabrikasına sevk edilmektedir. Ancak demir cevherini bünyesinde bulunan yan kayaçlar ve kısmen cevherli kayaç kırıntıları, parçaları pasa adı altında ocağın işletildiği sahanın farklı yerlerine ve özellikle Gözaydın-Dilli Deresi yamacına dökülmektedir. Bu tür cevherli atık yığınları çevre kirliliğinin kaynağı olmakta, içindeki bakır, altın, nikel gibi sülfürlü elementler yağmur suyu ile yıkanarak tabanda asidik bir su oluşturacak ve Dilli Deresinde canlıların yaşayamaz hale getirecektir.

Gözaydın demir madeninde atık havuzu bulunmamaktadır. Eğer atık havuzu kurulduğunda, sızdırma ihtimali riskine karşı önlem alınmadığı takdirde, Gözaydın-Dilli Deresi kirlenecek canlı ve bitkilere zararı olacaktır. Atık havuzu, barajlarının yıkılması bir risktir. Demir ve Altın madeninin bulunduğu alan Malatya Fayı üzerinde yer alır. Yörede sık sık depremler olmaktadır. Atık barajlarında drenaj yeterli değilse ve bunlara yağmur ve deprem gibi dış etkenler katkıda bulunuyorsa, duraylılığını kaybeden barajlar yıkılabilir. Atık havuzundaki atık çamuru ve pasalar dereye deşarj olur ve suları ve toprağı kirletir (Atabey, 2010, 2019a, b). İleride Ağıl, Dilli, Harmankaya civarında altın madeni işletilir ve atık havuzu yapılırsa; sızmalar olursa, canlı yaşamı ve sular tehdit altında olacaktır.

Demir madeninde bulunan ağır metallerin (arsenik, bakır, demir, gümüş, nikel) çevre ve insan sağlığına olası etkileri

Önce ağır metal nedir tanıyalım. Ağır metal tanımı fiziksel özellik açısından yoğunluğu 5 g/cm3’ ten daha yüksek olan metaller için kullanılır. Bu gruba kurşun, kadmiyum, krom, demir, kobalt, bakır, nikel, cıva ve çinko olmak üzere 60’tan fazla metal dahildir. Ağır metaller, su kaynaklarına, endüstriyel atıklar veya asit yağmurlarının toprağı ve dolayısıyla bileşimde bulunan ağır metalleri çözmesi ve çözünen ağır metallerin ırmak, göl ve yer altı sularına ulaşmasıyla geçer. Sulara taşınan ağır metaller aşırı derecede seyrelirler ve kısmen karbonat, sülfat, sülfür olarak katı bileşik oluşturarak su tabanına çöker ve bu bölgede zenginleşirler. Sediment tabakasının emme kapasitesi sınırlı olduğundan dolayı da suların ağır metal derişimi sürekli olarak yükselir (Kahvecioğlu ve diğerleri, 2007).

Gözaydın demir madeninde, demirden başka bünyesinde bulunan bakır, altın, gümüş, nikel ve arsenik asit maden drenajı yoluyla Gözaydın ve Dilli deresi suyunu, tarım ve bahçe tarımı yapılan toprakları kirletecek, çevre ve insan sağlığını tehdit edecektir.

Arsenik: Arsenik toksik (zehirli) bir elementtir. Arseniğin kronik olarak artışı kromozom ve genler üzerinde olumsuz değişimlere neden olmaktadır. Litrede 10 µg sınır değeri üzerinde arsenik içeren su içildiği zaman bu durum; deri, akciğer, idrar kesesi ve böbrek kanseri riskini arttırmaktadır.  Litrede 10 µg-50 µg arası derişimlerde arsenik içeren sular uzun süre içildiğinde akciğer ve mesane kanseri ile derideki yaralarda artışlar görülebilir. Çocuklar, 10-11 µg/l arası, yetişkinler ise 30 µg/l arsenikli suyu uzun zaman tükettiklerinde IQ zarar görebilir. 20-91,5 µg/l arası arsenikli sular tüketildiğinde atardamar, atriyol ve kılcal damar hastalığına neden olduğu tespit edilmiştir (Atabey, 2018).

Bakır: İçme suyundaki bakır derişimi 2 mg/l olarak sınırlandırılmıştır. Bakır elementinin organizmada çok fazla oluşu, arteroskleroza ve katarakta    neden olabilir. Bakır, vücut tarafından zor emilen bir maddedir.  Bitkilerde bakırın fazla oluşu, pigmentlerinin değişimine yol açar (Atabey, 2018).

Demir: 3 mg/l ve üzerine çıkmadığı takdirde insan sağlığına olumsuz etkisi bulunmamaktadır.

Gümüş: Eğer gümüş metali derinin altına inerse, burada pigmenli dövme şeklinde sulu gümüş eriyiği vücutta birikim yapabilir. Yıllar sonra konjonktivit, deride, tırnak yatağında pigmentli lezyonlar yapar. Gümüş elementine maruz kalan kişilerde yüz, boyun ve kasık bölgelerde cildin mavi renk alması şeklinde gözlemlenen Argyria denilen bir hastalık ortaya çıkmaktadır.

Nikel: Nikelin 3 tip etkisi vardır. Kanserojen etki, solunum sistemine etki ve dermatolojik (alerjik) etkidir. Aşırı nikel zehirli etki yapar. Özellikle 20 µg/l’den fazla nikel içeren sular, sağlığı olumsuz etkiler. Nikel alımı fazla olduğunda bulantı, kusma, baş dönmesi, ishal, kalp çarpıntısı ve baş ağrısı görülmüştür. Nikele maruziyetin oluşturabileceği başlıca sağlık riski solunum sistemi kanserleridir.  Burun ve akciğer kanserleri en sık rastlanılandır. 30 ppm nikel karbonile 30 dakika maruziyet ölümcül olabilmektedir. Başlangıç semptomları; baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, bulantı ve kusmadır. 12-36 saat içersinde, soluma zorluğu, göğüs ağrısı oluşur. Solunumun bozulmasını pnömoni izler (Atabey, 2018).

DEMİR TOZU AKCİĞERDE SİDEROSİZ HASTALIĞI YAPAR

İş sağlığı ve güvenliği yönünden kişisel koruyucu tedbirler alınmadığı taktirde madende çalışanlar, demir tozunun en yakınında bulunan Gözaydın köyüne ulaşması ve sürekli etkili olması halinde köy halkının demir tozundan kaynaklı akciğerlerinde siderozis denilen bir tür pnömokonyoz türü akciğer hastalığına yakalanma riski bulunmaktadır.

ALTIN MADENİNDE BULUNAN KUVARS, SİLİKOZİS HASTALIĞI YAPAR

Aynen demir tozunda olduğu gibi, İş sağlığı ve güvenliği yönünden kişisel koruyucu tedbirler alınmadığı taktirde madende çalışanlar, kuvars tozunun en yakınında bulunan Gözaydın, Ağıl, Dilli, Harmankaya, Yeniköye ulaşması ve sürekli etkili olması halinde köy halkının kuvars tozundan kaynaklı akciğerlerinde silikozis denilen bir tür pnömokonyoz türü akciğer hastalığına yakalanma riski bulunmaktadır.

AĞIL, DİLLİ, HARMANKAYA ALTIN MADENİ SONDAJLARI

Şu anda Ağıl, Dilli ve Harmankaya ruhsat alanında Altın madeni işletmesi yapılmamakta olup, aramalara devam edildiği bilinmektedir. Gözaydın köyünde işletilmekte olan demir madeninden kaynaklı olası toprak, su ve hava kirliliği, altın madeni işletmeye geçildiğinde de aynısı söz konusu olacaktır. Altın madeninde oluşabilecek asit maden drenajıyla madenin bünyesinde bulunan ağır metaller toprak ve suyu kirletmesiyle ciddi çevre ve canlı varlığı için tehdit oluşturacaktır.