İçme suyunda florür, diş ve iskelet florozisi

Eşref atabey. 2010. Flor ve sağlığa etkileri kitabından alınmıştır.

İÇME SUYUNDA FLORÜR VE SAĞLIK

Tanımı

Gaz halinde olan flor, suda florür olarak tanımlanır. Zehirli bir gaz olan flor (sembolü F’dir) yüksek elektro negatifliğe sahip bir eser elementtir. Organik ve inorganik flor elementi kaya, toprak, su ve bitkilerde bulunur. Bu elementi insanlar, su, bitki ve hayvanları besin olarak tüketerek alırlar. Flüorit ise bir mineral adıdır.

Flüorit, yer kabuğunda magmatik kayalarda ve killerde, eser miktarlarda da kumtaşları ve kireçtaşlarında bulunur. Doğada silikatlarla, aynı zamanda florapatit olarak fosforla birlikte, flüorit, kriyolit, topaz, turmalin, mikalarda, diş ve kemiklerde, sularda bulunur. Flor bakımından zengin ham maddeleri işleyen veya ara maddesi olarak kullanan fosforlu gübre üreten fabrikalar, alüminyum endüstrisi, demir-çelik fabrikaları, tuğla, kiremit, seramik sanayi endüstri bölgelerinde; havada, toprak ve suda insan ve hayvanlara zararlı olabilecek düzeyde flor bulunabilir (Atabey, 2010b).

İçme Suyunda Florür Ve Sağlığa Etkileri

İçtiğimiz suda farklı oranlarda flor (florür) elementi bulunur. Florür, özellikle kemik ve diş yapısı için yararlıdır. Ancak, uzun süreli litrede 0,5 mg’dan az ya da litrede 1,5 mg’dan fazla içme suyu ile florür alındığında insan ve hayvan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) içme suyunda florürün en yüksek limit değerini litrede 1,5 miligram olarak belirlemiştir. Ülkemizde geçerli olan içme suyu standartlarına (TSE-266) ve Sağlık Bakanlığı’nca çıkartılan “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik”e (17. 04. 2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete) göre izin verilen florür düzeyi litrede 1,5 mg’dır.

İçme suyunda bulunan florür konsantrasyonlarının sağlık etkileri (Dissayanake,1991)

Flor konsantrasyon

aralığı (mg/l)

Kronik sağlık etkileri
Hiç olmaması (sıfır)

0,0-0,5 mg/l

0,5-1,5 mg/l

1,5-4,0 mg/l

4-10 mg/l

>10 mg/l

Sınırlı gelişme ve doğurganlık

Diş çürümesi

Diş sağlığını artırır, diş çürümesini önler

Diş florozu (hareli dişler)

Diş florozisi, iskelet florozisi

Sakat bırakan florozis

Florozisin tipik belirtileri; diş florozisi veya diş minesinin lekelenmesi ya da hareli yapı kazanması, eklem hareketsizliği, bacakta çarpıklaşma, belkemiği ile ilgili kamburlaşma  gibi dış görüntüler  içeren değişik oluşumları içerir. Çocuklarda beslenme eksikliği ile birleşen florozis, kemikte şiddetli  bozulmalara neden olabilir.

Çeşitli nedenlerle vücudumuza aldığımız flor elementinin gereken günlük optimal dozu aşıldığında, aşılan fazla dozun miktarına göre vücutta çeşitli sistemik etkiler ortaya çıkmaktadır. Bunlardan en yaygını pnömokonyoz (akciğerlerin florit tozları etkisiyle hastalanması) ve florozistir. İleri evrelerinde flor alımının şiddetine göre değişen diş minelerindeki şiddetli renk koyulaşması ve iskelet bozukluklarına yol açan florosis hastalığı, ilk olarak kriyolit tesislerinde çalışan işçilerde tanımlanmıştır.

Florosis hastalığının belirtileri diş minelerinde anormal renk değişimleri, iskelette romatizmayı andıran ağrılar, omur ve kaburgaların hareketlerinde sıkıntılar, nefes darlığı şeklinde açığa çıkarken, sinir sistemi bozuklukları, kanda eritrosit miktarının azalması, kas hücreleri ve sperm yapısında bozukluk ve iştahsızlık şeklinde de ortaya çıkmaktadır (Susheela, 2000).

Florozis hastalığının belirtilerinin ortaya çıkış nedeni gerek fosfatlara ve gerekse anaerobik glikoz ile kalsiyum fermantasyonunu engellemesi, kanda kalsiyum oranının düşmesine ve bunun sonucu olarak da fosfat oranına bağlı artışına neden olmaktadır. Bu süreçte çözünürlüğü çok düşük olan florapatit kanda kemiklerde depolanmaktadır. Fermantasyonun değişimi kan şekerinin artmasına, kasların rahatsızlanmasına ve tüm bunların sonucu olarak da tüm sağlık sisteminin bozulmasına yol açabilir (Susheela, 2000).

Dişlerde flor artışı, tükürükte pH yükselmesine neden olmakta, oluşan bazik ortamda, dişlere yerleşmiş olan flor iyonları serbest kalmakta, yapabileceğinden çok daha fazla zehirleyici etki yapmakta sonuçta diş minesi önce grileşmekte gittikce sararıp, en sonunda diş kararmakta ve çürüyüp dökülmektedir (Oruç ve Akşit, 1989; WHO, 1994; Dabrowska ve diğerleri, 2005; Oruç,  2008).

Florürlü İçme Sularının İyileştirilmesi Ve Önlemler

Flor eksikliğini gidermek için;

Özellikle çocuklar florlu diş macunları kullanmalı,

Şehir suyuna flor eklenmeli,

Okul sularına flor eklenmeli,

Tuza ve süte flor eklenmeli

Flor tabletleri kullanılmalıdır (Ökte, 2008).

Litrede 1,5 mg’dan fazla florür bulunduran tüketim amaçlı suların iyileştirilmesinde yapılması gerekenler:

1- İlk önce içme suyundaki florür konsantrasyon değerleri belli periyotlarla takip edilmelidir. Kurak ve yağışlı mevsimlere göre florür konsantrasyonunda azalma mı, yoksa artış mı vardır, bilinmelidir.

2- Farklı kaya türleri, sıcak su kaynakları florun kaynağı olabilir, bu durum araştırılmalıdır.

3- Florozis konusunda epidemiyolojik (istatistik) çalışma yapılmalıdır.

4- Birkaç kaynaktan su temin ediliyor ve bu kaynaklardan biri ya da bir kaçı florürlü olduğu tesbit edilmiş ise, florürlü olanı iptal edilmelidir.

5- Olanaklı ise bulunabilecek tatlı su kaynağı ile florürlü su karıştırılmalıdır.

6- Tüm bunlar olanaklı değilse arıtma yöntemi ile florür oranı limitin altına düşürülmelidir.

içme suyunda arsenik, florür/ kil yeme alışkanlığı

İçme suyundaki arsenik ve florür

Dr.Eşref Atabey

Jeoloji Yüksek Mühendisi /Tıbbi jeoloji uzmanı / Araştırmacı yazar

Arsenik: Ülkemizin jeolojik yapısı dolayısıyla doğal arsenik kaynaklarının çokluğu dikkati çekmektedir. Belli bir orandaki içme suları limitin üzerinde (WHO öngördüğü 10 mikrogram/ litre) arsenik derişimine sahiptir. Bunlardan Kütahya Emet ve Nevşehir ili ile Kırşehir iline bağlı bazı yerleşim yerlerini sayabiliriz.

Florür: İçmesularında flor derişimi 0.5-1.5 miligram/litre arası sağlık bakımından gereklidir. Bunun altında ve üstündeki değerler sağlık riski taşımaktadır. İçme sularında limitin üstünde flor tesbit edilen yerler arasında; Nevşehir-Kızılırmak Vadisi çevresi, Kırşehir-Kaman ilçesi bazı köyleri, Isparta bölgesi, Ağrı-Doğu Bayezıt bölgesi ile Eskişehir-Karacaören sayılabilir.

 

İyot

Niğde’nin bazı köyleri, Ankara- Nallıhan’nın bazı köyleri, Kırşehir-Kaman bazı köyleri ile Kastamonu köylerinde yaşayan halkta guatr hastalığı bakımından dikkate değer bir fazlalık görülmektedir. Bu sorun jeolojik formasyonlardan, toprakta selenyum eksikliği ve mineral içermeyen suların tüketilmesi vb. nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Doğal radyasyon

Özellikle granitik, siyenit, pegmatit damarlarında, bazı volkanik kayalarda ve altere zonlarda, kumtaşlarında ve bu kayaların kumlarında  doğal radyasyon değerleri dikkate değerdir. Bu yerler arasında; Manisa-Köprübaşı, Çanakkale Ezine ilçesi Geyikli sahil siyah kumları, Küçükkuyu ile Ayvacık arasında kalan bazı köy yerleşim alanlarındaki volkanik tüflerde, Eskişehir Kaymaz, Beylikahır-Karacaören köyünde, Yozgat-Sorgun sayılabilir.

Antropojenik (insan kaynaklı) etkilenme

En önemli etki maden çıkarma, arıtma işlemlerinin yapıldığı alanlardaki atık pasaların yol açtığı asit maden drenajı olayıdır. Gerek işletilmekte olan ve gerekse terkedilmiş maden ocakları çevresinde asidik ortamda kimyasal reaksiyonlar olmakta ve bunun sonucu olarak yeraltısuyu, toprak ve besin kaynakları kirlenmektedir.  Konya-Sızma ve Ladik’de kurşun ve civa, Ödemiş ve Beydağ’ında civa, Ulukışla Maden’de kurşun, Balya’da kurşun, Lapseki Koru derede kurşun, Kütahya-Gümüşköy’de gümüş işletmeleri ile terkedilmiş ocaklar ve çevresi, kömür madenleri pasaları ve ocakları çevresi kuyu ve içmesuları kirlenmektedir.

Jeotermal kaynaklardan ve bor madeni işletmesinden dejars olan bor kirliği, Emet, Kızıldere vd. sıcaksu kaynaklardan gelmektedir. Davutlar gibi başka yerlerde de olan radonlu kaplıcalara dikkat edilmelidir. CO2 bağlı sağlık riskleri de dikkate değerdir.

Kil yeme alışkanlığı

Jeolojik yapı dolayısıyla genel olarak ülkemiz toprakları kireçli olduğundan, çinko ve demir başta olmak üzere toprağa salınamamakta bundan dolayı da besinlere geçememekte ve insanlarda çinko ve demir eksikliği nedeni olmaktadır. Ülkemizin bazı yerlerinde yaşayan özellikle kadınlarda toprak ve kil yeme alışkanlığına bağlı olarak sağlık sorunları yaşanmaktadır. Bu olaylar Kırşehir ili ile Hatay ili bazı köyleri, Yozgat, Çankırı, Konya, Ankara’nın bazı yerlerinde yoğun olarak tesbit edilmiştir.