Muğla, deprem, Muğla ili deprem tehlikesi

Bu makale, 13.04.2020 tarihinde ‘’https://www.bodrumguncelhaber.com/dr-esref-atabeyin-yazisi-mugla-ili-deprem-tehlikesi/’’ web sayfasında yayımlanmıştır.

MUĞLA İLİ DEPREM TEHLİKESİ

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Deprem, yerkabuğu içerisinde fay olarak tanımlanan kırıklar üzerinde biriken enerjinin aniden boşalması sonucunda oluşan yer değiştirme hareketinin neden olduğu elastik dalga hareketleridir*1. Güney Ege ve Batı Akdeniz, Muğla Bölgesi, ülkemizin depremsellik açısından en tehlikeli yörelerinden birisidir. Ege ve Akdeniz’de kıyılar boyunca son yüzyılda büyük deprem (M>7,0) üreten kaynakların varlığı bilinmektedir. Bu bölgede binlerce deprem meydana gelmiştir. Son yıllardaki Muğla-Bodrum, Yatağan, Gökova Körfezi deprem etkinliği dikkat çekmektedir. Tarihsel dönemlerde de birçok yıkıcı depreme maruz kalmıştır.

Muğla’da son yüzyılda meydana gelen deprem büyüklükleri ve etkilenen yerler şunlardır: 

1926 M=7.4 Rodos,

1933 M=6.5 Kos,

1941 M=5.8 Muğla,

1957 M=7.1 Fethiye,

1959 M=5.7 Köyceğiz,

1961 M= 6.3 Marmaris,

1969 M=5.4 Fethiye,

2004 M=5.1-5.3 Gökova Körfezi,

2004 M=5.1 Ula,

2012 M=6.0 Ölüdeniz,

2017 M=5.0 Menteşe,

2015 M=6.1 Girit Adası doğusu,

2017 M=6.6 Gökova Körfezi.

1900-2013 yılları arasında, Fethiye, Dalaman, Ortaca, Köyceğiz, Marmaris,  Datça ve Bodrum civarında, büyüklükleri 3 ile 7.8 arasında değişen 3802 adet deprem meydana gelmiştir2.

Richter’e göre deprem büyüklüğü

1.0-3.0: Hissedilmez, sismograf ile kaydedilir.

3.1-4.0: Sık hissedilir, çok az hasar verir.

4.1-6.0: Binalar ve diğer yapılara hasar verir.

6.1-6.9: Nüfusun yoğun olduğu yerlerde büyük hasar verir.

7.0-7.9: Şiddetli depremdir ve ciddi hasar verir.

8.0 ve daha büyük: Çok şiddetli depremdir ve yerleşim yeri tümüyle yok olabilir.

MUĞLA İLİ DEPREM POTANSİYELİ

Afrika kıtasının Anadolu kıtası altına dalma kuşağında olan Muğla güney bölgesinde Türkiye’nin en büyük ve en derin depremleri oluyor. Afrika Kıtasının Ege Denizi ve Batı Anadolu altına dalışında yıllık hızı 4-5 cm’ye ulaşmakta. Afrika Kıtası ile Anadolu Kıtasının aynı zamanda birbirine çarpışmasıyla Ege Denizi kabuğu ile Batı Anadolu Yunanistan kabuğunda büyük gerilmeler oluyor. Bu gerilmeler özellikle Güney Ege dalma-batma kuşağının Yunanistan tarafında son 5-6 yıldır 5 ve 6 büyüklüğünde depremler oluşturmuştur. Bölgede son 100 yıllık zaman dilimindeki yıkıcı depremlerin büyük çoğunluğu özellikle 1941 ve 1957 yılları arasında oluşmuştur. Son 35 yıl içerisinde bölgede büyük deprem (M>6) olmamıştır. Bölgede M=7.5 büyüklüğünde depremler için yinelenme (tekrarlama) yaklaşık 96 yıl, M=7 büyüklüğündeki depremler için 33 yıl, M=6.5 büyüklüğündeki depremler için 11 yıl, M=6 büyüklüğündeki depremler için 4 yıl, M=5.5 büyüklüğündeki depremler için 1 yıl olarak bulunmuştur3.  Kısaca yapılan istatistik çalışma, bölgenin deprem riskinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

MUĞLA İLİNDE TEHLİKE YARATAN AKTİF FAYLAR

Aktif fay nedir? Jeolojik olarak son 10.000 yılda (Holosen döneminde) en az bir kez hareket etmiş ve deprem üretmiş olan faydır*.

Muğla’daki depremler daha çok, ‘Helenik Kıbrıs’ yayı olarak adlandırılan fay sistemi ile ilişkilidir. Helenik-Kıbrıs yayı Türkiye’nin güney kıyısı yakınlarında, Girit Adası’nın güneyinden geçerek kuzeydoğu yönünde Rodos Adası’nın güneyinden Fethiye Körfezi’ne doğru uzanır. Helenik yayı Akdeniz’deki tektonik aktivitenin en yoğun olduğu bölgedir2, 4. Geçmişte de Fethiye’de önemli depremler meydana gelmiştir.

Muğla Fayı: Bu fay, Muğla’nın yaklaşık 15 km güneydoğusunda Arıcılar Mahallesinden başlayarak Gölcük, Yaraş, Düverek, Menteşe’den geçen, güneydoğu-kuzeybatı yönlü yaklaşık 32 km devam eden normal bir fay karakterindedir. Menteşe ve Düğerek civarında genç fay sarplıkları ve taze fay aynaları görülebilir. Muğla polye ovası (Karabağlar Ovası), Muğla Fayı’nın kontrolünde, bloğun güney kanadının çökmesi sonucunda oluşmuş, kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan bir ovadır.

22 Kasım 2017 Arıcılar Mahallesinde MW=5.0 büyüklüğünde ve 5-10 km derinliğindeki, 25 Kasım 2017’de 5.3 büyüklüğünde ve derinliği 4-10 km Kavakçalı Mahallesi’nde olan deprem Muğla fayı ile Ula-Gökova-Ören fayı kesişme noktasında meydana gelmiştir5, 6. Muğla Fayı, 6.48 büyüklüğünde deprem üretebilir 7.

Yatağan Fayı: Turgut, Yatağan yakın güneyi ve Akçaova hattı boyunca, güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanır. Muğla Fayının devamı niteliğindedir. 17 km uzunluğundadır. 6.48 büyüklüğünde deprem üretebilir7.

Gökova-Ören Fayı: Bu fay, Muğla doğusunda Muğla Fayından Ula-Arıcılar Mahallesi civarında dar bir açı yapacak şekilde ayrılarak batı-güneybatı doğrultusunda uzanır. 3 segmentten oluşur. Fay zonunun karadaki toplam uzunluğu 60 km, deniz içindeki uzantısıyla birlikte toplam 120 km uzunluğu vardır. Ören’in batısında Çökertme kıyısından denize girerek İstanköy Adası’nın güneyini izler ve buradan batıya doğru devam eder. Faylanma sonucu güney blok yani Gökova ve Akyaka ovası, kuzeyine göre yani Kızılyaka köyü-Ula merkeze göre 500 m civarında aşağıya doğru kaymıştır.

21 Temmuz 2017 tarihinde Gökova Körfezi’nde MW=6.6 büyüklüğünde ve 6-10 km derinliğinde meydana gelen deprem bu fay üzerinde olmuştur5, 6. Gökova Fayı 6.61 büyüklüğünde deprem üretebilir7.

Karaova-Milas Fayı: Milas Fayı, sağ yönlü doğrultu atımlı, batıdan doğuya doğru Karakuyu ve Beçin olarak adlandırılan iki segmentten oluşur5, 6. 25 km’lik Karakuyu segmenti 6.73 büyüklüğünde,14 km’lik Beçin segmenti ise 6.5 büyüklüğünde deprem üretebilir8.

Marmaris-Bozburun Fayı: BozburunYarımadası’nın doğu kenarında kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanır. Bozburun Yarımadası ucunda Sömbeki Adası’na bakan aralıkta 24 Kasım 2012’de 4.4 büyüklüğünde deprem olmuştur5, 6. 11 km uzunluğundaki fay, 6.23 büyüklüğünde deprem üretebilir 8.

Marmaris-Selimiye Fayı: Selimiye içinden geçer ve doğu batı yönlü uzanır. 21 km uzunluğundaki fay, 6.61 büyüklüğünde deprem üretebilir8.

Datça Fayı: Datça kuzeyi Kızlan Mahallesi yakınında yaklaşık doğu-batı yönünde uzanır. Batı ucu denize doğru uzanır. 10 km uzunluğundaki fay, 6.18 büyüklüğünde deprem üretebilir8.

Dalaman Fayı: Dalaman Ovası’nı doğudan sınırlayan güneybatı-kuzeydoğu yönlü bir faydır. Dalaman sahilinde fay sarplıkları-falezleri açıkça görülür. Rodos Adası ucuna birleşir. Aslında bu tektonik yapı Afrika kıtası ile Anadolu kıtasının birbiri altına daldığı ve çarpıştığı zondur.

Eşen-Seydikemer Fayı: Eşen Ovası’nı kuzeyden sınırlayan ve Seydikemer kuzeyinden Burdur Fayına birleşen kırıklardır. 18 km uzunluğundaki fay, 6.52 büyüklüğünde deprem üretebilir8.

Fethiye-Burdur Fayı: Fethiye’den başlayıp, Altınyayla, Tefenni ve Burdur arasında yer alan kuzeydoğu uzanımlı 250 km uzunluğunda bir faydır. Tek bir ana faydan ziyade, birbirine paralel kısa faylardan oluşmaktadır. Bu kısa fayları kuzeybatı yönlü faylar kesmektedir. Fethiye segmenti 30 km olup, Fethiye Körfezi içine doğru devam eder9.  Kuzeyde Ören fayıyla kesilir. Fethiye Ovasını güneyden sınırlayan güneybatı-kuzeydoğu yönlü bölümü Burdur fayıyla birleşir.

Fethiye Körfezi’nde 10 Haziran 2012 tarihinde 6.0 büyüklüğünde olan deprem yaklaşık 7 km derinliğindeki bir faya bağlı gelişmiştir.

Fethiye Depremi

24 Nisan 1957’de büyüklüğü 6.2 ve 25 Nisan 1957’de büyüklüğü 7.1 olan Fethiye depremi sırasında 67 kişi hayatını kaybetmiş; rıhtımın 5-6 m’lik kısmı sahilden koparak sulara gömülmüş; asfalt yollar yer yer yarılmış; telefon telleri kopmuş; haberleşme tamamen kesilmiş; ilçedeki hastane, cezaevi, postane, ortaokul, sağlık okulu ve belediye binası, 3.796 ev, 20 okul binası, 3 cami, 23 resmi bina, 124 işyeri olmak üzere şehrin %75’i yıkılmıştır10. Can ve mal kaybında binaların ovada kurulmuş olmasının büyük etkisi olmuştur. Buna karşın Fethiye güneyindeki kaya zemin üzerinde kurulmuş olan Kayaköy depremden etkilenmemiştir.

MUĞLA İLİNDE OLASI DEPREMLERİN ETKİLERİ NASIL OLACAKTIR?

Muğla ilindeki aktif faylara bağlı oluşabilecek 6.0 ve üzeri büyüklüğündeki depremlerden en fazla bu faylar üzerindeki yerleşim yerleri hasar görecektir. Yatağan Fayı üzerinde Turgut, Yatağan, Akçaova,  Muğla fayı üzerinde Menteşe, Düğerek, Yaraş, Gölcük, Arıcılar yerleşimleri, Gökova Fayı üzerinde Gökova, Akyaka, Ören yerleşimleri, Milas Fayı üzerinde Milas-Karakuyu-Beçin bulunur. Dalaman ilçe merkezi Dalaman Fayı üzerinde, Fethiye ilçe merkezi Fethiye Fayı üzerinde, Seydikemer Eşen-Seydikemer fay zonu üzerindedir. Özellikle Ören, Gökova, Dalaman, Ortaca, Dalyan, Köyceğiz, Fethiye, Seydikemer ve Eşen Ovalarında sıvılaşma oluşacağından, ovadaki yapılarda gömülme ve rotasyonlar olacaktır. Zayıf binalar depremde yıkılacak, can ve mal kaybına yol açabilecektir. Deniz kıyılarındaki ve kıyıya yakın alanlardaki bina ve tesisler en fazla zarar görecek yapılardır.

Bodrum, Milas, Yatağan, Kavaklıdere, Ula, Datça, Marmaris genel olarak kayalık zeminlerden oluşmaktadır. Dalaman, Köyceğiz, Ortaca, Fethiye ve Seydikemer alüvyon zemin üzerine kurulmuşlardır.

Dere yatakları, alüvyonlar, plaj ve bataklık ortamları depremlerden en fazla etkilenecek bölgelerdir. Yapı stoku açısından bakıldığında bölgede genellikle az katlı betonarme yazlık binaların bulunması olumlu bir durumdur. Fakat özellikle yasal olarak da yasak olmasına rağmen işgal edilen kumsallar özerine yapılan özellikle çok katlı yapılar gelecek depremler için ciddi sınavlar vereceklerdir.

Fethiye Çalış Mevkii, Dalaman Çayı deltası üzerindeki Ortaca ve özellikle Dalaman, Köyceğiz Gölü kenarındaki Köyceğiz ve Dalyan, Karaçulha Deresi alüvyonu üzerindeki Fethiye ve bataklık üzerinde kurulan Çalış Mevkii, Eşen Çayı alüvyonu üzerindeki Seydikemer olası depremde en fazla sıvılaşmanın oluşacağı ve deprem hasarlarının olacağı yerler olacaklardır.

Kıyılarda ve alüvyonlar üzerinde yüksek katlı yapılara izin verilmemelidir.

Dalaman Ovasında sıvılaşma tehlikesi

Kum, mil, kil ve çamurdan oluşan zemine sismik kuvvet etki ettiğinde, kum tanecikleri arasındaki denge bozularak kumla birlikte su yüzeye çıkmakta ve yüzeye çıkan su ve kum karışımı, bulamaç halini alan zeminin bir sıvı gibi davranmasına yol açmaktadır. Bir sıvı gibi davranan zemin üzerindeki binalarda hasarlar, yana yatmalar olmaktadır. Bu olaya sıvılaşma-zemin yenilmesi denilmektedir*. Gevşek zemin sarsıntı ile birlikte dip suyunu içine alarak sıvılaşır. Üzerindeki binalar da sıvılaşan zemine gömülür. Bu nedenle gevşek zemin depremlerde çok tehlikelidir.

Dalaman Ovası, milyonlarca-binlerce yıldan bu yana Dalaman Çayı ile Tersakan Çayı’nın taşıdığı alüvyon malzemeden oluşmuştur. Ovanın Dalaman merkez ve kuzeyine doğru alanlarda zemin çok ince kum ve silt boyu malzemeden, yani gevşek zeminden oluşmaktadır. Deprem sarsıntısında en fazla sıvılaşma olayı çok ince-siltli zeminde olmaktadır. Oluşabilecek büyük depremde Dalaman Ovası’nda sıvılaşma gelişecek ve üzerindeki binalarda yan yatmalar, gömülmeler ya da rotasyonlar olacaktır.

DEPREMDEN KORUNMAYA 3 ÇÖZÜM ÖNERİSİ

1- Eğitimlerle, deprem bilincini oluşturmak,

2- Depreme dayanıklı binalar ve tesisler yapmak, mevcut olanları iyileştirmek,

3- Ovalar, tarım alanları ve kıyılarda yapılaşmaya izin vermemek.

KAYNAKLAR

*Atabey, E. 2020. Deprem ve Tsunami. Asi Kitap 83, Araştırma 55, 309s. ISBN: 978-605-7760- 14-2.

İstanbul.

1- Atabey, E. Deprem. MTA Eğitim serisi-34. Ankara.

2- Ambraseys, N., 2009. Earthquakes in the Mediterranean and Middle East: a multidisciplinary study

of seismicity up to 1900. Cambridge University Press. 947p

3- Kalafat, D., Yavuz, G. ve Kekovalı, K. 2005. Mavi Ağ Projesi ve Muğla Bölgesi’nin

depremselliğinin eş-zamanlı takibi. Deprem sempozyumu, 23-25  Mart-2005, Kocaeli.

4- Atabey, E. 2013. Muğla ili Tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı. Muğla Belediyesi yayınları-13.

5- http://www.koeri.boun.edu.tr

6- http://www.mta.gov.tr

7- Wells L.D. ve Coppersmith, K.J., 1994. New empirical relationships among magnitude, rupture

length, rupture width, rupture area, and surface displacement. Bulletin of the Seismological Society of America, 84/4, 974-1002.

8- Sözbilir, H., Uzel, B., Sümer, Ö. ve Eski, S. 2017. 22-25 Kasım 2017 Muğla depremleri ve Muğla

ilinin depremselliği raporu. DEÜ Deprem Araşt. ve Uygulama Mer. Diri Fay Araşt. Grubu.

9- Bozcu, M.,  Yağmurlu, F. ve Şentürk, M. 2007. Fethiye-Burdur Fay Zonunun Bazı Neotektonik

ve Paleosismolojik Özellikleri, GB-Türkiye. Jeoloji Mühendisliği Dergisi 31 (1).

10- https://deprem.afad.gov.tr/tarihteBuAy?id=21

11- Barka, A., Reilinger, R., Şaroğlu, F., ve Sengör,A. M. C., 1995. The Isparta Angle: Its evolution

and importance in the tectonics of the eastern Mediterranean region: Int. Earth Sci. Collog. Aegean Region: Proceedings, 3-17.

12-  Duman, T.Y., Emre, Ö., Özalp, S. ve Elmacı, H., 2012. 1:250.000 Ölçekli Türkiye Diri Fay

Haritası, Aydın (NJ35-11) Paftası, Seri No:7, MTA, Ankara.

13- Emre, Ö. ve Duman, T.Y., 2012. 1:250.000 Ölçekli Türkiye Diri Fay Haritası, Fethiye (NJ35-16)

Paftası, Seri No:13, MTA, Ankara.

 

Tsunami, deprem, Dalaman, Ortaca, Fethiye (Muğla) kıyılarında yüksek riskli tsunami

Bu yazı, https://www.bodrumguncelhaber.com/dalaman-ortaca-fethiye-kiyilarinda-cok-yuksek-riskli/ 3.5.2020 tarihinde Bodrum Güncel Haber internet sitesinde yayımlanmıştır.

MUĞLA KIYILARINDA TSUNAMİ TEHLİKESİ

 Dalaman – Ortaca – Fethiye Kıyılarında Çok Yüksek Riskli,

Marmaris – Datça – Bodrum – Didim – Güney Marmara – Samandağ – Arsuz Ve İskenderun Kıyılarında Orta Düzeyli Riskli Tsunami Olasılığı

Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi /Araştırmacı yazar

Tarihsel kayıtlara bakıldığında Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz kıyılarına yakın karada ve deniz tabanında olacak büyük depremlerde kıyılarda tsunami olma olasılığı yüksektir. Girit Adası’nın kuzeydoğusu ile Türkiye’nin Güney Ege sahilleri yüksek risk altındadır. Dalaman-Ortaca-Fethiye sahili çok yüksek riskli, Samandağ-Arsuz-İskenderun, Marmaris, Datça, Didim, Güney Marmara sahili orta düzeyli riskli tsunami olma olasılığı kıyılardır.

TSUNAMİ NEDİR?

Japonca’da “Liman Dalgası” anlamına gelen “Tsunami” sözcüğü okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, volkan patlaması ve bunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaynamaları gibi tektonik olaylar sonucu denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun salınımlı “dev deniz dalgası” demektir [1, 5]. 1896 yılında Japonya’da 21.000 kişinin ölümüne yol açan Büyük Meiji Tsunamisi sonrası Dünyada yaptıkları yardım çağrısı içinde yer alan Tsunami sözcüğü, bu tarihten sonra dünya dillerini girmiştir. Sismik deniz dalgası ya da deprem deniz dalgası da denilmektedir. Tsunamileri anlamak için rüzgar ve gelgit dalgalarından ayırmak gerekir [2, 3, 4, 5, 6].

TSUNAMİ NASIL OLUŞUR?

Tsunamilerin oluşması için şunların olması gerekir [1, 2, 4, 7].

  • Düşey yönlü bir hareketin olması gerekir. Bu düşey ya da normal faylanma ile

oluşur. Ya da doğrultu atımlı fayların bitiş (uç) noktasında oluşur.

  • Depremin odak noktasının deniz ya da okyanusun altında olması gerekir.
  • Deniz altında büyük boyutlu kaymaların oluşması gerekir.
  • Deniz altında volkanik patlamalar olması gerekir.

AKDENİZ VE EGE’DE TARİHTE TSUNAMİLER

Akdeniz’de deprem sonrası oluşabilecek bir tsunaminin Güney Ege sahillerini etkileyecektir. Tarihsel kaynaklar, Akdeniz’de büyük tsunamilerin geçmişte birçok defa meydana geldiğini göstermektedir. En iyi bilenenler M.S. 365 ve M.S. 1303 depremi tsunamileridir. Tarihi kayıtlar Güney Ege Bölgesi ile denizi etkisi altına alan tsunamileri Ege Denizi’nde oluşan volkanik patlamalar ve patlamaların yol açtığı tsunamiler olarak göstermektedir. Thera Adası İ. Ö. yılında, Ege’nin tarihine damga vuran volkan patlamalarına, depremlere ve tsunamilere sahne olmuştur. Tsunaminin izlerine, Girit, Didim ve Fethiye kıyılarında rastlanmıştır [5]. M. S. 68 yılında Mısır’da yaşanan bir deprem sonucu Akdeniz’de oluşan tsunami dalgaları Antalya kıyılarını, Myra, Simena, Patara gibi antik kentleri sular altında bırakmıştır. Thera volkanı 1457, 1573, 1650, 1866 ve 1925 yıllarında patlamış ve her patlamasında da tsunamilere neden olmuştur [8]. Ege Denizi, Minos uygarlığının çöküşüne yol açacak kadar tehlikeli tsunamilerin oluştuğu bir deniz olup, son olarak 1956 yılında yaşanan bir deprem ve onun oluşturduğu tsunami ile 250 kişinin ölümü ve 80 kadar teknenin batması ile sonuçlanmıştır [5].

M.Ö. 1630 Thera volkan patlaması

 Minos Medeniyeti’nin sonunu getiren, antik adı Thera, günümüzdeki adı Santorini olan Güney Ege’deki adada dev volkan patlaması Akdeniz’de devasa bir tsunamiye sebep olmuştur [9].  Volkan patlamasından sonra oluşan tsunami dalgası 120 dakika sonra güney Ege kıyılarına ulaşmıştır.

M.S. 365 Depremi tsunamisi

Helenik yay içinde meydana gelen deprem, dev bir tsunamiye neden olmuştur. Depremin büyüklüğü 8,3-8,5 olarak tahmin edilmektedir [10]. Bu deprem Girit, Yunan adaları, Libya, Kıbrıs ve Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafya da tsunami yaratmıştır. Bu kadar geniş bir bölgeyi etkileyen bu tsunaminin Dalaman, Fethiye, Marmaris, Datça ve Bodrum kıyılarını da vurmuş olması muhakkaktır.

M.S. 1303 Depremi tsunamisi

 Girit ve Rodos arasında, Helenik yay üzerinde meydana gelen çok büyük bir depremde, M.S. 365 depremine benzer büyük bir tsunamiye neden olmuştur. Tsunami en büyük hasarı İskenderiye’de (Mısır) vermiştir. Yine Girit’te binlerce kişi bu tsunamiden dolayı mağdur olmuştur [10].

21 Temmuz 2017 Gökova Körfezi Depremi ve Bodrum tsunamisi

MW=6.6 büyüklüğünde ve 6-10 km derinliğinde meydana gelen deprem sonucu tsunami oluşmuştur. Deprem sonrasında Bodrum kıyılarında 30-40 cm dalga yüksekliği gözlenmiş ve kısmi su baskınları olmuştur. Gümbet’te araçlar sürüklenmiştir. Yapılan saha çalışmalarında tsunami tırmanma yüksekliğinin 1.9 m‘ye kadar çıktığı belirtilmiştir [5].

MARMARA DENİZİ TSUNAMİLERİ

10 Eylül 1509 İstanbul depremi ve tsunamisi

 Depremi ile oluşan tsunaminin İstanbul surlarını aştığı ve dalganın tırmanma yüksekliği 6 m’yi aşan dalgalar şehrin surlarını aşarak, güzergahları üzerindeki semtlere ağır zararlar vermiştir [11].

10 Temmuz 1894 İstanbul depremi (Mw>7) ve tsunamisi

Deprem ile oluşan tsunami İstanbul’da etkili olmuştur. Bazı yerlerde deniz 50 m kadar çekilmiş ve geri dönmüş fakat sahil sınırı değişmemiştir. Deniz suyu kabarmış ve 200 m sahile taşmıştır. Prens Adaları civarında ve Büyükçekmece’den Kartal’a kadar olan alanda tsunami gözlenmiştir. Depremin büyüklüğü 7’den küçük, dalganın yüksekliği 6 m’den azdır. Karaköy ve Azaplı köprüleri de su altında kalmıştır [12, 13, 14, 15].

17 Ağustos 1999 İzmit depremi ve tsunamisi

Deprem ile oluşan tsunami dalgaları yüksekliği 2.9 m’ye ulaşmış,  kıyı kesimlerde su baskınlarına ve göçmelere neden olmuştur[5].

TÜRKİYE KIYILARINDA TSUNAMİ RİSKİ NERELERDE OLABİLİR?

Tarihsel kayıtlara bakıldığında Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz kıyılarına yakın karada ve deniz tabanında olacak büyük depremlerde kıyılarda tsunami olma olasılığı yüksektir. Yunanistan Jeodinamik Enstitüsü Akdeniz Bölgesi’ndeki oluşacak tsunami risk haritasını oluşturdu. Harita Güney Ege sahillerinin risk altında olduğunu göstermektedir. Bu harita Girit Adası’nın kuzeydoğusu ile Türkiye’nin Güney Ege sahillerinin yüksek risk altında olduğunu göstermektedir. Tsunami risk haritasına göre; Dalaman-Ortaca-Fethiye sahili çok yüksek riskli, Samandağ-Arsuz-İskenderun, Marmaris, Datça, Didim, Güney Marmara sahili orta düzeyli riskli tsunami olma olasılığı kıyılardır.

MARMARA DENİZİ’NDE TSUNAMİ ÜRETEBİLECEK GÜÇTE BİR DEPREM OLUR MU? OLURSA BU TSUNAMİNİN KIYILARA ETKİSİ NE OLUR?

Marmara Denizi’nde tsunami üretebilecek koşullardaki her deprem büyüklükleri M>6.0 olan sığ odaklı ve genellikle eğim atımlı faylanmalar tsunami yaratabilir. Tarihsel verilere göre Marmara’da tsunami oluşma olasılığı 100 yılda birdir. Oluşabilecek herhangi bir depremde olacak tsunaminin, Marmara Denizi’nde doğu-batı doğrultusunu geçme süresi 50 dakika kadardır. Ancak bu kapalı denizde çalkantının devam etmesi ve yansıyan dalgaların etkili olması beklenmelidir [16, 17]. İstanbul kıyılarında oluşması olası en büyük dalga yüksekliği 5.56 m’dir. En yüksek dalganın ulaşacağı kıyı bandı İstanbul’un doğusu ve kıyıya paralel  10 km’lik kıyı  çizgisidir. Tsunami dalgasının kıyılara erişme zamanı 8 dakika, kıyılarda ilerleme mesafesi 150  m’den  azdır [18]. Geçmişte olmuş tsunamilerden yola çıkılarak, Marmara Denizi’nde, tsunami üretebilecek bir depremden sonra, zayıf da olsa bir risk vardır. Ancak, oluşacak tsunaminin Pasifik Okyanusu’nda oluşan ve dalga boyu 30 m’yi aşan tsunamiler gibi olmayacağı açıktır.

DALAMAN- ORTACA-FETHİYE (MUĞLA) KIYILARINDA TSUNAMİ İZLERİ

Anadolu’nun güneyinde Afrika-Arap levhaları ile Avrasya levhalarının sınırlarında Akdeniz’de Girit Adası’nın güneyindeki deniz tabanında Helenik-Kıbrıs yayı bulunmaktadır. Helenik-Kıbrıs yayı, Türkiye’nin güney kıyısı yakınlarında, Girit adasının güneyinden geçerek kuzeydoğu yönünde Rodos adasının güneyinden Fethiye Körfezi (Dalaman kıyıları dahil) doğru uzanır. Bu yay, Girit adası ile Fethiye körfezi-Dalaman arasında Plini ve Strabo çukurlukları boyunca ters fay bileşenli sol yönlü doğrultu atımlı fay karakteri taşımakta ve Antalya Körfezi, Kıbrıs kuzeyi ve İskendurun Körfezi arasında iç bükey bir kavis yapmaktadır. Yayın kuzeybatıya doğru devamını, Antalya Körfezinden başlayan ve kuzeybatı doğrultusunda devam eden ve ters fay niteliğinde olan Aksu bindirme fayı temsil etmektedir [3, 4, 19]. Diğer bir çukurluk, Plini ve Strabo çukurluklarından başlar ve Kıbrıs Adası güneyine doğru dışa doğru bir yay yapar. Yukarıda değinilen çukurluklar boyunca Afrika plakası, Anadolu bloğunun altına doğru kuzey kuzeydoğu doğrultusunda dalmaktadır. Helenik-Kıbrıs yayının Türkiye’nin güneyinde uzanan bölümünde 1900-1995 yılları arasında toplam 13 hasar yapıcı deprem (Ms³ 5,5) olmuştur.

Bu hasar yapıcı depremlerden 11’i oldukça yoğun sismik etkinlik taşıyan Plini ve Strabo sol yönlü doğrultu atımlı fayları boyunca meydana gelmiştir [3, 19]. Türkiye’nin güneyinde uzanan Helenik-Kıbrıs yayı bölgesinde, 1989-1995 arasında oluşan Ms³ 4.0 depremlerin episantrları ve son yüzyıl içerisinde (1900-1995) çok sayıda yıkıcı deprem Plini ve Strabo fayları boyunca yoğunlaşmaktadır. Diğer taraftan bu her iki fayın kuzeyinde yani Türkiye’nin güneybatısında ve Gökova Körfezi boyunca da belirgin bir sismik etkinlik de görülmektedir [19].

Akdeniz’in en derin yeri Rodos adası kuzeydoğusu ile Dalaman sahili arasındaki 4250 m olan çukurluktur. Bu arada oluşmuş derin hendek Afrika ve Asya levhalarının sınırında olup, bu sınır Helenik yay üzerindeki Plini ve Strabo çukurluğunu da kapsamakta Afrika ve Anadolu bloğunun dalma batma zonunu da oluşturmaktadır [3, 4]. Deprem episantır haritaları en aktif yörenin bu Helenik yay üzerinde olduğunu (Dalaman’ı içine alan bölge) yansıtmaktadır. Açık denizde güçlükle fark edilebilen tsunamilerin, derin kıyı su kütlelerinde özellikle dar körfezlerde kara alanlarına ulaştıklarında yükseklikleri olağanüstü artmaktadır. Dalaman kıyısından itibaren güney batı boyunca Rodos’a kadar olan bölgenin Akdeniz’in en derin yeri olması (4250 m) ve iki levhanın dalma-batma zonunun üzerinde yer alması ve bu bağlamda tsunamiden etkilenmede en uygun coğrafi konuma sahip olması nedenleriyle belki de Türkiye de tsunami tehlikesinin yaşanabileceği en yüksek riskli yer olarak işaret edilmektedir.

Thera volkanı tsunamisinin taşıdığı volkan külleri üst üste tabakalar halinde Didim’de kıyıdan 2 m derinlikte ve 20 cm kalınlığında, Fethiye Çalış’ta 100 m içerde, 1,5 m altta ve 4 cm kalınlıkta bulunmuştur. Tarih belirleme analizleri bu tabakaların 3.500-3.800 yıl öncesine ait olduğunu, Girit, Didim ve Fethiye’ye ulaştığını, dalga yüksekliğinin Didim ve Fethiye’de 1 m’ye ulaştığını ortaya koymaktadır [19, 20].

ODTÜ ile Japon uzmanlarca Dalaman Deltasında yapılan çalışmalar sonucunda alüvyon altında kum ve deniz kabuklarından oluşan 3 tabaka tespit edilmiş, deprem nedeniyle sıvılaşma izlerine rastlanmıştır. Dalaman kıyılarının; 15. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında ve 19. yüzyılda olmak üzere 3 kez tsunami etkisi altında kaldığı, dalgaların 1.2 m yüksekliğe ulaşarak, kıyıdan 250 m içeriye girdiği saptanmıştır [5, 20]. Bunlardan ilki Leonardo da Vinci nin notlarında belirtilen 1489 Adalya (Antalya) tsunamisi, ikincisi 1609 yılında olan Rodos depremi ve tsunamisi, üçüncüsü ise 1800’lü yıllarda yaşanan tsunamiler olabilir. Yunanistan Korint Körfezi’nde 18. yüzyıldan bu yana tsunamilerin, oluşturduğu dalgaların yüksekliklerinin 10 m’nin üzerine çıktığı kaydedilmektedir [1].

DALAMAN-ORTACA SAHİLİNDE TSUNAMİNİN ETKİLERİ NASIL OLUR?

Dalaman ve Ortaca sahillerinde çok yüksek tsunami riski bulunmaktadır. En yıkıcı tsunami hasarı kıyıdan 1 km içerilerde kara üstlerinde de olabilmektedir. Deniz seviyesine olan yüksekliğe bağlı olarak tsunaminin etki alanı değişmektedir. Kıyı boyunca inşa edilmiş ya da edilecek olan turizm, yerleşim, balıkçılık-tarım, liman, barınak, çekçek, yat limanı, deniz otobüsü yanaşma yerleri, kruvazör limanlar en çok hasara uğrayacak olan, can ve mal kaybının yaşanacağı alanlar olacaktır.

Dalaman şehir merkezi kıyıdan 5 km içeride Dalaman deltası üzerinde olup, hemen hemen tüm ovada yerleşim görülmektedir. Sarıgerme kıyısında turistik oteller yer almaktadır. Dalaman Uluslararası Havaalanı pisti, kıyıda kumsaldan itibaren başlamakta, tesisleri kıyıdan 3 km içeride ve denizden yüksekliği 3 m’yi bulmaktadır. Dalaman sahilinde kurulacak olan yat limanı, deniz otobüsü yanaşma yerleri ve kruvazör liman tesisleri Acısu ile Camuzoturağı arasında inşa edilmesi ve kıyıdaki kumsal alan tamamen limana ayrılması düşünülmektedir. Limanın yapılacağı lokalite Afrika-Arap levhası ile Anadolu levhasının birleşme sınırında kuzey Helenik yayı ve Akdeniz’in en derin çukurunun kuzeydoğu ucunda yer almaktadır. Türkiye’de, inşa edileceği yerin depremselliği yönünden çok riskli özellikler taşıyan böyle konumda başka bir liman bulunmamaktadır [1, 2, 3]. Dalaman sahilini etkisi altına alacak olan tsunami dalgalarının yüksekliğinin 10 m’yi aşması durumunda kıyıda inşa edilecek olan yat limanı, kruvazör liman, deniz otobüsü yanaşma yerleri, turistik tesisler, otellerle birlikte Dalaman Havalimanını etkisi altına alması kaçınılmaz bir sonu yaşatacaktır. Sarıgerme-Dalaman sahil şeridi ve Dalaman Uluslararası Havaalanı tsunamiden etkilenebilecek kıyı alanlarıdır [1, 2, 3].

BODRUM-MARMARİS-DATÇA (MUĞLA)-DİDİM (AYDIN)-SAMANDAĞ-ARSUZ VE İSKENDERUN (HATAY) KIYILARINDA ORTA DÜZEYLİ RİSKLİ TSUNAMİ OLASILIĞI

Yunanistan Jeodinamik Enstitüsü’nün hazırladığı tsunami risk haritasına göre, Bodrum, Marmaris-Datça-Didim, Samandağ, Arsuz ve İskenderun sahilleri orta düzeyli tsunami riski altındaki sahillerdir. Didim Tekağaç kıyılarında zayıf izler bırakan tsunaminin benzeri eğer günümüzde oluşursa çok fazla can ve mal kaybı olabilir.

TSUNAMİDEN NASIL KORUNABİLİRİZ?

Deprem, tsunami gibi doğa olayları hayatımızın bir anını etkileyen, can ve mal kaybına neden olan olaylardır. Türkiye deprem bakımından Dünya’da en riskli 7 ülke arasında yer almaktadır. Afrika-Arabistan levhasının kuzeye hareket etmesiyle Akdeniz, Ege ve Marmara Denizlerinde deprem olma olasılığı her zaman vardır. Akdeniz ve Ege Denizi’nde özellikle Girit Adası Helenik yay üzerinde 7 üzeri büyüklüğünde bir depremde tsunami olma olasılığı da her zaman mümkündür. Oluşacak tsunamiden en fazla açık denize bakan Dalaman, Ortaca, Fethiye sahilleri etkilenecektir. Önlerinde birkaç ada bulunan Bodrum, Datça, Marmaris ve Didim daha az etkilenecektir.

TSUNAMİDEN ÖNCE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER*

1- Tsunami erken uyarı sistemi kurulması düşünülmelidir.

2- Öncelikle Dalaman ve Ortaca (Sarıgerme) sahilinde olan mevcut tesisler, otel, çay bahçeleri, restaurant, sosyal tesisler vd. kıyıdan belli mesafeye kaldırılmalıdır.

3- Deniz kıyısında olası tsunamilerden etkilenebilecek alanlara her türlü yapı, barınak, tesis inşa edilmemelidir.

4- Kıyıya, egemen dalga yönüne uygun dalgayı kesici dalga kıranlar inşa edilmelidir.

5- Sahile, dalga kesici en az 3 m yüksekliğinde bariyerler-duvarlar inşa edilmelidir.

6- Sahil gerisine dalganın hızını kesici türden ağaçlandırılmalıdır.

DENİZ KIYISINDA YAŞIYORSANIZ YA DA TATİLDEYSENİZ NE YAPMALI*

1- Deniz kıyısında tatil yapacaklar ve deniz kıyısında yaşayacaklar tsunamilerden korunmanın yollarını mutlaka öğrenmelidir.

2- Yaşadığınız bölgenin tsunami tehlikesi hakkında bilgi edinin.

3- Tsunami için önceden alınması gereken önlemleri öğrenin, bu bilgileri aileniz ve dostlarınızla paylaşın.

4- Sahil kenarında bulunuyorsanız, varsa tsunami tahliye yollarını öğrenin.

5- Tsunami kaçış yollarını ve toplanma alanlarını planlayın.

6- Kuvvetli bir deprem sonrasında birkaç dakika içinde dahi tsunami oluşabileceğinin farkında olun.

7- Deprem çantası hazırlayın ve ulaşılması kolay bir yerde bulundurun. “Yüksek bir yere (dikey) tahliye”.

TSUNAMİ SIRASINDA NE YAPMALI*

1- Deniz kenarındaysanız bir deprem hissettiğinizde ya da bir tsunami uyarısı aldığınızda en kısa zamanda çevrenizde bulunan en yüksek yere (tepe, çok katlı betonarme bir bina gibi) gidin.

2- Denizde veya teknedeyseniz daha derine, açık denize doğru gidin.

3- Tsunami dalgasına yakalandıysanız, su üstünde kalabilmenizi sağlayacak bir objeye tutunmaya çalışın. Bu şekilde akıntıyla sürüklenen enkazdan korunabilirsiniz.

YAPMA!

1- Bir tsunami uyarısıaldığınızda dalgaları görmek için limana ya da sahile doğru gitmeyin.

2- Nehir ve dere kenarlarından uzak durun.

3- Yüzme biliyor olmanız güvende olduğunuz anlamına gelmez. Alçak dalgalar da öldürücü olabilir. 50 cm yüksekliğindeki (bir yetişkinin diz yüksekliği) hızlı bir dalga bir insanı devirip sürükleme gücüne sahiptir. Profesyonel yüzücülerin bile akıntı hızının saniyede 50 cm’yi geçtiği sularda uzun süre yüzmesi mümkün değildir [1,  2, 3].

 

Tsunamiye karşı önlem alınması için özellikle Büyük Okyanus’ta erken uyarı sistemleri kurulmuştur. Belki ömrümüzde tsunami ile tanışma durumumuz olabilir de olmayabilir de. Bilinmelidir ki tsunami çok zayıf bir depremle oluşabilir. Deniz kıyısında hissedilen depremden sonra tsunami olma olasılığı her zaman vardır. Tsunaminin ilk etkisi deniz suyunun yavaş yavaş bir metre kadar yükselmesi ve çökmesi ile belli olur. Bu tsunaminin ilk dalgası olup, gelecek olan 2 ya da 3 adet dalganın habercisidir. Yıkıcı dalgalardan önce okyanus ya da denizden gelen gök gürültüsü ya da uçak sesini andıran uğultu duyulabilir [1,  2, 3].

Dünyanın yerkabuğu iç dinamik güçlerle hareketlidir ve bunun sonucunda okyanuslarda her zaman depremler ve sonrasında da tsunamiler olacaktır. Ancak alınabilecek önlemler sayesinde can ve mal kaybı en aza indirilebilir. Yaşamın, dönülemez gerçeğiyle, onu en uzun sürdürmenin yolunun her zaman duyarlı ve hazırlıklı olmamız gerektiğini bilmemiz zorunludur.*[1,  2, 3].

Değinilen Belgeler

[1] Atabey, E. 2020. Deprem ve Tsunami. Asi Kitap 83, Araştırma 55, 309s. ISBN: 978-605-7760- 14-2. İstanbul.

[2] Atabey, E. 2003. Kıyılarımızı bekleyen doğal bir afet: Tsunami. JMO Mavi Gezegen. S: 7. 21-23.

[3] 2005. Dalaman (Muğla) kıyılarında tsunami riski var. Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, sayı: 937, 5 Mart-2005.

[4] Atabey, E. 2013. Muğla ili Tıbbi jeolojik Unsurları ve Halk sağlığı. Muğla Belediyesi yayını-13.

[5] Yalçıner, A. C. 1999. Sabıkalı dalga, Ege Tsunamileri, Atlas Dergisi, Sayı: 80.

[6] Atabey, E. 2000. Deprem. MTA Eğitim serisi-34. Ankara

[7] Demirtaş, R. 1999. 17 Ağustos 1999 İzmit Körfezi Depremi, Mavi Gezegen, Popüler Yerbilimleri Dergisi, Sayı. 1, JMO Yayını, Ankara.

[8] Minoura, K., Imamura, F., Kuran, U., Nakamura, T., Papadopoulos, G., Takahashi, T., Yalciner, A. C. 2000. Discovery of Minoan Tsunami Deposits, 28,1, 59-62.

[9] Hardy D. A. ve Renfrew A. C. 1990. “Thera and the Aegean World Chronology”, Proceedings of Third InternationalCongressSantorini,Greece,September,3-9,3

[10] https://deprem.afad.gov.tr/tarihteBuAy?id=21

[11] Öztin, F. ve Bayülke, N., 1991, Historical earthquakes of Istanbul, Kayseri, Elazığ, In, Proc. Workshop on Historical Seismicity and Seismotectonics of the Mediterranean Region, 10–12 October 1990 (Istanbul), Turkish AtomicEnergy Authority, Ankara, pp. 150–173.

[12]Ambraseys, N. N. 1962. Data for the investigation of the seismic sea-waves in the Eastern Mediterranean, Bull. Seism. Soc. Am. 52, 895–913.

[13]Karnik, V., 1971, Seismicity of the European Area, Vol. 2, Reidel, Dordrecht, Holland.

[14]Antonopoulos, A. 1987. Contribution to the knowledge of tsunamis in the Eastern Mediterranean from ancient times until the recent, Ann. Geol. Des. Pays. Helleniques T XXIX(2), 740–757.

[15] Batur, A. 1994. Bir depremin yüzyıl dönümü. İstanbul dergisi, 10, 24-33.

[16]Yalçıner, A. C. 1999b. Sabıkalı dalga, Ege Tsunamileri, Atlas Dergisi, Sayı: 80.

[17]Yalçıner, A. C., Kuran, U., Mınoura, K., Imamura, F., Takahashı, T., Papadopoulos, G. ve Ersoy, Ş.2005. Türkiye Kıyılarında Depreşim Dalgası (Tsunami) İzleri. Türkiye Mühendislik Haberleri-4, 438, 38-42. 16

[18] İBB. 2007. İstanbul Avrupa Yakası Mikrobölgeleme Projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi-2007 (http://www.ibb.gov.tr/trTR/SubSites/DepremSite/Pages/MarmaradaTsunamiRiski.aspx).

[19] Demirtaş, R. ve Yılmaz, R. 1996, Türkiye nin sismotektoniği. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü. Ankara.

[20] Yalçıner, A. C., Kuran, U., Mınoura, K., Imamura, F., Takahashı, T., Papadopoulos, G. ve Ersoy, Ş. 2005. Türkiye Kıyılarında Depreşim Dalgası (Tsunami) İzleri. Türkiye Mühendislik Haberleri-4, 438, 38-42.

[21] Levy, M. ve Salvadori, M. 1997. Earthquake Games. Earthquakes and volcanoes explained by 32 games and experiments. ISBN: 0-689-81367-8.

[22] Luciani, R.2010. “Earthquake Lesson”, GIUNTI Progetti Educativi, INGV, Bologna.

[23] KRDAE. 2017. Tsunami bilgilendirme el kitabı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü. Afete Hazırlık Eğitim Birimi. 2. Basım. İstanbul.

 

Tsunami nedir?

TSUNAMİ

Dr. Eşref Atabey

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Japonca’da “Liman Dalgası” anlamına gelen “Tsunami” sözcüğü okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, volkan patlaması ve bunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaynamaları gibi tektonik olaylar sonucu denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun salınımlı “dev deniz dalgası” demektir. 1896 yılında Japonya’da 21.000 kişinin ölümüne yol açan Büyük Meiji Tsunamisi sonrası Dünya’da yaptıkları yardım çağrısı içinde yer alan Tsunami sözcüğü, bu tarihten sonra dünya dillerini girmiştir. Sismik deniz dalgası ya da deprem deniz dalgası da denilmektedir. Tsunamileri anlamak için önce bunların rüzgarların ve gelgitlerin yarattığı dalgalardan ayırt etmek gerekiyor [5, 6].

Tsunami, Pasifik Okyanusu’nda çok sık, diğer okyanus ve denizlerde seyrek olur. Okyanus diplerindeki okyanus kabuğunun kırılması sonucu oluşan tsunami, okyanus açıklarında bir insan boyu kadar dalga yüksekliğinde, dalga boyu yüzlerce km’dir. Tsunami dalgasının diğer gel-git ya da rüzgar dalgalarından farkı, su zerreciklerinin sürüklenmesi sonucu hareket kazanmasıdır. Tsunamiden başka kapalı havzalarda, körfezlerde, göllerde, rüzgar ya da depremlerle oluşan küçük periyotlu dalgalar “salınım (seiche)” olarak adlandırılır. Bu dalgalar kıyılardan karşılıklı yansımalar sonucu, kapalı havza içinde gelişen uzun salınımlı bir dalgadır. Dalga salınımı, havza geometrisiyle ilişkili olan havzanın salınım periyoduyla aynı olursa dalga kıyılarda büyür. Salınım: Seiche’ nin Tsunamiden farkı Tsunami hemen ve 4-5 dalgadan oluşur ve kısa sürede etkisini kaybeder. Salınım: Seiche ise daha geç, daha fazla dalgadan oluşur ve daha uzun süre etkilidir [5, 6].

Leonarda Da Vinci 1504 yılında tamamladığı “Teknik Notları”nda 1489 yılında, Adalya Körfezi’nde denizin yarıldığı, suların çekildiğini sonra karaya doğru ilerlediğini, oluşan büyük dalgaların kıyıya geldiğini belirtmektedir. Bu ifade tsunamiyi anlatmaktadır. TÜBİTAK desteği ile ODTÜ, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Japonya Tohoku Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen çalışmada Ege kıyılarında Vinci’nin ifade ettiği 1489 yılındaki olayın izleri Dalaman (Muğla) kıyılarında bulunmuştur. Deniz, o yıllarda bir kez Dalaman deltasının bir bölümünde, kıyıdan 250 m kadar içeriye ilerlemiştir. Bu doğal afetin “Tsunami” olduğu, anılan örneklerin Japonya’da yapılan analizleri sonucunda belirlenmiştir [21].

Tsunami Oluşumu

Okyanuslarda esen hafif rüzgarlarla yüzeyde küçük dalgalanmalar yaratır. Yerküreyi ileri-geri süpüren gelgitler, tsunamiler gibi okyanus dibine kadar oluşabilen akıntılar oluşturabilir. Bu dalgalar ayın ve güneşin yerçekimine bağlı olup, tsunami ile ilgili değildir. Tsunamilerin oluşabilmesi için;

  • Düşey yönlü bir hareket olmalıdır (Normal ya da Ters fay hareketlerinde olduğu gibi).
  • Depremin odak noktasının deniz ya da okyanusun altında olması gerekir.
  • Deniz altında büyük boyutlu kaymaların oluşması gerekmektedir.
  • Deniz altında volkanik patlamalar olması gerekmektedir [22].

Okyanusun derinliklerinde saatte 950 km hızla yol alan tsunamin, derin denizde 750 km uzunluğa ve birkaç metre yüksekliğe sahip olabilmektedir. Derin denizde tehlikesiz olan bu dalgaların yüksekliği sığ kıyılarda 30 metreye çıkabilmekte ve yıkıcı olmaktadır. Tsunamilerin oluşması için, su sütünunun bir kuvvet tarafından karıştırılması gerekmektedir. Daha sonra oluşan dalga, derin sularda sığ kıyılara doğru hareket etmekte ve sel ve tufana neden olmaktadır. Sığ sularda özellikle V şeklinde daralan körfezlerde, tabanın eğilimli olması ve tabana dalganın sürtünmesi dolayısıyla dalganın içindeki enerji sıkışıp çok büyük bir dalga olarak açığa çıkmaktadır [23]. Tsunami ilk oluştuğunda tek dalga şeklinde olup, daha sonra iki, üç ya da beş dalgaya dönüşmekte ve çevreye yayılmaktadır. Bu dalgaların ilki ve sonuncusu zayıf olmaktadır. Kıyıda görülen hafif anormal su değişimi ilk dalganın izidir ve gelecek olan kuvvetli dalganın habercisi olabilmektedir [5, 6].

Tsunamilerin oluşması için;

  • Düşey yönlü bir hareketin olması gerekir. Bu düşey ya da normal faylanma ile oluşur. Ya da doğtultu atımlı fayların bitiş (uç) noktasında oluşur.
  • Depremlerin odak noktasının okyanus ya da deniz içinde olması gerekir.
  • Deniz ya da okyanus altında büyük çaplı kaynamaların olması gerekir.
  • Okyanus ya da denizlerin tabanında volkanik patlamalar olması gerekir.

Tsunamiler; okyanus boyunca esen rüzgar dalgaları ile ay ve güneşin çekimine bağlı olarak gelişen gelgit dalgalarından ayrılmaktadır. Sert rüzgarlar açık denizde 30 m yüksekliğinde dalgalar oluştursa da bunlar denizin derinliğinde etkili olmaz. Tsunami saatte 700 km hızla okyanus derinliklerinden kıyıya doğru yol alır. Bu hızla yol alan tsunami derin denizde tehlikeli değildir. Tek dalga birkaç m iken dalga boyu 750 km’ ye ulaşır. Bu fark ise fark edilmeyecek bir eğim oluşturur. Ancak bu dalgalar sığ kıyılarda yüksek dalgalar oluşturur [5, 6].

Tsunamiler oluşumu sırasında 3 evreden geçer.

Oluşum evresi: Bu evrede okyanus tabanında ki yerkabuğu kırılarak deprem oluşturur. Bunun sonucunda okyanus ya da deniz suyunun dengesi bozulur ve su kütlesi karıştırılır.

Yayılma evresi: Bu evrede ise oluşan dalga açık denizlerden kıyılara doğru hızla yayılır.

Sel-tufan evresi: Son evrede ise karalar, kıyılardaki yerleşim alanları, tesisler, limanlar su altında kalır.

Tsunami sismik enerjiyi dalga dalga deprem merkezinden uzağa taşır. Başlangıçta suyun derinliği ve dalga boyu arttıkça tsunaminin hızı da artar. Dalga hızının su derinliğine bağlı olarak artması deniz tabanındaki yükselti ve çukurların dalga yönünü değiştirmesinden kaynaklanır [5, 6]. Sığ sularda dalgaların kırılması, suyun zemine çarpması, enerjinin suyun içine sıkışması sonucunda dalga yüksekliği ve dalga hızı artmaktadır. Son aşamada dalgaların kırılarak duvar gibi yükselmesi, sel ve tufana neden olmaktadır. Sular karaya yatay ve dikey olarak yayılır. Bu kıyı boyunca karanın alçalmasına, deniz dibinin yükselmesine neden olur. Bunun sonucunda dalgalar önce bir tepecik şeklinde denize yönelir, daha sonra çukur oluşturarak kıyıya hücum eder. Kıyılardaki çökmeler tsunaminin kıyıdaki etkisini arttırır [5, 6].

Deprem nedir?

Eşref Atabey. 2020. Deprem ve Tsunami, kitabından alınmıştır.

DEPREM NEDİR? NASIL OLUŞUR?

Dr. Eşref Atabey

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Fayların oluşmasında gerilme kuvvetleri en önemli rolü oynamaktadır. Bu gerilme kuvvetleri kaya kütlelerini kırmakta ve kaya kütlelerinin kırılmayan bölümlerinde ise yoğun bir enerji birikimi sağlamaktadır. Yerin derinliklerinde biriken enerjinin bir şekilde boşalması gerekmektedir ve bu enerjinin boşalması sırasında  yer sarsıntıları (depremler) olmaktadır [5, 6].

Kısaca deprem; yer içerisinde fay olarak tanımlanan kırıklar üzerinde biriken enerjinin aniden boşalması sonucunda oluşan yer değiştirme hareketinin neden olduğu elastik dalga hareketleridir.

Depremlerin çoğu yeryüzünden 20-35 km derinliğe kadar, elastik yerkabuğu içerisinde oluşmaktadır. Ancak 350-400 km’ye kadar olan derinliklerde de deprem odağı oluşabilmektedir. Daha derinlerde sıcaklık 400 0C’ın üzerinde olduğu için yer değiştirme hareketi deprem olmadan, yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde olmaktadır [5, 6]. Bu, sadece derinliğe değil, dalan/batan kütlenin homojen olmasıyla da ilişkilidir. Dalan/batan kütle aniden kırılabilmekte ise depremler; bu kütle içinde erimekte ise de volkan püskürmeleri oluşmaktadır. Japonya kıyıları bu konuma en iyi örneği oluşturur. Buna karşılık elastik olan yerkabuğundaki enerji, her yıl birkaç santimetrelik yer değiştirme şeklinde ya da yıllarca birikerek birkaç m kabuğun yer değiştirmesi şeklinde açığa çıkmaktadır [5, 6].

Depremin Oluştuğu Faylar

Depremin oluştuğu faylar diri faylardır. Diri faylar genellikle çakıl, kum, mil, kil ve çamurdan oluşan ve alüvyon olarak tanımlanan, henüz yeterince sıkılaşmamış ve sıkılaşmaya devam etmekte olan en genç çökelleri kesmektedir. Aktif olmayan (eski) faylar ise alüvyon ve daha yaşlı kayalar tarafından örtülmüşlerdir. Bu fayların hareketleri durduğundan dolayı, örten kayalarda herhangibir iz veya etki göstermemektedirler. En genç çökelleri kesen diri faylar, ya hareket etmekte ya da hareket edebilme olasılığı olan ve bir depreme neden olabilecek faylardır [5, 6]

Deprem Kuşakları

Depremler, büyük oranda levhaların sınırlarında oluşan deformasyon ve kırıklarla ilişkili olup, levhaların birbirinden uzaklaştıkları, birbirinin altına daldıkları ya da birbirine sürtündükleri sınırlarda olmaktadır. Duraylı olan kıta içlerinde de depremler olabilmektedir. Dünyada depremlerin yoğun biçimde olduğu asıl kuşak Kuzey Amerika ve Güney Amerika’nın batı kıyıları, Asya ve Japonya’nın doğu kıyıları ve Pasifik Okyanusu’nu çevreleyen kuşaktır. Bu kuşağa Pasifik Deprem Kuşağı denilmekte ve depremlere neden olan enerji yoğunlaşması büyük oranda bu kuşakta olmaktadır. İkinci bir deprem kuşağı ise Alp-Himalaya Deprem Kuşağı olup, bu kuşak İspanya, Fransa, Güney Avrupa, Anadolu, İran, Hindistan boyunca Çin’e kadar yayılan kuşaktır [5, 6]

Depremin Odak Noktası, Merkez Üssü Ve Odak Derinliği

Deprem enerjisinin ilk çıktığı yer ve sismik dalgaların çıkış kaynağı olan merkez (nokta) depremin odak noktası ya da iç merkezi olarak tanımlanmaktadır. Odak noktası fay üzerindeki ilk hareket noktasıdır. Fay üzerinde oluşan yer değiştirme, bu noktadan başlayıp hızla fay düzlemine yayılmaktadır. Odak noktasının yeryüzündeki izdüşümü ise depremin merkez üssü ya da dış merkezi olarak adlandırılmaktadır. Bu merkez depremin en çok hissedildiği ve en çok hasar verdiği yerdir.

Depremin odak noktası ile merkez üssü arasındaki uzaklığa denilmektedir. Sismogram analizleriyle depremin odak derinliği ölçülebilmektedir. Odak derinliğine göre depremler;  sığ, orta ve derin depremler diye sınıflandırılmaktadır. Sığ depremler, yerin 0-60 km derinliklerinde, orta derinlikteki depremler yerin 60-300 km derinliklerinde, derin depremler ise 300 km ve  daha derinliklerinde olmaktadır. Bugüne kadar en büyük odak derinlikli deprem yerin 670 km derinliğinde ölçülebilmiştir [5, 6]

Deprem Dalgaları

Bir kırık boyunca biriken enerjinin boşalması sırasında, depremin oluştuğu merkez olan odak noktasından sismik dalgalar çevreye yayılmaktadır. Deprem dalgaları olarak nitelenen bu sismik dalgalar ya da deprem dalgaları önce hafif bir sarsıntı ve yer içerisinden gelme top seslerini andıran gürültüler şeklinde hissedilmektedir. Daha sonra sarsıntılar birden şiddetlenir ve bir süre sonra en yüksek mertebeye çıkar. En çok hasar oluşturduktan sonra yeniden yavaşlar ve bir süre hafif sarsıntılar şeklinde (artçı sarsıntılar) devam ederler. İki tür deprem dalgası vardır.  Bunlar; cisim dalgaları ve yüzey dalgalarıdır [5, 6].

 

Volkanik gazlar, aerosoller, karbon monoksit, karbon disülfit, metan, amonyak

VOLKANİK GAZ SALINIMLARININ SAĞLIK ETKİLERİ

Dr. Eşref Atabey

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Volkanik Gazlar

Volkanik etkinlik sonucu açığa çıkan gazlı maddeler çeşitlidir ve aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

Gazlar ve buharlar: Bir elementin normalde sıvı ya da katı halde bulunan ve sıcaklıkta azalma ya da basınçta artış (cıva gibi) yoluyla bu hale kolayca dönüştürülebilen gazlı hali.

Aerosoller: Gazlı bir ortamda asılı haldeki damlacıklar ya da partiküller.

Tütsüler: Genellikle ergimiş malzemelerden uçucu maddelerin kaçmasıyla oluşmuş genelde 0.1 μm’den daha az boyutlu olan katı partiküllerin aerosolleri.

Duman: Yanma ile açığa çıkmış olan genelde 0.5 μm’den daha az boyutlu uçucu gazlar ve partiküller [73, 75].

Hareketsiz Boğucu Gazlar

            Karbon dioksit (CO2), hareketsiz bir boğucu gazın etkisini göstermektedir: oksijenin yerini alan, ancak biyolojik dokuda doğrudan toksik etkisi olmayan bir maddedir. Karbondioksit derişimleri, özellikle salınım bacalarının çevresinde yüksektir [76]. Volkanik topraktan gaz çıkışı sonucu mahzenler, kulübeler ve alçak kotlu alanlarda karbon dioksit toplanmaktadır [77, 78].

Düşük derişim değerleri (örneğin %5’in altında), beyindeki soluma merkezlerinin doğrudan etkinleşmesiyle solumanın hızlanmasına ve sıklıkla rahatsızlık duygularını ortaya çıkarmaktadır. Baş ağrısı ve baş dönmesi ilk belirtilerdir. Yeterli derişim değerlerine ulaşıldığı takdirde (örneğin, birkaç dakika için %7-10’luk derişimler) bayılma gerçekleşir. Kan akışında yükselmiş olan karbondioksit düzeyleri (hiperkapni) sonunda asidoz’dan dolaşım bozukluğuna ve ölüme götürmektedir [73].

Tahriş Edici Gazlar

            Başlıca tahriş edici (doğrudan zararlı) etkilere sahip volkanik gazlar arasında hidrojen halitler, hidrojen flor ve hidro klor bulunmaktadır. Düşük dozlarda göz ve boğaz tahrişi gerçekleşebilir. Yüksek düzeylerde her ikisi de vücuda alındığında solunum yolunun yaralanmasına ve deri ya da sümüksü zarlarla temas ettiğinde aşındırıcı yanıklara neden olabilir. Özellikle hidrojen flor ile temastan kaynaklı deri yanıkları ciddi olmakta ve iyileşmesi oldukça zaman almaktadır. Akciğer ödemi ve gırtlak spazmı kaynaklı ölümler gerçekleşebilir [73].

Zehirli Boğucu Gazlar

            Keskin kokulu bir gaz olan hidrojen sülfür, hidrojen sülfür, tehlikeli bir boğucu gazdır; bir başka deyişle hem boğucu hem de kuvvetli bir tahriş edicidir. Metabolizmadaki etkisi, hücresel metabolizmanın enzimsel yürütücülerinden biri olan sitokrom oksidazının engellenmesidir [73].

Diğer Volkanik Gazlardan İleri Gelen Sağlık Riskleri

            Diğer volkanik gazlara maruz kalınması etkileriyle ilgili bilgiler sınırlıdır. Semptomatik (ya da ölümcül) solunma dönemlerinin ardından gazın ya da mevcut gaz topluluklarının doğasının ve derişim değerlerinin hastalığa yetecek ölçüde olup olmadığının belirlenmesi güçtür. Püskürme ya da gaz çıkışı olayları sırasında insanlarda potansiyel olarak semptomlar çıkaracak biçimde derişim değerlerine ulaşabilecek diğer gazlar karbon monoksit, azot dioksit, karbon disülfit, metan ve amonyaktır [73].

Karbon monoksit: Tıpkı hidrojen sülfür gibi karbon monoksit de tehlikeli boğucu bir gaz örneğidir. Sorguçlarda bulunan derişim değerleri genelde düşük olduğu halde belirli püskürmelerde ve fümarollerin yakınında yüksek derişim değerlerine çıkabilir [79, 80]. Karbon monoksit küçük dozlarda insanlarda toksiktir. Bir kez vücuda solunarak alındığı ve soğurulduğunda hızla kırmızı kan hücrelerinin zarı boyunca geçmekte ve hemoglobinin demir bileşenine bağlanmaktadır [73].

Azot dioksit: St. Helens Dağı püskürmesi sorguçlarında önemli derişim değerlerinde nitri asit bulunduğu saptanmıştır [81]. Yüksek derişim değerleri solunarak vücuda alındığı takdirde nitrik asitin hidrolizi, özellikle alt soluk borusunda (akciğer gözcükleri dahil) nitrik asidin açığa çıkmasına neden olur. Nitrik asit, sırasıyla her ikisi de sitotoksisite ortaya çıkaran ve hücre zarlarını parçalayan nitratlar ve nitritleri üretmektedir.

Nitrik asidin solumayla vücuda alınmasının klinik sonuçları, bazı açılardan kükürt dioksit ile temas kaynaklı olanlarla karşılaştırılabilir. Kurbanlar ağır biçimde kimyasal pnömonit, akciğer ödemi, ARDS veya ölümcül akciğer hasarıyla karşı karşıyadır. Hassas bireylerde astım şiddetlenmeleri, bronşodilatorlara gereksinimin artması ve akciğer işlevinin düşmesi olmaktadır [82].

Karbon disülfit: Volkanik sorguçlarda derişim değerleri genellikle düşük olmakla birlikte karbon disülfüt saptanmıştır. Güçlü bir toksin davranışı sergileyen bu gaz baş ağrıları, adale zayıflığı ve sayıklama ortaya çıkarmaktadır [73].

Metan: Karbon monoksit ve karbon dioksit ile birlikte metan da İzlanda, Heimaey Adası’nda 1973 püskürmesi sırasında kurtarma çabalarını güçleştiren gazlar arasındaydı [79]. Fümaroller çevresinde de yoğunlaşmıştır. Temelde hareketsiz boğucu bir gazdır ve solunan havada oksijenle yer değiştirecek biçimde davranmaktadır [73].

Amonyak: Bu suda oldukça çözülebilen gaza maruz kalınması gözlerde, deride ve üst solunum yollarında şiddetli tahrişe yol açmaktadır. Amonyak, tepkimeye girerek maruz kalmış mukoza hücrelerinde hidroksil iyonlarını meydana getirmekte ve böylece ısıl ve kimyasal (alkali) yanıklar üretmektedir [73].

VOLKANİZMA VE RADYASYON TEHLİKELERİ

Volkanik malzemelerin radyoaktif bozunmasının da insan sağlığı üzerine sonuçları vardır. Küller yüksek uranyum içeriğine sahiptir ve akciğer kanserinin gelişmesi ile ilişkilendirilen alfa-radyoaktif bir gaz olan radonun yapışkan partiküllerini taşımaktadır [77]. Maruz kalınma volkanik malzemenin bina yapı taşı olarak kullanımından gerçekleşebilir. Azor Adalarında Furnas kalderası içinde yer alan konutlarda yüksek derişim değerlerine sahip radon bulunmuştur [73].

DİĞER PÜSKÜRME OLAYLARI İLE MARUZ KALINMA

Lav Akmaları

Volkanizmanın görsel açıdan en dramatik sonuçlarından birisi bazaltik lav gibi sıvı ya da yarı-sıvı malzemelerin dışarıya çıkışıdır. Bazı yerlerde (örneğin Hawaii) püskürmeler bir kilometre yükseğe kadar plastik lav küreciklerinin serpiştirildiği ergimiş malzeme fıskiyeleri ile ilişkilendirilebilir. Bunlar lav göllerini ve yanardağdan uzağa hareketlenen lav akmalarını besleyebilir. Lav akmalarının sağlık açısından yarattığı doğrudan tehditler başlıca ısıl hasarlardır. Ölümler çoğunlukla kaçış yollarının kesilmiş olduğu beklenmeyen hızlı akmalar ya da lavın bir su kaynağına çarptığında meydana gelen buhar patlamaları yüzünden olmaktadır [73].

Piroklastik Akmalar

            Piroklastik akmalar, saatte 200 km’ye çıkan hızlarda yol alabilen dağılmış moloz parçaları içeren oldukça sıcak iyonlaşmış gaz akmalarıdır [83]. Tam bileşimi ve sıcaklığı büyük oranda değişmekte olup bu tür akmaların içindeki bir kısım parçalanmış kayalar solunabilir aralık içindedir. Gaz içeriği genelde (aşırı ısınabilen) su, karbon dioksit, kükürt dioksit ve hidrojen sülfürü kapsayacaktır. Böylesi akmalar bacaya yakın yerdeki insanlara bir risk sunmaktadır.

Önemli oranda kinetik enerjiye sahip bu ölümcül “volkanik kasırgalar” yolunun üzerindeki nesneleri yakıp kavurmaktadır. Bu tür akmalara yakalanan kişilerin ölüm oranı genelde çok yüksektir ve genel ölüm nedenleri arasında (çoğunlukla gömülmeden) boğulma, travma ve şiddetli yanıklar (özellikle solunum sisteminde) bulunmaktadır. Örneğin Martinique Adası’nda 1902 Pele Dağı püskürmesi sırasında bu tür aşırı ısınmış bir gaz bulutu St. Pierre şehrini kaplayarak 30.000 üzerinde can kaybına yol açmıştır [73].

Piroklastik akmalar, deride yüzeydeki eritem’den başlayarak deri altı dokularına nüfuz eden tümüyle yanmaya kadar çeşitli derecelerde ısıl hasarlara yol açmaktadır. Kurbanlar genelde kavrulmaktan ziyade (sonuç genelde yangın hasarlarıyla gözlenir) kurumuş ve “mumyalanmış” halde görünür biçimde betimlenmektedir. Solunum etkileri şiddetli ısı, oksijen eksikliği, külün vücuda solunarak alınması ve gazın toksisitesinin sonucu olarak görünmektedir [73].

St. Helens Dağı püskürmesi akmasına yakalanan kişilerin ölüm nedeni üst solunum yollarında kül tıkanması kaynaklı asfiksi (boğulma) olarak anlatılmıştır. Papua Yeni Gine’de 1953 yılında Lamington’dan gelen yıkıcı akmalardan kurtulan kişiler, aralarında boğaz ağrısı, solunum darlığı ve yutma güçlüğünü içeren yutakla ilgili yanıkların semptomları olduğunu belirtmiştir [84]. Akut yaralanma sonrası sağlık etkileri arasında muhtemelen tahrişten ve hasarlı solunum dokularının ikincil enfeksiyonu kaynaklı zatürree, tracheobronşit ve ARDS bulunmaktadır [85].