Plajlardaki tehlike, plaj kirliliği, patojenler, radyoaktif mineraller, silikozis

        

                PLAJLARDAKİ TEHLİKE

  1. EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi jeoloji uzmanı / Araştırmacı yazar

Plaj kumunda; kırık camlar, metal, plastik gibi katı atık parçacıkları dışında, radyoaktif mineraller,  kurşun, kadmiyum, arsenik, cıva mineralleri ya da atıkları, böcek kırıntıları, polenler-çiçek tozları, küf mantarları tozları, fekal (dışkılar) kirlilik, patojenik bakteriler, hayvanların tüy kırıntıları, maytlar, kimyasal atıklar, vd. olabilir. Bunlar sağlık riski taşır ve tozları alerji yapabilir [1].

PLAJ KUMU

Plajlar, tuzlu su kıyı şeridi boyunca uzanan doğal oluşumlardır. Milyonlarca ya da binlerce yıldan günümüze gelen jeolojik zaman sürecinde, çevredeki kayaçlardan ayrışma ve aşınma ile koparılan malzemenin, dere, çay ve nehirlerle denizlere taşınması ve sonrasında dalga ve rüzgarın etkisiyle işlenmesiyle kıyıya vuran kayaç parçacıkları ve kırıntılarından oluşur. Kum tanelerinin boyutları genellikle 0,05 mm ile 2 mm arasında değişir. Taneciklerin bileşimlerine göre Dünya’daki birçok örneğinde olduğu gibi, plajın renkleri de beyaz, pembe, kırmızı, turuncu, mor, yeşil, siyah, gri, kahverengi, sarı olabilir. Kum taneciklerinde en yaygın bulunan mineral kuvarstır. Saf kuvars renksizdir. İçinde başka mineraller varsa renkleri değişir. Kalsiyum karbonat bileşimli kireçtaşı beyazdır. Feldspat tanelerin açık kırmızı-kahverengi renkte görünmesine neden olur. Siyah kum tanecikleri ise volkanik kökenlidir. Kuvars, kireçtaşı kumları güneşi yansıttıklarından ayakları pek yakmaz; ancak volkanik kökenli siyah kumlar ısıyı çok fazla emdiğinden yakar.

   

PLAJ KUMU MARUZİYETİ

Plaj kumu yüzde 60-90 oranında silisyum dioksit bileşimli kuvars diğer adıyla silis kumundan oluşur.  Kuvars bakımından zengin magmatik, metamorfik kayaçların ayrışması sonucu oluşan 2 mm’den küçük kuvars tanecikleridir.  Kristalli silis ile birlikte tremolit asbest içerebilir. Silis kumu plajda yürüyen insanların sürekli üzerinde dolaşmaları, oynamalarıyla ezilir; aşınır ve tozlaşır. Özellikle çocuklar solunum yoluyla silis tozlarını akciğerlerine alırlar [1].

Tozlar lifsel olanlar ve olmayanlar diye ayrılır. Asbest tozları lifsi şekilli, kuvars/silis tozları lifsi değildir. Çapı 10 µm’den büyük olan partiküllerin hemen tamamı solunum sistemi tarafından tutulur ve akciğerlere ulaşması önlenir. Çapı 0,1 µm daha küçük olan tozlar ise alveol içinde de havada asılı olarak kalırlar ve solunumla geri atılır. Büyüklüğü 0,1-5 µm çaplı tozlar ise ki buna silis tozları da dahil akciğerlerde kalır [1]. Silis kumunun uzun süre solunması silikozis nedenidir.

Deniz kumu neredeyse tamamı silisten oluştuğu halde, kimse silikozise yakalanmaz. Sebebi deniz kumu tanelerinin 10 µm’den büyük oluşu ve kısa süreli maruziyettir.

 

RADYOAKTİF KUMLAR

Çanakkale Ezine ilçesi Geyikli sahilindeki magnetitli siyah kumlar gibi, bazı plaj kumları radyoaktivite içerebilir. Plaj kumları yüksek radyoaktivite içeriyorsa sağlık için elverişli olmayabilir. Ölçümler sonucunda elde edilen 226Ra, 232Th ve 40K aktivite derişimleri kullanılarak soğurulan gama doz hızı, yıllık etkin doz eşdeğeri, radyum eşdeğer aktivitesi, iç ve dış tehlike endeksi değerleri ile radyasyon maruziyetinin bir sonucu olan yaşam boyu kanser riski hesaplanmalıdır.

 

PLAJ KUMUNDA KİRLİLİK

 Sahillerin kirliliği motorların yağlarından ve derinlerdeki balçıktan, kuma dökülen döküntülerden, molozlardan, yağmurlarla kuma taşınan kirli maddelerden ve atıkların plajlara boşaltılmasından kaynaklanır.  Kırık camlar, fiberglas, plastik, odun, banka ve kimlik kartları, çelik, metal malzemeleri, misine ve kancaları kumda kirlilik oluşturur [2]. Plajlar, denizden dalgalarla kopan ve kıyıda biriken alg-deniz yosunu çürümüş artıklarıyla kirlenmiş olabilir. Kıyıda ötrofikasyon olayı (alg patlaması) görülebilir.

PATOJENİK BAKTERİLER

 EPA raporlarına göre, plaj kumu birçok hastalığa neden olan bakterilere ev sahipliği yapmakta ve genelde hastalık yapan patojen koliformlar kum içinde çamurlu bir okyanus kıyısından çok daha yüksek derişimde bulunabilmektedir [2]. İnsanların yüzme amaçlı kullandıkları sulara deşarj edilen lağım, arıtma atık suyu gibi plaj sularında (tuvalet, dışkı) fekal kirlilik oluşturan bazı bakterilere rastlanmıştır [2]. Oluşan hastalıklar: Tifo, paratifo, ishal, bulantı kusma, konjonktivit, grip, dermatit.

Deniz kıyısında bulunan plaj kumlarında yüksek yoğunlukta bulunan fekal koliformun kaynakları arasında plajlara yakın mesafelerde evsel atıkların arıtılmadan veya arıtıldıktan sonra deşarjları, noktasal olmayan kaynaklardan gelen kirleticilerden yağmur suları, yabani ya da evcil hayvanların kumda faaliyetleridir. Bu durum, deniz kıyısına yakın ve uzak bölgelerde deniz kumu E.coli ve Enterococcus bakterilerinin yaşamlarını sürdürmek ve yeniden büyümeleri için uygun bir ortam teşkil ederler ve plaj kumunda fekal sayısının artışına neden olurlar [2].

Çocuklar ve gençler kumda daha çok kaldıkları ve oynadıkları, köpeklerini gezdirdikleri için, plajda da futbol ve voleybol gibi turnuvalar düzenlediklerinden, yetişkin insanlara kıyasla üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha çok yakalanırlar [2]. Plajlarda evsel arıtma tesislerinin deşarj edildiği yerlere yakın bölgelerde sahil kumu ile temas edenlerin (kuma güneşlenmek için yatanlar, kumu kazanlar) mide-barsak hastalıklarına daha çok yakalandıkları belirtilmiştir [2].

Plaj kumu ile temas eden insanlarda mide-barsak hastalıklarına, üst solunum yolu enfeksiyonlarına, göz hastalıklarına rastlanmış, kulak ağrısı ve kesik yaraların enfekte olduğu, kurdeşen, kaşıntı ve yaraların oluştuğu gözlenmiştir. Kumda hafriyat çıkaran ve kumu kazan insanların %13’ ünde ve kuma bir şeyler gömen insanların %23’ünde de ishal ve diğer mide barsak hastalıklarına rastlanmıştır [2].

 

 

 

 

NE YAPILMALI?

Plajlara serilmek üzere dışarıdan kum getirilmemeli. Farklı amaçlar için kullanılan silis kumları dahil her türlü kumun analizleri yapılmadan kullanılmamalı [1]. Yabancı maddeleri temizlemek için düzenli olarak tırmıklanmalıdır. Kum tane boyutu ölçülmeli. Alan yüzeyindeki kumun tane boyutu ve renk farklılığına göre örnekleme yapılmalı. XRD mineralojik analizi yapılmalı. Kimyasal ve  XRF analizi yapılarak ağır metal içeriklerine (Özellikle Zn, Ni, Cu, Co, V, Mo, Ag, Sb, Sn, Cd, W, Hg, Pb, As, Si, Al, Fe, Ca, Mg, S, K, Na, Cl, Ti, Mn, Cr) ait yoğunlaşma değerleri ölçülmeli [1]. Kum içindeki organik kirlilik var mı bakılmalı. İçindeki elementlere bakılarak kirlilik insan eliyle mi olduğu, yoksa doğal mı olduğuna bakılmalı. Radyoaktivitesi ölçülmeli. Patojenik koliformlar ve bakteriler yönünden kontrolü yapılmalıdır.

PLAJA SERİLEN BEYAZ KUMLAR SAĞLIKLI MI?

Bazı sahillerdeki otel ve tesislerin plajlara beyaz kum serdikleriyle ilgili şöyle haberlere tanık olduk. ‘’Antalya’daki lüks bir otelin plajına Mısır’dan özel olarak getirtilen ayakları yakmayan ve yapışmayan 545 ton beyaz kum serildi’’ [3], ‘’Datça ve Marmaris’te Mısır’dan beyaz kum getirip, beyaz kumla donatılmış 5 adet Mavi Bayrak’lı plaja sahip olmuşlar’’ [4], ‘’Bodrum’da sahile Maldivler’in sahillerinde bulunan beyaz kum görüntüsünü vermek isteyen otelin plajına mermer tozu serildi’’ [5].

  1. C. Anayasası madde-43. ‘’Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir’’ ifadesi açık iken,

Eğer izin alınmamışsa, plaja başka yerden getirilen kum nasıl serilebilmektedir?

Mısır’dan getirilen kumun silis kumu mu yoksa başka bir kökenli kum mu olduğu bilinmiyor. Mısır sahillerinde kireçli beyaz kum yataklarının olduğu, endüstriyel ve turizm amaçlı kullanıldığı bilinmektedir. Sağlık açısından, kumun bileşiminde toksik, radyoaktif mineraller, sağlığa zararlı lifsi tozlar, mantarlar, bazı zararlı organizmalar var mıdır bilinmemektedir.

Plaja mermer tozu sermenin bir anlamı olmadığını belirtmek isterim.

Beyaz mermer denilen kayaç, Jeolojik tanıma göre kireçtaşlarının milyonlarca yıl yüksek basınç ve sıcaklık altında erimesi ve yeniden kristallenmesiyle oluşur. Kalsiyum karbonat bileşimlidir. Kalsiyum karbonat asitlerde erir. Plaja serilen mermer tozu yağmurlarla asidik ortamda zamanla eriyip denize karışacak, doğal plaj kumunun tabanında birikecek, içinde kil varsa bu doğal deniz kumu özelliğini kaybettirecektir. Denize karışan kireçli toz, alg, su yosunları ve diğer bitkilere, balıklara zarar verebilir.

Ayrıca serilen mermer tozu plajın doğal halini bozar. Plaj kumları milyonlarca, binlerce yıldır günümüze kadar karalardan denize taşınarak, dalgalarla işlenip, kıyıda birikmişlerdir. Kum taneleri sürekli dalgalarla işlenip, yıkandığından tane boyuna göre ayrılırlar. Mermer, feldispat, alçıtaşı vb diğer tozların tane özelliği olmadığından plaj kumunun niteliğini bozacaktır.

Taşınan ve plaja serilen mermer tozu içinde toksik elementlerden arsenik, kurşun, kadmiyum, kanserojen asbest lifleri, silis gibi silikozis yapan mineral, radyoaktif mineral, patojenler, zararlı organizmalar var mıdır; bilmiyoruz; varsa zararlı olabilir.

Eğer plaja serilen kuvars kumu ise, bu daha da vahim bir durum. Kuvars kumu cam sanayi ve seramik olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır. Silisyum dioksit bileşimlidir. Kuvarsit, kuvarsit ve kuvars kumu yıllar süren arama ve etütlerden sonra, bulunduğu yerden bin bir emekle çıkartılan ve fabrikalarda işlenerek sanayinin hizmetine sunulan bir maden cevheri bir hammaddedir. Dolayısıyla plajlara serilmesi uygun değildir. Feldispat, kaolen, alçıtaşı, kil vd. hammaddeleri için de aynı durum geçerlidir.

Fabrikalardan temin edilen öğütülmüş silis kumu yıkanmış ve tozdan arındırılmış olmadığından, 0,1 ile 5 mikron arasındaki küçük boyutlu tozlar özellikle çocuklar için büyük sağlık riski oluşturacaktır. Silis tozları silikozis denen akciğer hastalığına yol açmaktadır.

Çapı 10 µm’den büyük olan partiküllerin hemen tamamı solunum sistemi tarafından tutulur ve akciğerlere ulaşması önlenir. Deniz kumu neredeyse tamamı silisten oluşur. Ancak kimse silikozise yakalanmaz. Sebebi deniz kumunu 10 µm’den büyük oluşudur. Ancak dışarıdan getirilerek plaja serilen plaj kumu dışındaki her türlü kum içinde çok ince toz zerreleri bulunmaktadır.

Kum ezme ile üretildiğinde, kristalli silis ile birlikte tremolit asbest içerebilir. Asbest silis içine kuvars kayasının üretimi sırasında karışmış olabilir. 1986’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk olarak, ticari olarak temin edilebilen bazı ticari kumlarının, kırılmış kireçtaşı ve ezilmiş mermerin içinde bulunan lifli bir madde olan tremolit içerdiği belirtilmiştir. Silis kumu plajda insanların sürekli üzerinde dolaşmaları, oynamalarıyla ezilir; aşınır ve tozlaşır; tozlar da solunum yoluyla akciğerlere alınır.

Ticari kumlarda örneğin ABD Kaliforniya’da ürün güvenliği yönetmeliğine göre kum torbaları üzerinde Prop 65 kanser uyarısı, etiketlerinde ‘’toksik olmayan ve MSDS- asbestsiz, kurşunsuz, kristalli silika tozu yoktur’’ ibaresi yer almaktadır [1].

 

Kaynaklar

[1] Eşref Atabey. 2018.  Çocuk oyun alanları ve kum havuzlarında kullanılan kumlar sağlıklı             mı? Herkese Bilim Teknoloji Dergisi, 28.9.2018, S: 131.

[2] Delya Sponza: http://www.mavibayrak.org.tr/userfiles/file/5_plaj_kumunun          _mikrobiyolojik_kirliligi. pdf

[3] http://www.gunhaber.com.tr/haber/Misir-dan-550-ton-beyaz-kum-getirildi/372151-     7.7.2012-erişim: 8.6.2020

[4] https://jabiroo.com.tr/d-hotel-maris-1511/otel

[5] https://tr.sputniknews.com/turkiye/202006021042173623-bodrumda-sahile-beyaz-      kum-diye-mermer-tozu-dokmeye-calisan-otele-345-bin-lira-ceza/-2.6.2020-      erişim: 8.6.2020

Web: http://www.esrefatabey.com/

Facebook: https://www.facebook.com/esrefatabey54/?modal=admin_todo_tour

Facebook: https://www.facebook.com/esref.atabey.7

YouTube kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCafLxYqTVUX80lPcVX18lOw?view_as=subscriber

Instagram: @esrefatabey

E-posta:esrefatabey@gmail.com

Vücudumuzdaki taşlar; böbrek ve mesane taşları, kalsiyum oksalat,sistit, ürik asit, struvit

 

 VÜCUDUMUZDAKİ TAŞLAR: BÖBREK VE MESANE TAŞLARI

(Tıbbi Jeolojik açıdan bakış) 

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi jeoloji Uzmanı / Araştırmacı yazar

4.6.2020

 

Nasıl ki yerkabuğundaki kayaçların (taşların) bazıları kimyasal yolla oluşuyorsa, nasıl ki doğadaki radyasyonun %11’i vücudumuzda bulunuyorsa, içtiğimiz su ile yediğimiz besinlerdeki element ve minerallerden kaynaklı vücudumuzda da kimyasal yolla taşlar oluşmaktadır. Vücudumuzda oluşan bu taşlara BÖBREK VE MESANE TAŞLARI diyoruz.

Yerkabuğundaki kayaçlar magmatik (iç püskürük), volkanik (dış püskürük), metamorfik (başkalaşım) ve sedimanter (tortul/çökel) kökenli olmak üzere dört türdür. Bunlardan bazıları örneğin sedimanter kayaçlar oluşumlarına göre fiziksel, kimyasal ve organik kökenli diye üçe ayrılır. Kireçtaşı, kaya tuzu, alçıtaşı (jips), traverten (Pamukkale travertenleri gibi), tufa, deniz ve göllerde oluşan oolit ve pisolitler, mağaralardaki sarkıt, dikit ve mağara incileri kimyasal sedimanter kayaç örnekleridir. Tıpkı doğadaki kayaç oluşumlar gibi kimyasal yolla böbreğimizde de taşlar oluşmaktadır.

Böbrek taşlarının çeşitleri, özellikleri, oluşumu, bileşimi, mineralojisi jeoloji biliminin konusuna, özellikle TIBBİ JEOLOJİ ilgi alanına girmektedir.

Yazıda böbrek taşlarının çeşitleri, özellikleri, mineralojisinden bahsedeceğim. Böbrek taşları doğrudan insan sağlığıyla ilgili olduklarından, konuya bütüncül yaklaşımla bakabilmek için, tıbbi yönünü de farklı kaynaklardan derlediğim bilgilerle destekleyeceğim.

Üriner sistem taşları; böbrekten mesaneye kadar üriner sistemin herhangi bir kesiminde, insanların yaklaşık %5-10’unda yaşamlarının herhangi bir bölümünde, genellikle 20-40 arası yaşlardaki insanlarda oluşabilmektedir [1]. Bunların çoğunda, başka taş gelişimi ihtimali yüksek olduğu için, hastalık kronik bir hal alır. Her biri yumruk büyüklüğünde olan böbrekler vücudun  yan-arka kısımlarında yerleşmiş organlardır. Mesaneye üreter adı  verilen  dar tüplerle bağlanmışlardır [2, 3]. Böbrekler kanı süzen, faydalı maddeleri tekrar vücuda geri alan, zararlı  maddelerin idrarla atılımını sağlayan filtrelerdir. Böbrekten atılan idrar mesanede toplanır ve üretra adı verilen kanalla vücuttan dışarı atılır.

Böbrek taşları,  çeşitli minerallerin ve başka maddelerin böbrekte toplanıp, katı parçacıklar halinde çökelmesi sonucu oluşur. Normal koşullarda idrarda bulunan çeşitli kimyasal maddeler bu çökmeyi engeller. Fakat bazı durumlarda bu koruyucu mekanizma etkisini yitirir. Eğer oluşan parçacıklar küçükse herhangi bir yakınmaya neden olmadan idrarla atılırlar. Daha büyük taşlar ise böbrekte veya idrar yolunda bir yerde takılıp tıkanmaya yol açabilirler [2, 3].

Böbrek  taşı çeşitleri

Kalsiyum oksalat, ürik asit, struvit ve sistin olmak üzere başlıca dört tür böbrek taşı bulunmaktadır. Böbrek taşları bir kum tanesi kadar küçük ya da bir inciden büyük, bazen de daha büyük olabilir. Böbreklerde kalabilir; üreterlerden (böbreklerden mesaneye giden tüpler) ve idrarla vücuttan dışarı çıkabilirler. Bir böbrek taşı üreterlerden ve idrarla dışarı çıktığında buna böbrek taşı geçirme denir. Böbrek taşı da idrar yoluna yapışabilir ve idrarın geçmesini engelleyebilir. Bir böbrek taşı ya da büyük bir böbrek taşı geçtiğinde idrar akışını engeller; çok acı verici olabilir [4].

Kalsiyum oksalat taşları: Kalsiyum taşları en yaygın böbrek taşı türüdür. Genellikle kalsiyum ve oksalattan (çoğu gıdada bulunan doğal bir kimyasal) yapılır; ancak bazen kalsiyum ve fosfattan yapılır [4]. Tüm böbrek taşlarının yaklaşık %70-80’i ya kalsiyum oksalat, kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Bunlar, kalsiyum oksalat dihidrat (vedelit) ile kalsiyum oksalat monohidrat (vevelit) mineralidirler.

Ürik asit taşları

Ürik asit taşları idrarınız genellikle çok asidik olduğunda oluşur. Ürik asit kendi başına ya da kalsiyum ile taş oluşturabilir [3]. Ürik asit vücutta protein yakımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla dışarı atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur. Böbrek taşlarının %5-23 ü (özellikle çoğunlukla  erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır [2].

 Struvit taşları

Bakterilerin idrarınızda biriken amonyak yaptığı belirli idrar yolu enfeksiyonlarına sahip olduğunuzda ortaya çıkabilir [4]. Struvit taşları magnezyum, amonyum ve fosfattan yapılır. Tüm taşların yaklaşık %20’sini oluştururlar [2]. 

Sistin taşları

Sistin taşları vücudunuzun doğal olarak yaptığı, sistin adı verilen bir kimyasaldan yapılır. Sistin taşları çok nadirdir ve sistin böbreklerden idrara sızmasına neden olan genetik bir bozukluğu olan kişilerde görülür [4].

Üriner sistem taşları özellikleri

‘’Üriner sistem taşları genellikle beyaz-sarı ve kahvenin çeşitli tonlarında renklere sahip olup,  büyüklüğü 1-80 mm arasında değişmektedir. Yaygın şekillerini tekli ya da birleşik yumrular, basık, yassılaşmış küresel ve elipsoyidal biçimler oluşturmaktadır. Bütünüyle böbreğin şeklini almış, ayrıca küremsi/elipsoyidimsi yumruların oluşturduğu çok kollu yıldız-benzeri oluşumlara da rastlanılabilmektedir [5]. Üriner sistem taşlarının yüzeyi pürüzlü olabildiği gibi, parlak ve cilalı gibi de olabilmektedir. Ayrıca tıkız ya da gözenekli, soğan kabuğu gibi iç içe geçmiş halkalardan oluşabilmektedir. Bir böbrekte tek bir veya tane boyu birkaç mm arasında değişen onlarca taş da bulunabilmektedir [5].

 

Böbrek taşları

 

Böbrek taşları

 

Böbrek taşlarının biyomineralojisi

Dünyadaki istatistiklere göre üriner sistem taşlarının yaklaşık %60’ını kalsiyum okzalat, %9’unu kalsiyum fosfat, %11’ini kalsiyum okzalat+kalsiyum fosfat, %20’sini diğerleri oluşturmaktadır [1].

Böbrek taşı türleri: A- Kalsiyum oksalat monohidrat mineralleşme evresi, B- Kalsiyum oksalat monohidrat dallanmış şekli, C- Apatiti sarmış kalsiyum oksalat monohidrat, D- Kalsiyum oksalat monohidrat taşının taramalı elektron mikroskobu (SEM) görünümü, E-Brusit, F-Struvit [11].

Böbrek  taşları oluşum nedenleri

Üriner sistem taşlarının başlıca oluşum nedenleri; genetik, anatomik bozukluklar, metabolik düzensizlikler, diyet uygulanması, ilaçla aşırı kalsiyum alınması, aşırı okzalatlı yiyecekler, bazı hastalıklar, hareketsizlik, iklimsel koşullar [1] ve nonobakterilerdir [12]. Balıkla yoğun beslenen insanlarda fosfatlı taşların gözlenmesi, beslenme rejimi ile böbrek taşı oluşumu arasındaki ilişkiyi göstermektedir [5]. Yüksek doz kalsiyum ve D vitamini alımı, aşırı kilolu olma, açlık, kişinin hayat tarzıyla ilgili faktörlerdir [2]. Böbrek taşları genellikle 20-40 arası yaşlardaki insanlarda görülmektedir [2]. Erkeklerde kalsiyum ve ürik asit taşı gelişimi ihtimali daha yüksek olup, kadınlarda ise struvit taşı gelişimi ihtimali daha yüksektir [2].

Böbrek taşının belirtileri

Böbrek taşının genellikle ilk belirtisi şiddetli bir yanma ağrısıdır. Bu ağrı genellikle, taş idrar yolunun bir kesimini  tıkadığında veya hareket ettiğinde  meydana gelir. Taşın bulunduğu yere göre,  ağrı  kasıklara ve uyluğun iç yüzüne yayılabilir ve bulantıya ve kusmaya neden olabilir. Eğer taş idrar yolunda tahrişe neden olmuşsa, idrarda bir miktar kanda görülebilir [2].

Böbrek  taşlarının  tedavisi

Çoğu böbrek taşı herhangi bir sorun çıkarmadan idrar yolundan kolayca geçerek düşer. Bunu kolaylaştırmak için hekimler genelde şu önerilerde bulunurlar: Günde en az 2 litre su içilmesi, ihtiyaç olduğunda ağrı kesici alınması, düşürülen taşın türünün öğrenilmesi ve bu yönde tedavi planlanması için saklanılması, tedavide yaşam tarzında değişiklikler, ilaç tedavisi, izlem, taş kırma ve cerrahi   yöntemdir [2].

Çin’li doktorlar tek bir hastadan 420 böbrek taşı çıkardılar

Çin’de erkek bir hasta Zhejiang Eyaleti’nin doğusunda Dongyang’daki bir hastanede taşları çıkarmak için iki saatlik bir operasyon geçirdi.  Dr. Wei Yubin, “Soya ürünleri, özellikle alçı tofu, kalsiyum bakımından çok yüksek olduğunu, fazlasının yeterli miktarda, su alınmadığından vücuttan atılmadığını belirtmiştir [13]. Hasta karın ağrısı şikayeti ile doktora gitmiş ve daha sonra yapılan Bilgisayarlı Tomografi taraması sol böbreğinin taşlarla dolu olduğunu göstermiş. Doktor, hasta bekleseydi, böbreğinin çıkarılması gerektiğini söylüyor. 420 böbrek taşı rahatsız edici olsa da, dünya rekoru dışında çok uzak. Guines Dünya Rekorlarına göre, 2009 yılında Hindistan’daki bir doktor, üç saatlik bir ameliyat sırasında hastanın sol böbreğinden 172.155 taşı çıkarmış [13].

A                                                         B

Böbrek taşları; A-[13], B-[14].

Böbrek ve mesane taşı analizi

Öğütülüp toz haline getirilen böbrek ve mesane taşlarının, X-Işını Kırınımı (XRD) yöntemi ile tanımlamaları MTA Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında yapılmaktadır.

Kaynaklar

[1] Medicinenet, 2005 (http://www.medicinenet.com).

[2] https://www.populermedikal.com/2001/01/22/bobrek-taslari/-erişim 2005, 3.6.2020

[3] Atabey, E. 2005. Tıbbi Jeoloji. JMO yayını: 88,194s. Ankara.

[4] https://www.kidneyfund.org/kidney-disease/kidney-problems/kidney-stones/-erişim 3.6.2020

[5] Yalçın, H. ve Yalçın, F. 2005. Böbrek taşlarının biyojeokimyası: Sivas bölgesinden bazı örnekler. 1.Tıbbi jeoloji Sempozyum Kitabı (Editör: Eşref Atabey), 154-167, JMO Yayını: 95. ISBN: 9944-89-076-6.

[6] https://www.stonedisease.org/kidney-stone-photos

[7] httpsemottawablog.com201901effect-of-tamsulosin-on-passage-of-symptomatic-ureteral-stones-a-randomized-clinical-trial

[8] https://medium.com/@AustinL/how-to-get-rid-of-kidney-stones-naturally-without-surgery-753fba906e26

[9] main-qimg-cb176bf3f63193f3a5d2fab222ad21e6

[10] httpswww.gettyimages.comphotoskidney-pain

[11] Jeffrey, A. W. ve Michael, D. W. 2007. Pathological biomineralization of kidney.

Elements, 3, 415-421.

[12] Çiftçioğlu, N., Björklund, M., Kuorikoski, K. Bergström, K., 1999. Nanobacteria: An infectious cause for kidney stone formation. Kidney International, 56, 1893-1898.

[13] https://www.bbc.com/news/blogs-news-from-elsewhere-33051797

[14] httpyancao.infoyancao-images.html

Yazı, 4.6.2020 tarihinde ‘’https://www.bodrumguncelhaber.com/vucudumuzdaki-taslar-bobrek-ve-mesane-taslari/’’ Bodrum Güncel haber de yayımlanmıştır.

İlgili linkler

Web: http://www.esrefatabey.com/

Facebook: https://www.facebook.com/esrefatabey54/?modal=admin_todo_tour

Facebook: https://www.facebook.com/esref.atabey.7

YouTube kanalı: https://www.youtube.com/channel/UCafLxYqTVUX80lPcVX18lOw?view_as=subscriber

Instagram: @esrefatabey

E-Posta:esrefatabey@gmail.com

Kandovan, İran, peribacaları, eriyonit minerali, akciğer kanseri, mezotelyoma

 

KANDOVAN, İRAN

Dr. Eşref Atabey

Jeoloji Yüksek Mühendisi /Tıbbi Jeoloji uzmanı /Araştırmacı yazar

29.5.2020

Kandovan’a İran’ın küçük Kapadokyası diyebiliriz. İran’ın Doğu Azerbaycan Eyaleti Osku şehrine bağlı bir köy. Tebriz’e 50 km uzaklıkta. Kandovan Nehri vadisinde kurulmuş.

Jeolojik yapısı tıpkı Kapadokya gibi. Sehend Yanardağı’nın yamacındaki tüf kayalarının yağmur ve rüzgar erozyonu ile peribacaları oluşmuş. Bu peribacaları şekilli  tüf kayaları içine oyulan evlerde yerleşimler bulunmakta. Tarihi yaklaşık 700 yıl öncesine dayanıyor. Yoğun olarak yerli ve yabancı turist çekiyor.

Dünyada bu şekilde bir oluşum 3 yerde var. Bu üç yer, Kapadokya, Kandovan ve Amerika Utah’daki Grand Staircase. Kapadokya ve Kandovan’ı Grand Staircase’den ayıran özelliği Kandovan ve Kapadokya’da yaşam olması. Kandovan’da tıpkı Kapadokya’da olduğu gibi mağaralarda ve dağ yamacına yapılan yapılarda yerel halk yaşıyor.

Benim açımdan ilginçliği ve merak ettiğim konu şu.  Burada yaşayanlarda da aynı Kapadokya yöresi Nevşehir’in bazı köylerinde olduğu gibi tüfler içinde bulunan eriyonit minerali tozlarına bağlı akciğer kanseri yani mezotelyoma olup olmadığıdır.  Eriyonit minerali tozu kanser tehlikesi olduğundan 2001, 2002, 2004, 2005, 2007 yıllarında bizzat o zamanki çalıştığım kurum adına hazırladığım Tıbbi jeolojik etüt raporları gereğince başka alana taşınan Nevşehir’deki Karain ve Tuzköy’deki gibi kanser riski var mı? 2015 yılında bir hekim arkadaşımla birlikte İran Kandovan’da Tıbbi jeolojik ve tıbbi-epidemiyolojik inceleme yapmak üzere hazırlık yaptık. Ancak koşullar elvermediğinden gerçekleştiremedik. Bazı kaynaklarda burada yaşayanlarda kanser vakası olduğu belirtiliyor!

Kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Kandovan,_Osku

httpswww.tripadvisor.comLocationPhotoDirectLink-g303961-d324093-i324778111-Kandovan-Tabriz_East_Azerbaijan_Province.html

httpswww.sabah.com.trgaleridunyairanda_700_yillik_koy

httpgezerdoner.com20190801iranin-kapadokyasi-kandovan

httpswww.flickr.comphotosdanielzolli21629232370

 

 

  

 

 

 

 

 

   

 

   

 

 

 

 

Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı? Maden, doğa, çevre

 Resimler yazının sonunda

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Araştırmacı yazar / www.esrefatabey.com

26.05.2020

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. Madencilik faaliyetlerinde yapılanların sonuçları görüldüğünde, şu soruyu sormamıza neden olmakta. Her yerde her koşulda madencilik yapılmalı mı?

Örneğin Kemaliye’nin (Eğin) bazı köylerinde geçtiğimiz yıldan bu yana altın madeni sondajları sürdürüldüğü biliniyor; altın ocağı açıldığında, doğa ve dağcılık, su sporları ve turizm merkezi, doğa harikası Kemaliye’ye zararı olmayacak mı; Kemaliye’ye hayat veren Kadıgöl kaynağı, geçim kaynağı dut ve cevizi, tarihi ve kültürel dokusu zarar görmeyecek mi? [1]

Fethiye, Ölüdeniz, Kayaköy çevresinde jeotermal sondaj için geçtiğimiz aylarda izin verilmişti; tepkiler üzerine vazgeçildi. Diyelim ki yüksek derece sıcak su bulundu; Dünya’nın gözdesi, turizm merkezi ve antik kent olan, özel çevre koruma bölgesindeki buraya jeotermal santral kuralacak mıydı? [2]

Muğla şehir merkezindeki Karabağlar Mevki’ine geçtiğimiz yıl kömür sondajı yapıldı; sonra tepkiler üzerine vazgeçildi. Kömürü çıkarmak için en az 500 m genişliğinde devasa bir çukur açılacaktı; bu durumda Muğla şehir merkezinin bir bölümünü ortadan kaldıracak mıydı? [3]

Muğla-Dalaman Ovası’nın kuzey bölümündeki birinci sınıf tarım arazileri DSİ tarafından 1999-2003 yıllarında kamulaştırılarak Akköprü Barajı kil dolgu malzemesi için toprağı alınıp, geride devasa su dolu çukurlar bırakıldı. Bunun gibi tarım topraklarını yok etmeye devam mı edeceğiz? [4, 5]

Kastamonu-Küre ilçe merkezi hemen yanında bakır ocağı bulunmakta; şehrin altında da bakır cevheri olduğu belirtiliyor; 2008 yılında maden pasalarının evlerin üzerine doğru geldiğini görmüştüm; Küre’nin başka yere kaldırılacağı söyleniyordu; maden uğruna şehir başka yere taşındı mı, bilmiyorum.

Mermer uğruna Torosların sedir ormanlarını yok etmeye devam mı edeceğiz? Altın uğruna akciğerimiz, oksijen depomuz, doğa koruma bölgesi olan Kaz Dağları’nı [6], yeşilin, doğanın büyüleyici zenginliği olan Artvin-Cerattepe çevresindeki ormanları, Ordu-Fatsa’da güzelim kestane bal ormanlarını yok mu edeceğiz? Buna benzer örnekler daha da arttırılabilir.

Zaten su fakiri olma yolunda ilerleyen Ülkemizin yer altı su kaynaklarını çevreye duyarlı olmayan bazı madencilik faaliyetleriyle kirleterek, tarımsal faaliyetler için gerekli olan, kıt yer altı sularımızı devasa maden işletmelerine mi tahsis edeceğiz? Daha ne kadar süreyle toprağı, suyu, doğayı, havayı kirletmeye devam edeceğiz? Her koşulda madencilik yapılması zorunlu mu? Tercihlerimiz olamaz mı? Kamu yararı ve doğa hakkı için madencilik yapılmasından vazgeçebileceğimiz yerler olamaz mı?

MADENCİLİK FAALİYETLERİ

Ülkemizin yer altı maden zenginliklerinin aranıp, bulunması için, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında kurduğu Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nde (1985 yılından sonra Genel Müdürlüğe dönüştürüldü) 35 yıl süreyle çalıştım. Bunun 21 yılı, Ülkemizin dağlarında, vadilerinde, tepelerinde, köylerinde, açık arazilerde jeolojik haritalama/etütler yapmakla geçti.

Bu çalışmalarım sırasında, Türkiye’nin hemen her yerinde madencilik faaliyetleriyle ilgili gözlemlerim oldu. Gördüğüm manzara; mermer ve taşocağı adına oyulmuş tepe yamaçları, Torosların yok edilmiş sedir ormanları, madencilik adına açılmış ve terk edilmiş devasa su dolu çukurlar, derelere, ırmaklara, vadilere doldurulmuş maden pasaları ve atık çamurları, yok edilen ormanlar, madenden kaynaklı asidik sularla kurumuş meyve ağaçları ve sebze bahçeleri. Madencilik faaliyetlerinde, ‘’çevrenin ve doğanın korunacağı, cevher alındıktan sonra arazi eski haline getirilecek ve ağaçlandırılacak’’ kuralına rağmen, uygulanmadığına tanık oldum [7, 8].

Bu manzarayı gördükten sonra çalışma konumun rotasını başka yöne çevirerek; jeolojinin genel konularından ‘’Jeoloji, çevre ve halk sağlığı (Tıbbi jeoloji)’’ konularını araştırmaya, jeoloji bilimi ile halk sağlığı ilişkilendirmeye karar verdim.

Bu fikirden yola çıkarak, emekli oluncaya kadar çalıştığım kurumdaki geri kalan 14 yılımda; insan eliyle yapılan (antropojenik) unsurları, özellikle madencilik faaliyetli kirlenme, asbest, eriyonit, kuvars gibi akciğer kanseri ve silikozis yapan mineral tozları ve etkileri, akciğer kanseri nedeni olan sulardaki arsenik, diş ve iskelet florozisi yapan florür etkisi, doğal radyasyon kaynakları, anemi hastalığı nedeni kadınlarda kil yeme alışkanlığı, jeotermal kaynaklar ve kaplıcalar vd. jeoloji ve sağlık konularında araştırmalara ayırdım ve hala araştırmalarıma devam etmekteyim.

ARAMADAN MUAF BÖLGELER

Ülkemizde bilinen tüm madenler MTA tarafından bulunmuştur. Arazide jeolojik haritalama yaparken askeri bölgelere girilemediğinden o alanın haritalaması yapılamazdı; maden aramalarından da muaftı. Elimizdeki topoğrafik harita üzerinde o bölge jeolojik olarak boş alan görünürdü. Hava fotoğraflarında da askeri alanların görüntüsü olmazdı. Bazen farkında olmadan askeri bölgeye ya da özel maden sahalarına inceleme için girdiğimde, ya da vatandaşların dağda biri dolaşıyor şikayeti üzerine karakola götürüldüğüm, fotoğraf makinamdaki resimlere el konulduğu, rehin alındığım çok olmuştur.

Yaşamımızda kullandığımız hemen tüm nesnelerin kökeninde madenlerin olduğunu görürüz. Bu bakımdan madenlere ihtiyaç vardır. Ancak, doğayı ve çevreyi korumak, dengeyi kurmak adına madencilik faaliyetlerinde de muaf tutulacak alanlar olmalıdır; diye düşünmeden geçemedim.

MADENCİLİK SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

Çocukluğum doğduğum yerin yakınındaki krom ocakları çevresinde geçti. Mesleğim dolayısıyla da madencilikle ilgili birçok konuda bilgi sahibi oldum; tecrübe edindim. Ancak süreç içinde bir şeyi anlayamadım.

Yerli ve yabancı sermaye işletmelerine hız verilmesine ve teşvik edilmesine, madencilik uğruna bu kadar çevre tahribatına yol açılmasına karşın, nedense madencilik sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payının artacağı yerde giderek azaldığı görülmekte.

1988 yılında Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Kamu Yönetimi uzmanlık programına devam etmiş, ‘’Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri ve Sorunları’’ diye bir tez hazırlamıştım. 1933 öncesi madencilikte yabancı payı ancak %5 dolayındaydı. 1950 yılından sonra madenler yabancı şirketlere açılmış; 1945-1960 döneminde madencilikte gerileme dönemi yaşanmıştır. Madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 1968 yılında %1,8; 1975 yılında %1,6; 1987 yılında %1,9 olmuş. 1963 yılında madenlerin %75’i kamu, %25’i özel sektör tarafından işletiliyordu [9]. Günümüzde ise madenlerin neredeyse tamamı özel sektör eliyle işletilmekte. Geldiğimiz noktada madencilik sektörünün GSMH içindeki payı 2010 yılında %1,2; şimdilerde ise 10 yıl gerisine düşerek %1 dolayında olduğu belirtilmekte [10].

  1. C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı raporuna göre; 2019 yılı sonu itibariyle gelişmiş ülkelerde madenciliğin GSMH’da payı ABD’de %4,5; Almanya’da %4; Kanada’da %7,5; Avustralya’da %8,7; Rusya’da %14; Çin’de %13; Hindistan’da %15’dir. Türkiye zengin maden rezervine sahip olmasına karşın madenciliğin GSMH’daki payı, istatistik verilere göre, %1’ler düzeyinde kalmaktadır [10, 11]. Tüm çabalara ve doğaya müdahalelere rağmen madencilik sektörünün GSMH’daki payı bir türlü artmamaktadır. Hizmetler ve sanayi sektöründeki pay artıyor da, madencilik sektörünün payı ondan mı oran olarak azalmakta? Bir çelişki yok mu?

Özellikle altın madenciliği son yıllarda doğaya ve çevreye verdiği zararlar, siyanürle altın işletmeciliği ve yabancı işletmecilerin rolü gereği gündemi meşgul etmektedir. Özel sektör eliyle yapılan başlıca altın üretimi olmak üzere, çeşitli madenlerin üretimi için onay verilmiş iken, oranı artacağı yerde giderek neden azalmaktadır?  Bu kadar altın ocağı faaliyete geçmesine ve altın üretmesine rağmen bir türlü ekonomimize katkısı hissedilememektedir. Altın madenciliğinin refah düzeyimizdeki payı nedir anlaşılamamıştır.

MADENLERİN ÖMRÜ

Maden Mühendisleri Odası raporuna göre, çeşitli madenlerin 2010 yılı itibariyle bilinen rezervlerinin tükenme ömürleri; kömür 400 yıl; alüminyum 1027 yıl; antimon 30 yıl; krom 143 yıl; bakır 75 yıl; altın 45 yıl; indiyum 13 yıl; kurşun 42 yıl; nikel 90 yıl; fosfor 345 yıl; platin 360 yıl; gümüş 29 yıl; tantalyum 116 yıl; kalay 40 yıl; uranyum 59 yıl; çinko 46 yıl olarak hesaplanmaktadır  [12].

Günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin Türkiye’de varlığı saptanmıştır.  Ülke ekonomisinde madenciliğin önemli bir yeri olduğu söylenemez. 2019 yılı sonu itibariyle toplam arama ve işletme ruhsat sayısı 15.731. Türkiye, üretilen madensel kaynak çeşitliliği açısından, 152 ülke arasında, yaklaşık 60 maden türünde yapılan üretim baz alındığında, 10. sırada yer almakta; ancak üretici ülkelerin dünya pazarı içi payları sıralamasında %0.16 oranı ile 52. sırada olduğu belirtilmekte [10, 11, 13].

Altın madenciliğine gelince, işletilebilir altın rezervimiz metal bazında toplam 1.000 ton. Türkiye altın potansiyelinin 6.000-7.000 ton olduğu tahmin edilmektedir [10, 13]. Bilinen rezerv ömrü de 45 yıl hesaplanmış. Kangal-Pınargözü-Bakırtepe’de olduğu gibi bazı altın madeni işletmeleri 5, bazıları da 10 yıl arasında ömrünü tamamlamakta.

MADENCİLİK VE ÇEVRE

Madenciliğin neden olduğu çevre kirlenmesi katı sıvı ve gaz olmak üzere üç gruptur. Tozlar havaya dağılarak, çeşitli hastalıklara yol açar. Kükürt dioksit gazı çevreye yayılırsa çevredeki canlıları tahrip ederek doğal dengeyi bozar.

Fiziksel ve kimyasal yolla olan hava, su ve toprak kirliliği, topografya ve morfolojinin bozulması, gürültü ve titreşim, ekolojik dengenin nicel ve nitel bozulmasıdır. Cevhere ulaşmak için kazılan örtü ve faydalı mineral içermeyen altere zonların büyük hacimlerde depolanması, cevher zenginleştirme işlemlerinden itibaren oluşan ince taneli atıkların depolanması işlemi, hem arazi kaybına nedendir; hem de uzun süreli kontrol gereksiniminden dolayı su ve toprak kirliliğine nedendir.

Atık havuzundaki atık çamuru ve pasalar dereye deşarj olur ve suları ve toprağı kirletir. Altın madenciliğinde kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, yer altı suyu, toprak ve havaya yayılması, dolayısıyla canlı varlığı ve insan sağlığını tehdit edecektir.

Ülkemizde metalik ve endüstriyel hammadde maden işletmeleri oldukça fazladır. İzmir-Bergama-Ovacık, Balıkesir-Havran, Gümüşhane-Mastra, Manisa-Salihli-Sart, Erzincan-İliç, Eskişehir-Sivrihisar, Kayseri-Kocasinan, Kayseri-Himmetdede, Ordu-Fatsa-Altıntepe, Uşak-Eşme-Kışladağ, Sivas-Kangal-Pınargözü’nde altın üretimi yapılmaktadır [10,13]. Kütahya-Gümüşköy’de gümüş, Sivas-Divriği, Kayseri-Yahyalı-Attepesi’nde demir, Artvin-Murgul, Kastamonu-Küre, Elazığ-Maden’de bakır, Niğde-Yahyalı’da kurşun-çinko, Niğde-Ulukışla, Çanakkale-Lapseki’de kurşun, Konya-Seydişehir’de alüminyum, Tokat-Turhal, İzmir-Ödemiş-Ahmetler’de antimon, Muğla-Dalaman, Fethiye, Bursa-Orhaneli, Elazığ-Guleman, Hatay-Kisecik, Adana-Aladağ’da krom önemli metalik madeni işletmeleridir [7].

Kütahya-Emet ve Hisarcık, Eskişehir-Kırka, Balıkesir-Bigadiç’te bor madeni, Çanakkale-Çan, Muğla-Yatağan ve Milas, Sivas-Kangal, Kahramanmaraş-Afşin ve Elbistan, Kütahya-Seyitömer ve Tunçbilek’te açık ocak kömür işletmeciliği yapılmaktadır [7].

Açık maden ocağı işletmesi yapılan yerlerde özellikle altın ve kömür madenciliği, mermer ve taşocakları için çevre sorunları katlanarak artmaktadır. Sorunun önemli nedenleri arasında doğanın fiziki yapısının bozulması, ormanların yok edilmesi,  özellikle altın ve gümüş için siyanür ve başka kimyasalların kullanılması, suların kirletilmesi.

Dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon ton siyanür tüketilmektedir. Bunun %18’i (270.000 ton) madencilik sektöründe kullanılmakta. Dünyadaki altın üretiminin %85’i de siyanürlü yöntem ile yapılmakta [10, 11, 13, 14, 15]; Türkiye’de işletilen altın madenciliğinde de siyanür kullanıldığı bilinmektedir. Kullanılan siyanür ve kimyasalların çevreye, doğaya, yer altı suyuna, toprağa, canlılara zararları bilinmektedir.

HER YERDE HER KOŞULDA MADENCİLİK YAPILMALI MI?

Bütün zararlı etkilere rağmen; örneğin Kemaliye, Artvin, Kaz Dağları, Fatsa gibi yerlerde altın madenciliği, Fethiye-Ölüdeniz-Kayaköy’de jeotermal sondajı, Muğla şehir merkezinde kömür sondajı yapılmasına izin verilmesi gibi benzeri kararlar alınacak mı?  Kendine has özelliği ve koruma bölgesi olan birçok yerde madencilik mutlaka yapılmalı mı?

Madenciliği diğer sektörlerden ayıran özelliklerden bazıları şunlardır:

  • Üretildiğinde yerine konulamayan tükenen varlıklardır.
  • Yer seçim şansı yoktur; bulunduğu yerde işletilmesi zorunludur.
  • Genellikle kırsal kesimlerde yapıldığından göçü önler.
  • Madencilik yapılan bölgeler daha hızlı kalkınır.
  • Ekonomik kalkınma için madenlerin üretilmesi gereklidir.

Peki, şimdiye kadar gördüğümüz ve bildiğimiz kadarıyla; maden ocakları çevresindeki köylerdeki göç önlenmiş midir? Anadolu’nun birçok yerinde madencilik faaliyeti dolayısıyla sayısız köy yerinden kaldırılmadı mı?  Madencilik yapılan bölgeler hızla kalkındı mı? Anadolu’nun hemen her yerinde maden ocakları bulunmakta. Madenin bulunduğu yöredeki köylüler işe alınmış olsaydı, şehirlere göç hala devam eder miydi? Madencilik sektörü ekonomik kalkınmaya beklenen katkıyı sağladı mı?

Çevre faktörü göz ardı edilerek madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün değildir. Madenciliğin çevreye etkileri yadsınamaz. Ancak, madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ve yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması sağlansa bile, yine de her koşulda her yerde madencilik yapılacak mı?

Bu gibi yerlerde madencilik yapılmasına karar verilirken fizibilite etütleri, turizm, doğa varlıkları, koruma kriterleri, havaya, toprağa, suya, canlı ve insan sağlığına etkileri, kamu yararı dikkate alınıyor mu?

Maden işletmeciliğinde asla göz ardı edilemeyecek üç önemli koşul bulunmaktadır:

  • Doğanın mutlaka korunması,
  • Kamu yararının önceliği,
  • Hukuk ve şeffaflık içinde bu işlerin yürütülmesi.

Bu üç koşul sağlansa bile, her yerde her koşulda madencilik yapılmasına izin verilecek mi?

  • Maden yakınında yaşayan insanların kullandığı su kaynaklarının kaybolmasından ya da azalmasından,
  • Maden atıklarının alıcı ortama salınması sonucunda suyunun ve toprağının kirlenmesinden,
  • Yakın ya da uzak çevresinde zaman zaman örneğini gördüğü ilkel ve vahşi madencilik benzeri uygulamalar ile oluşacak tozdan tarım ürünlerinin verimsizleşmesinden,
  • Sorumsuzca yapılan patlatmaların gürültü ve sarsıntısından kendilerinin ve hayvanlarının rahatsız olmalarından,
  • Maden sahası nedeniyle yollarının, derelerinin ve otlaklarının kullanılamamasından,
  • Tarım arazilerinin kamulaştırılarak ellerinden alınmasından, işsiz kalmalarından, göçe zorlanmalarından,
  • Siyanürle altın işletmelerinden sıkıntı duymalarına rağmen madencilik faaliyetlerine her koşulda devam edilecek mi?

Unutmayalım ki doğa hakkı, insan hakkının önündedir. Bu dünya bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin bir emanetidir. 26.05.2020-eşref atabey

Kaynaklar

[1] Eşref Atabey. 2019. Gözaydın (Bizmişen) köyü demir madeni ile Ağıl-Dilli-

Harmankaya köyleri altın madeni çevre ve insan sağlığı için tehlike oluşturuyor mu? Kemaliye Eğin’e Hasret Gazetesi, Yıl: 3, Sayı: 29, Ekim 2019, sayfa 1 ve 7.( http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=385&action=edit).

[2] Eşref Atabey. 2020. Fethiye, Ölüdeniz ve Kayaköy’de jeotermal sondaja izin.

(http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=371&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/fethiye-oludeniz-ve-kayakoyde-jeotermal-sondaja-izin/).

[3] Eşref Atabey. 2019. Muğla Karabağlar yaylası ve Düğerek’te başlatılan kömür arama sondajı

hakkında.http://www.esrefatabey.com/wp-admin/post.php?post=982&action=edit; https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-karabaglar-yaylasi-ve-dugerekte-baslatilan-komur-arama-sondaji-hakkinda/

[4] Jeoloji Mühendisleri Odası. 2003. Dalaman (Muğla) Akköprü barajı kil dolgu

malzemesi için alınan verimli tarım toprakları hakkında jeolojik ön rapor. Ankara.

[5] Eşref Atabey. 2015. Muğla ili Dalaman ilçesi, Atakent mahallesi 117 ada, 137 parsel,

dokuzlar caddesi üzeri, Muğla Büyükşehir Belediyesi hafriyat, yıkıntı ve inşaat atığı depolama alanı (http://www.esrefatabey.com/wpadmin/post.php?post=952&action=edit).

[6] Eşref Atabey. 2019. Kaz Dağları Ve Kirazlı Altın Madeni. Bilim ve Gelecek Dergisi,

Ekim 2019, Sayı: 188, Sayfa: 80-85.

[7] Eşref Atabey. 2009.Türkiye’de İnsan Kaynaklı (Antropojenik) Unsurlar Ve Çevresel

Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-7. Ankara.

[8] Eşref Atabey. 2018. Suyun Hikayesi. 615s.Asi kitap. İstanbul.

[9] Eşref Atabey. 1989. Madencilik Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri Ve

Sorunları. TODAİE Kamu Yönetimi Lisans Üstü Uzmanlık Tezi. 110s. Ankara.

[10] https://www.tmder.org.tr/uploads/2019_07_16_ETKB_MAPEG_Sunulan Rapor.pdf

[11] http://www.mapeg.gov.tr/maden_istatistik.aspx

[12] httpwww.maden.org.trresimlereklerf9dc5dd6afc6c84_ek.pdf

[13]  https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/maden-serisi/Altin.pdf

[14] Eşref Atabey ve M.Karadeniz.2019. Altın madenciliğinde siyanürü anlamak

(https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/altin-madenciliginde-kullanilan-siyanuru-anlamak).

[15] Mehmet Karadeniz. 2015. Altın: Bir Yılan Hikayesi. 640s. Cinius yayınları, İstanbul.

 

 

 

Mermer, andezit, bazalt, granit, arduvaz, kayrak taşı, doğal taş, Bodrum yat limanında ne tür mermer kullanılmalı?

BODRUM YAT LİMANI ZEMİN KAPLAMASINDA HANGİ TÜR DOĞAL TAŞ KULLANILMALI?

DR EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Bodrum Yat Limanı’nda yapılacak düzenleme çalışmalarında yer kaplama malzemesi olarak ne tür doğal taş kullanılacağı konusunda henüz karara varılamamış durumda. Basında yer alan haberlere göre; bazalt, beyaz ve emperador mermer, andezit ve granit seçenekleri sunulduğu, mermerin yerel malzeme ve bu bölgede tarihten beri kullanılan bir malzeme olduğu gerekçesiyle Koruma Kurulu’nun, bu alternatifler içinde olan beyaz mermer ve emperador mermeri oybirliği ile karar aldıkları, diğer başka bir görüş ise eğer beyaz ve emperador mermer kaplandığında ıslanma dolayısıyla insanların kayıp düşebilecekleri gerekçesiyle andezit yapılmasını istemeleri. İki görüşe bakıldığında birisi tarihi yapılar ve yerel malzeme, diğeri de yaşanmış deneyimler ve insan sağlığı yönünden yola çıkarak tercihlerini sunmaktalar.

Burada dikkate alınması gereken bilimsel temelli bir yaklaşım olmalıdır. Bir yerde ne tür doğal taş kullanılacağını, taşın fiziksel ve teknolojik özellikleri belirler. Renk ve görünüm daha sonra gelir. İklimin soğuk ve sıcak olması, zeminin ıslak ya da kuru olması, yapının türü, kullanım amacına göre değişir. Çatlaklı, kırıklı, çabuk aşınan taşı zemin kaplamasında kullanamazsınız. Asidik ortam, çok yağış alan, ıslak yerlerde karbonatlı kayaç türleri kullanılmaz. Çok kalabalık olan, özellikle zeminlere, merdivenlere zayıf, aşınmaya dayanıksız taş kullanılmaz. Sağlam, olabildiğince çatlaksız, taşı oluşturan minerallerin ayrışmaya, oksidasyona ve güneş ışığında renk değiştirmeye karşı dayanıklı, yapı, doku, renk ve desen dağılımı yönünden homojen, fiziksel ve mekanik özelliklerinin yapı ve kaplama taşı standartlarında öngörülen kullanılabilirlik sınır değerlerinin üzerinde olmalıdır.

Hangi tür doğal yapı taşı kullanacağımıza karar verebilmek için, öncelikle yukarıda sözü edilen beyaz ve emperador mermer, andezit, bazalt ve granitin özelliklerine bir bakalım.

Doğal yapı taşı: Yapıtaşı sözcüğü, yol ve kaldırım döşemesi, bordür taşı, duvar ve dayanma yapısı malzemesi, çatı örtüsü, kıyı tahkimatı, dalgakıran ve baraj inşaatı, agrega üretimi gibi geniş bir kullanım alanını belirtmek amacıyla kullanılmaktadır.

MERMER NEDİR?

Mermerin, bilimsel ve ticari olarak iki şekilde tanımı yapılmaktadır.

Bilimsel veya jeolojik tanımıyla mermer: Sedimanter kökenli olan kireçtaşlarının zamanla sıcaklık ve basıncın etkisiyle başkalaşıma uğrayarak rekristalize olmuş şeklidir. Bileşimlerinin %90-98’i CaCO3 (Kalsiyum karbonat)’dır. Düşük oranda MgCO3 (Magnezyum karbonat) içermektedir.CaCO3 kristallerinden oluşan mermerlerde esas mineral “Kalsit” tir. Aynı zamanda az miktarda silisfeldispatdemiroksitmika, florit ve organik maddeler bulunabilir. Renkleri genellikle beyaz ve grimsidir. Fakat yabancı maddeler nedeniyle sarı, pembe, kırmızı, mavimtırak, esmerimsi ve siyah gibi renklerde de olabilirler. Mikroskop altında incelendiğinde, birbirine iyice kenetlenmiş çeşitli boyutta kalsit kristallerinden oluştuğu görülür. Su ve ısı geçirmez. Görünümü hoştur. Gözenekli bir yapıya sahiptir. Lekelenebilir ve çizilebilir. Kireçtaşı ya da rekristalize kireçtaşı (mermer) sertliği 3-4’dür.

Emperador mermer: Kireçtaşı ve dolomitik kireçtaşlarının (CaMg(CO3)2) ısı ve basınç altında metamorfizmaya uğrayarak tekrar kristalleşip yeni bir yapı kazanmasıyla meydana gelen bir taştır. Sertliği 3’dür. Bej, kahverengi, siyah olabilir. Emperador ticari bir addır.

Ticari anlamda mermer: İyi parlatılabilen kireçtaşı, traverten, serpantin, oniks, dolomit, granit, diyabaz, bazalt, arduvaz (kayrak taşı), kumtaşı, tektonik breş, konglomera da bu kategoride yer almakta ve hepsi mermer başlığı altında değerlendirilmektedir.

Andezit: Volkanik kökenli olan andezit, su emmeyen, suda dağılmayan özelliği, sıkı dokulu ve koyu kırmızı renkli olmasının yanı sıra kırıldığında ve disk kesicilerle kesildiğinde düzgün yüzey veren andezitler, aranan özellikleridir. Silis oranı %54-62 civarındadır. Renkleri içerdikleri minerallerin çokluğuna göre değişir (gri, siyah, açık veya koyu yeşil, pembemsi gibi). Andezitler kaldırım, bordür, parke taşı, kaplama taşları (yaya yolları, park ve bahçe düzenlemeleri v.b.), merdiven basamakları, istinat duvarları, çeşitli profiller (harpuşta, takoz), tarihi bina ve alanların restorasyonu, kent mobilyaları (oturma grupları, çiçeklik, çöp kutuları v.b.) ve mezar taşları olarak kullanılmaktadır. Andezitler homojen, solmayan, renkleri ve cilasız, silinmiş, çekiçlenmiş ya da kaba yontulmuş yüzey biçimleri ile son on yılda yurtiçi ve yurtdışı doğal taş kullanıcılarının tercihi olan “rustik” tarz, tarihi dokuyu anımsama, pastel ve dingin renk formatıyla birebir uyuşmaktadır. Bu özelliğine atmosferin bozuşturma tesirlerine karşı dayanıklılığı ve ısı-ses izolasyonu sağlama özellikleri eklenince birçok projede kaplama taş olarak kullanılmaya başlanmıştır. Andezit bordür ve kaldırım taşları 60-70 yıl süreyle bozulmadan kullanılabilmektedir. Bu nedenle yaya trafiğinin yoğun bölgelerinde andezit tercih edilmektedir.

Bazalt: İnce taneli, yoğun, sert, dayanıklı ve koyu renkli (siyah) volkanik kayaçtır. Silis oranı %48-50 civarında, siyah renkli, ekseriya homojen yapılı ve oldukça ağır bir taştır. Yoğun, sert ve dayanıklı olduğundan parke taşları özellikle yol, kaldırım, park ve meydanlarda aşınmaya karşı yüksek mukavemete sahip oldukları için döşeme amaçlı olarak kullanılmaktadır. Koyu siyah renkli bazalt parke taşları diğer taşlardan üretilen parke taşları ile desen oluşturacak şekilde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Granit: Magmatik kökenli olan granit iri taneliden ince taneli feldspar ve kuvars mineralleri içeren sert bir kayaçtır. %30-60 potasyum feldispat ve %10-40 kuvarstan meydana gelmiştir. Çok  yüksek ısıya dayanıklıdır. Isıyı izole eder.  Uzun ömürlü ve dayanıklıdır. Leke tutar ve çatlayabilir. Koyu gri, pembe, turuncu, bej, renklerde olabilir. Kolay yarılabildiğinden merdiven basamağı, döşeme kaplamaları, kaldırım taşı, bordür taşı olarak kullanılır. İyi cila tutar. Yoğunlukları 2600–2800 kg/marasındadır. Basınç dayanımları 1600–2400 kg/cm2 ‘dir. Son zamanlarda granit kaplamaların radyoaktivite içerip içermediği konusunda kuşkular olmakta ve pek tercih nedeni olmamaktadır. Ancak risk oluşturmamaktadır. Yer kaplaması için pahalı olmaktadır.

Arduvaz ya da kayrak taşı: Metamorfik kayaçlar grubundan olan arduvaz yüksek ısıya dayanıklı, su geçirmez, homojen dokuda, oldukça sert, siyah, gri, yeşil, mavi, pembe, kırmızı ve mor gibi çeşitli renklerde bulunan bir taştır. Ekserisi koyu renkli olan arduvazlar ince tabakalı olup, mika, kuvars, klorit yanında %50-68 oranında silis içerir. Özellikle tarihi dokunun korunması gereken yapılarda, en çok yapı sektörü ve dekoratif amaçlı olarak çevre düzenlemelerinde kullanılmaktadır. Kayrak taşı olarak da bilinen arduvazların Muğla ve Bodrum yöresinde üretimi yapılmaktadır. Yaya, araç yolları döşemelerinde, park ve düzenlemelerinde hem doğal olarak hem de ebatlanmış olarak kullanılmaktadır.

DEĞERLENDİRME

Mermer ve emperador mermer: Gerek jeolojik anlamdaki mermer ile ticari emperador mermer; su emme riski olup, yağmur suları tesir ederek çözünmelerine, deforme olmalarına neden olur. Asitlerden çabuk etkilenir. Kalsiyum karbonat bileşimli olduğundan yağmur suyu ya da asidik etkenlerle içinde erimeler olur ve bu erime yüzeyleri genişleyerek kaplamanın zarar görmesine yol açar. Kaplama yüzeyinin sürekli ıslak olması durumunda alg türü canlılar ürer ve bu durum taş yüzeyinin kayganlaşmasına yol açar; taş üzerinde yürünürken kaymalara neden olur Taşta kararmalar olur. Çatlaklı, stilolitli (kılcal çatlaklı) olabilir, dolayısıyla zemin kaplamasında uygun değildir. Sözü edilen beyaz ve emperador mermerin kısa ömürlü ve emniyet riski (kayma ve yaralanma) bulunabileceğini de belirtmeliyim. Ayrıca, Deniz suyunun bileşiminde bulunan sodyum klorür, magnezyum klorür, magnezyum sülfat, kalsiyum sülfat ve potasyum sülfat ile kimyasal tepkime olabileceğini ve beyaz ve emperador mermerin bozulabileceği riskini de dikkate almak gerekiyor. Çizilme ve darbelere karşı dayanımsızdır.

Mermer olarak değerlendirilen granit ve bazalt: Sert, işçiliği zor, ülkemizde bol miktarda işletilmediğinden işçilik maliyeti pahalı olmaktadır. Sürtünme etkisiyle oluşan aşınma kayıpları, mineral içeriği ve içerdiği minerallerin özellikleri nedeniyle düşüktür.

Kayrak taşı: Kayrak taşı aynı zamanda yöresel bir taş olup, Muğla ve Bodrum’a has bir doğal taştır. Yat Limanı için de ayrı bir özellik katacaktır. Kayrak taşları çıkartılırken fiziksel durumu iyi olanları, özenle seçilmeli ve zeminde kullanılmalıdır. Ancak bunun da beyaz mermer gibi deforme, çözülme ve kayma riski bulunmaktadır.

Andezit:  Uzun süre dayanabilir; aşınma dayanımı iyidir. Üzerinde yürünürken kayma riski bulunmamaktadır. Asitlerden ve yağmur suyundan etkilenme oranı düşüktür. Kaplama için kesilen plaka yüzeyinde belirgin boşluk ve gözenek bulunmamalıdır. Masif olmalıdır. Plaka taşın yüzeyinde küçük boşluklar olduğu taktirde, kışın boşluklara dolan suyun donmasıyla taşta patlama ve deformasyonlar olabilir.

Bodrum merkezden başlayarak Türkbükü arasında çizilecek bir çizginin batı bölümünde (bakınız ekteki jeoloji haritası) yani Bodrum Yarımadası’nın uç kısmında kalan alandaki yerleşim yerlerinden Turgutreis, Akyarlar, Gümüşlük, Ortakent, Yalıkavak, Gündoğan, Türkbükü civarında andezit, trakit, trakiandezit, dasit, riyodasit, riyolit, aglomera ve tüf türü volkanik kayaçlar bulunmaktadır. Dolayısıyla andezit tercih edildiğinde doğal ve yerel bir malzeme olmasıyla uyum sağlayacaktır. Ancak, Bodrum civarında andezit ocağı bulunmadığından, Bodrum dışından bir yerden getirilmesi gerekiyor.

Tuğla döşeme de alternatifler arasında olabilir, ancak, fiziksel ve teknolojik özellikleri, iklim şartları, üzerinde halkın güvenle yürümesi, 60-70 yıl süreyle bozulmadan kalabilmeleri özelliği dikkate alındığında Bodrum Yat Limanı zemin kaplamasında andezit kaplamanın daha uygun olacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kayatuzu, Himalaya tuzu, Çankırı, Nevşehir, Kırşehir, Himalaya tuzu sağlıklı mı?

Eşref Atabey-Tıbbi jeoloji, çevre ve halk sağlığı facebook sayfasında 23 Şubat 2020 tarihinde yayımlanmıştır

TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN KAYA TUZU MU, YOKSA HİMALAYA KAYA TUZU MU DAHA SAĞLIKLI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Himalaya kaya tuzu hakkında ‘’doğadaki en saf tuz olarak bilinir; 200 milyon yılda oluşmuştur, dolayısyla daha sağlıklıdır; içerisinde 84 tane mineral olduğu kanıtlanmıştır, damarlarda sertleşme yapmaz, kalp, damar, tansiyon ve böbrek hastaları rahatlıkla kullanabilirler; sağlıklı ya da hasta olan herkes bu tuzu kullanmalı, diğer tuzu hayatından çıkarmalıdır; inhalasyon olarak; astım; bronşit, sinüzit, nezle ve grip gibi rahatsızlıklarda kullanır’’ ve başka birçok derde deva geleceği konusunda birçok yayında ifadeler yer almaktadır.

Bunlar, bilimsel temeli eksik ve hatalı olan, ticari kar amacına yönelik söylemler olduğu düşüncesindeyim.

Önce tuzun tanımı ve kaya tuzunun oluşumundan bahsedelim.

Tuz; sodyum ve klor elementlerinden (NaCl) oluşur. Bir gram saf tuzun suda çözünmesi ile 0,6 gram klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar.

 

Kaya tuzu: Yer altında az veya fazla derinlerden milyonlarca yıl önce mevcut tuzlu göl ortamları kayalarının jeolojik süreçleriyle (tektonizma-basınç-sıcaklık altında) oluşan, katı halde elde edilen tuzlar, kaya tuzu olarak tanımlanır. Kaya tuzları deniz tuzlarının aksine bileşimlerine giren maddelerin oranları bakımından büyük değişiklikler gösterirler. Özellikle saflık oranları her maden için ayrı olabileceği gibi aynı madenden alınan çeşitli numuneler de çok büyük farklılık gösterebilir. Kaya tuzlarındaki yabancı maddeler ve kil, tuza değişik renkler vermektedir. Genellikle gri, siyaha yakın kil renginde olan kaya tuzları, nadiren beyaz, şeffaf beyaz ve pembe olarak bulunur (Himalaya kaya tuzu gibi). Tuz kristallerindeki boşluklar da bazen tuza mavi renk verebilir. Ülkemizde Gülşehir ilçesi Tuzköy Beldesinde işletilen kaya tuzu dışında Çankırı merkez, Tuzluca ilçesi (Kars), Kağızman ilçesi (Iğdır), Tepesidelik köyü (Kırşehir), Sekili (Yozgat), Oltu ilçesi Çiçekli kaya tuzu ocakları örnek olarak verilebilir. 

‘’Doğada en saf tuz olarak bilinir’’ ifadesinde; içerisinde 84 element bulunduğu iddia edilen bir madde saf olamaz. Şimdiye kadar keşfedilmiş 118 element bulunmaktadır. Bunlardan 26’sı yapay, 92’si doğada bulunur. Doğada bulunan 92 elementin 84 adedinin saf ve kristal dedikleri Himalaya kaya tuzunda eser halde bile olsa bulunması olanaklı mıdır, soru işareti. Eser halde bulunsa bile bunların insan sağlığına olumlu etkileri miktar olarak olanaklı mıdır? Hiçbir yayında Himalaya kaya tuzu içindeki element bileşimi verilmemektedir. Hangi elementlerin bulunduğu belirtilmelidir. Saf; arı, şeffaf, renksiz anlamına gelir. 84 element var ise, bunlardan demir minerallerinden limonitte olmalı, limonit kırmızı renk verir. Himalaya kaya tuzu kırmızı, pembe renklidir. Bir nesne birçok madde içeriyorsa o saf olamaz. Himalaya kaya tuzu ise saf değildir. İçerisinde hematit, limonit bulunur. Zehirli elementlerden kadmiyum, kurşun, cıva ve arsenik olup olmadığı bilinmemektedir. Bunların varlığından şüphe duyulmaktadır. Çünkü Himalaya kaya tuzunun analiz sonuçlarını ve bileşimini bilmiyoruz.

Buna karşın Türkiye’de Çankırı kaya tuzunda 8 element ve 4 element bileşiği saptanmıştır. Ve kristal halde beyaz olup, yüzde 95 NaCl içerir. Diğer elementler eser halde bulunur. Saf ya da safa yakındır. Kırşehir Tepesidelik kaya tuzu da safa yakın ve beyazdır.

Çankırı Balıbağı köyü kaya tuzu işletmesinde yapılan ölçüm değerleri ve alınan örneklerin analiz sonuçları:

 pH (25 0C’da): 8-8,5, elektrik iletkenliği (25 0C’da) 1900 mho/cm, buharlaşma kalıntısı (180 0C’da) 3700 mg/l, sodyum 2580 mg/l, klor       960 mg/l, potasyum 70 mg/l, kalsiyum 550 mg/l, magnezyum 4510 mg/l, bor      toplam 7,6 mg/l, lityum 2,2 mg/l, flor 0,4 mg/l, sülfat 23600 mg/l, bikarbonat 334 mg/l, karbonat 102 mg/l ve kükürt dioksit 0,8 mg/l saptanmıştır.

2-Himalaya kaya tuzu 200 milyon yılda oluşmuştur, söyleminde, tuzun 200 milyon yılda oluşması, onun daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Nevşehir Tuzköy’deki kaya tuzu yaklaşık 33 milyon yıl, Kırşehir Tepesidelik kaya tuzu yatakları da yaklaşık 23 milyon yıl yaşlıdır. Sodyum klorür, 780 0C’da erir; 1913 0C‘da kaynar. Renksiz saydam küp şeklindeki kristallerden oluşur. Yer altında, yüksek basınç ve sıcaklık altında kalan tuz erir ve yeniden kristallenir. Bu Himalaya kaya tuzunda da, Türkiye’deki kaya tuzunda da benzer jeolojik olaylar gelişmiştir.

3- Sağlıklı ya da hasta olan herkes Himalaya tuzunu kullanmalı, diğer tuzu hayatından çıkarmalıdır’’ şeklindeki ifade tamamen algıya yöneliktir. Tuzun kimyasal bileşimi sodyum ve klor iyonlarından ibaret olduğuna göre, Himalaya kaya tuzu da NaCl, Türkiye’deki kaya tuzu da NaCl’den ibarettir. Kaldı ki Himalaya kaya tuzu içinde yabancı madde miktarı (element) daha fazla olduğu belirtilmektedir. Himalaya kaya tuzunu kullanın diğer tuzları kullanmayın demek, bilimsellikten uzak, tamamen ticari kar amacına yönelik söylemler olarak düşünülmektedir.

 

SONUÇ

Himalaya kaya tuzu daha sağlıklıdır, şeklindeki algı; piyasada Himalaya kaya tuzunun Türkiye’de üretilen sofralık kaya tuzuna göre 2-3 kat pahalı satılmasına yol açmaktadır. Kişiler de ‘’Himalaya kaya tuzu daha sağlıklıdır’’ bilgilerine güvenerek o tuzu tercih etmektedirler. Tuzu kaliteli, önemli kılan NaCl oranının yüzde 90’ın üzerinde ve beyaz olmasıdır. İçerisinde birçok madde var ise, o tuz kaliteli olmaktan çıkar. Oysa, TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN SOFRALIK KAYA TUZU BEYAZ, KRİSTAL HALDE, SAFA YAKIN VE KALİTELİDİR. HİMALAYA KAYA TUZU PEMBE RENGİYLE GÖZE HOŞ GÖRÜNTÜSÜ DIŞINDA ÜLKEMİZDEKİ KAYA TUZUNA GÖRE KALİTESİZ VE SAĞLIKSIZDIR.

Kaynaklar

Atabey, E. 2015. Elementler ve sağlığa etkileri. Hacettepe Üniversitesi Mezotelyoma

ve Medikal Jeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi yayın No: 1. Ankara.

Atabey, E. 2013. Nevşehir ili tıbbi jeolojik unsurları ve halk sağlığı. Nevşehir Belediyesi

yayını.

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat

  1. ISBN: 978-605-9331-87-6. İstanbul.

Su ve tuz, tuzun faydaları, tuzun zararları, rafine tuz, tuz ve sağlık

TUZ VE SAĞLIĞA ETKİLERİ

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Bir önceki 3 facebook paylaşımımda, Canan Karatay’ın bahsettiği tuzda 84 mineral var, açıklamasının doğru olmadığıyla ilgili ve Türkiye’de üretilen kaya tuzunun Himalaya kaya tuzuna göre daha kaliteli olduğu, iyotlu tuz kullanımı hakkında bilgiler paylaşmıştım. Tuzla ilgili konunun tamamlanması için şimdi de sağlığa etkileri hakkında bilgiler vermek istiyorum. Sağlıkla ilgili kısmı jeolojiden ziyade gıda ve sağlık uzmanları konusu olup, tuz hakkındaki bilgileri tamamlamak bakımından bu kısmı aşağıdaki kaynaklardan derleme yaparak verdim.

Tuz; sodyum ve klor elementlerinden (NaCl) oluşur. Bir gram saf tuzun suda çözünmesi ile 0,6 gram klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar.

Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunmaktadır. Bu elementler; kan, lenf hücreleri, dokular, kemik, kıkırdak ve kaslarda bulunur. Klor ayrıca mide asidi için gerekli bir elementtir.  Sodyum iyonu vücudun osmotik yapısında çok önemli rol oynar. Hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, aminoasit ve glukoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede önemli rolü vardır. Vücudunuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı böbreklerimizdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır.

Tuzun fazlası terleme ile de atılmaktadır. Eğer böbrekler bir süre yeterince çalışmazsa fazla tuzu atmakta zorlanır. Vücuda sodyum birikmekte, yüzde, bacaklar ve ayaklarda şişmeler meydana gelebilmektedir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde ‘ödem’ denilmektedir. Tuzun fazlası sadece ödem yapmamaktadır. Kronik böbrek rahatsızlığı olanlarda sodyum alımı kişilerde yüksek tansiyona neden olmaktadır. Eğer kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu durumda böbrekler, sodyumlu birleşikleri süzememektedir. Böylece kanda sıvı oranı artmakta ve bu da yüksek tansiyona neden olmaktadır. Böbreklerde sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyum hidrojen karbonat (NaHCO3) oluşmakta ve bu dışarı atılamamaktadır. Tuzun yiyeceklerin kokmasını önleyici bir özelliği vardır.

Su ve tuz

Tuz, su içinde eriyerek tuzca zengin su elde edilir. Tuzun bu dönüşümü, vücuda giren tuzun hücrelere nüfuz etmek için metabolize olmaya gereksinimi yoktur. Tuz, her zaman tuz olarak kalır.  Tuzun dönüşüm yeteneği vücut açısından önem taşır. Bu hücresel metabolizmanın temelini oluşturur. Bedensel sıvılar bir hücreden diğerine geçer. Metabolizma prensibi osmozdur. Bu osmoz tuz derişimi sayesinde hücrelerin içine girer. Sıvı, her zaman tuz oranı düşük hücreden, tuz oranı yüksek hücreye hareket eder; su olmadan hücre duvarını geçemez; su içerek, hücrelerdeki tuz oranını dengelemek gerekir.

Tuzun yararları

Tuz açlığı duyan insanlar ve hayvanların (özellikle otobur hayvanlar) olması, vücudun belli bir ölçüde sodyuma ihtiyaç duyduğunu ve düşük sodyumlu diyetin zararlı etkileri olabileceğini gösterir. Eğer sodyum içeren gıdalar tüketilmezse sodyum eksikliği yaşanır.

Su ve tuzun dengeli tüketiminin birçok yararı olduğu belirtilir.

1- Su, tuz ve potasyumla birlikte vücudun su içeriğini düzenler; suyun bir kısmını hücre dışına iter; hücre dışındaki su miktarını dengeler.

2- Tuz etkili bir doğal antihistaminiktir.

3- Astım tedavisinde kullanılabilir.

4- Vücutta stresi azaltır.

5- Beyin hücrelerinde asitlerin çıkarılması için tuz gereklidir; yeterli tuz alınmazsa asitlik artar.

6- Duygusal ve ruhsal sorunların tedavisi için tuz gereklidir. Lityum depresyon tedavisinde tuzun yerine kullanılan bir maddedir.

7- Tuz, beyinde serotonin ve melatonin düzeylerinin korunmasında yardımcı olur. Suyla, tuz doğal antioksidan görevlerini yapar.

8- Tuz kas sıkılığının ve gücünün korunması için gereklidir.

9- Tuz, düzensiz kalp ritmini düzenleyebilir. Tuz almadan su içilirse, bütün kan damarlarını dolduracak kadar dolaşımda kalamaz; bu bazı kişilerde bilinç kaybına bazılarında da atardamarlarda kan basıncını yükseltecek ölçüde daralmaya yol açar. Bir-iki bardak suyla birlikte dil üzerine konulan biraz tuz kısa sürede çarpıntıyı giderir. Buradaki püf noktası su ve tuzun dengeli tüketimidir.

10- Tuz uykuyu düzenler; dolu bir bardak su içtikten sonra dil üzerine birkaç granül tuz konursa (kaya tuzu olması tercih edilmeli) derin uykuya dalınabilir; su içilmediği sürece dile tuz konulmamalıdır; eğer üst üste susuz tuz alınırsa burun kanaması olabilir.

11- Besinlerin bağırsaklarda emilimi için tuz gereklidir.

12- Dil üzerine konulan tuz kuru öksürüğü giderebilir.

13- Tuz, boğazda balgam toplanmasıyla sinüs tıkanıklığını giderir.

14- Kaslarda krampların giderilmesinde yardımcı olur.

15- Renksiz idrar çıkarmak için içilen su miktarı arttırıldığında idrarla birlikte vücuttan tuz da atılır; vücutta ödem sıvısı böyle oluşur; bu daha fazla su içilerek giderilebilir.

Tuzun zararları

Günlük tuz gereksinimi 5-6 gramdır. Yani sadece bir tatlı kaşığı tuz günlük olarak yeterlidir. Evrimsel olarak insanın atalarının günde <1 gramdan az tuz içeren diyet uyguladıkları bilinir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketimini 5 gram olarak önermektedir; fazla tüketimi tuzun zararlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur; kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Tuz, kan basıncını artırır; bu nedenle tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir. Böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir. Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz; damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur. Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25 oranında azalıyor; bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor.  Sofra tuzu tüketiminde rafine edilmiş tuzdan ziyade, kaya tuzu, deniz, göl ve kaynaklardan elde edilen doğal tuz tercih edilmelidir.

Tuz ve hipertansiyon

Az tuz tüketen insanların kalp krizi ve felçten ölme riskinin bol tuz tüketenlere oranla daha fazla olduğu, yeterli miktarda potasyum, kalsiyum ve magnezyumla birlikte alınan tuzun kan basıncını yükseltmediğini, tam tersine düşürebildiğini belirtir. Unutulmaması gereken şey; hücre içinde enerji düzenlemesini sağlayan beş öge bulunur. Bunlar, su, tuz, potasyum, kalsiyum ve magnezyumdur. Su, sodyum ve potasyum pompa proteinlerini harekete geçirerek vücudun hidroelektriğini üretir. Bu hidroelektrik acil gereksinimler için kullanılır. Fazlası enerji olarak depolanır. Kalsiyum kemiklerde ve endoplazmik retikulum içinde başka bir kalsiyuma bağlanır; bağlanan  her kalsiyum atomu gerektiğinde kullanılabilecek bir birim enerji tutar; magnezyum, birçok enerji birimini magnezyum ATP (Adenozin Trifosfat)  formunda tutabilir.

Rafine edilmiş tuz

Tuz üreticisi firmalar, rafine edilmiş tuza 1 kg’ına 20 mg sodyum ferrosiyanür (E 535), potasyum ferrosiyanür (E 536) ve kalsiyum ferrosiyanür (E 538) ekleyebilir.  Sözü edilen bu üç ferrosiyanür tuzu topaklanmayı önleyici olarak gıda katkı maddesi olarak kullanımı onaylanmış maddelerdir. (E) kodları güvenlik testleri ve bilgilerine sahip olduğunu gösterir. Sözü edilen sodyum, potasyum ve kalsiyumun ferrosiyanür tuzları, demir ile çok sıkı bağlanma nedeniyle serbest siyanüre dönüşmüyor; bu nedenle akut toksisitesi bakımından toksisitesi ‘düşük’ kategoridedir.

Kaynaklar

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat

  1. ISBN: 978-605-9331-87-6. İstanbul.

Atabey, E. 2015. Elementler ve sağlığa etkileri. Hacettepe Üniversitesi Mezotelyoma

ve Medikal Jeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi yayın No: 1. Ankara.

Atabey, E. 2014. İyot Elementinin Doğada Bulunuşu ve İnsan Sağlığı İçin Önemi.

MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-11.

Batmanghelidj, F. 2015. Hasta değil susuzsunuz. Klan Yayınları. İstanbul

Batmanghelidj, F. 2003. Water cures: Drugs kill, Global Health Solutions.

Gosselin, R.E., Hodge, H.C., Smith, R.P., ve Gleason, M.N. Clinical Toxicology

Commercial  Products. 4th. Ed. Baltimora. Willims and Wilkins, 11-97.

Halilova, H. 2008. Doğadan gelen sağlık. 128s. Palme Yayıncılık..Ankara.

Hendel, B. ve Ferreira, P. 2013. Su ve Tuz. (Türkçesi: Dilek Kökter). Kuraldışı

Yayıncılık. İstanbul.

McCarron, D. A. 1998. Diet and blood pressure—the paradigm shift. Science.

281:933–4.

Resmi Gazete, tarih: 31.12.2008, sayı: 27097; Kozmetik Ürünlerinin

İthalatında Bildirim Esaslarını Düzenleyen Dış Ticarette Standardizasyon Tebliği

Tebliğ No: (2009/12)

Resmi Gazete, tarih: 29.12.2011, Sayı: 28157; Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği.

Ritz, E. 2006. Salt: Friend or foe? Nephrol Dial Transplant. 21: 2052-2056.

 

NOT: Tuzla ilgili konuyu tamamlamak için Eşref Atabey-Tıbbi Jeoloji, Çevre ve Halk Sağlığı facebook hesabımdan bundan önceki 1, 2, 3 nolu, ve sonraki 5 nolu paylaşımlarımı da okuyabilirsiniz.

Tuz nedir, tuz kaynakları, tuz çeşitleri

5- TUZ KAYNAKLARI, TUZ ÇEŞİTLERİ, KULLANIMI

 DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Eşref Atabey-Tıbbi Jeoloji, Çevre ve Halk Sağlığı facebook hesabı bundan önceki 4 paylaşımımda, Canan Karatay’ın bahsettiği tuzda 84 mineral var, açıklamasının doğru olmadığıyla ilgili ve Türkiye’de üretilen kaya tuzunun Himalaya kaya tuzuna göre daha kaliteli olduğu, iyotlu tuz kullanımı, tuzun sağlığa etkileri hakkında bilgiler paylaşmıştım. Tuzla ilgili konunun tamamlanması için şimdi de tuzun kaynakları, çeşitleri, kullanımı hakkında bilgiler vermek istiyorum.

Tuz; sodyum ve klor elementlerinden (NaCl) oluşur. Bir gram saf tuzun suda çözünmesi ile 0,6 gram klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar.

Sodyum klorür (NaCl)

Sofra tuzu olarak bilinen NaCl, iyonik bağlı bir bileşiktir. Na ve Cl iyonlarının elektrostatik çekim kuvvetiyle birbirini çekmesinden oluşur. Doğada kaya tuzu olarak bulunduğu gibi deniz suyunda da %3 oranında çözünmüş olarak bulunur. Sodyum klorür, 780 0C’da erir; 1913 0C‘da kaynar. Renksiz saydam küp şeklindeki kristallerden oluşur. Buharı büyük ölçüde Na+ Cl iyon çiftlerinden ve kısmen de Na+ ve Cl iyonlarından oluşur. Sudaki çözünürlüğü sıcaklıkla çok az değişir. 100 cm3 suda 0 0C’da 35,7 gram çözünürken 100 0C’da 39,1 gram çözünür. İçinde ağırlıkça yüzde 26,3 NaCl içeren bir çözelti -23 0C’da donar. Yemek tuzu elektroliz edilerek NaOH imalinde kullanılabilir. Kullanılan yemek tuzları, yapılarında bulunan MgCl2’nin varlığından dolayı bir miktar nem çeker.

Tuzun kaynakları

Tuzun kaynaklarını; deniz ve göller ile kaya tuzu ve kaynak tuzları oluşturur. Sodyum klorür deniz suyunda sodyum, kalsiyum, magnezyum ve diğer hafif metal tuzlarıyla birlikte çözünmüş halde bulunur. Deniz suyu kapalı bir lagünde buharlaştığında halit ve başka mineraller, tabana kristal olarak çökelirler. Böylece büyük kaya tuzu yatakları oluşur. Tuzlar 4 şekilde bulunur.

1- Kaya tuzu, 2- Deniz tuzu, 3- Göl tuzu, 4-Kaynak tuzları.

1-Kaya tuzları milyonlarca yıl önce mevcut tuzlu göl ortamları kayalarının jeolojik süreçleriyle (tektonizma-basınç-sıcaklık altında) oluşur.

2, 3, 4-Deniz, göl ve kaynak tuzları ise güncel olarak denizlerden (İzmir-Çamaltı gibi), göllerden (Tuz Gölü gibi) ya da kaynaklardan (Van, Erzincan-Kemah, Sivas-Zara, İmranlı-Kangal’da bulunan kaynak tuzlaları gibi) elde edilir.

 

Sofralık tuz çeşitleri

Yerel etmenlere bağlı tanımlamalara göre tuz çeşitleri aşağıda verilmiştir.

Bambu tuzu: Kore marketlerinde satılan ve bambu silindirlerde deniz tuzunun kızartılmasıyla elde edilir.

Kızılımsı kahve, siyah renkli tuz: Hindistan marketlerinde kesme küp şeklinde satılan çok keskin tadı olan bir tuz türüdür.

Tereyağı tuzu: Tereyağını tuzlamada kullanılan çok ince taneli tuz.

Kaba taneli tuz ve ince taneli tuz ile pişirme tuzu diğer yemeklik tuz türlerindendir.

Kür tuzu: Etleri ve balıkları iyileştirmede kullanılan bir tuz türü.

Fransız deniz tuzu, gri tuz, Hawaii tuzu, koşer tuzu, margarita tuzu, iyotsuz tuz, teneke tuzu, mısır tuzu, kraker tuzu, kaya tuzu ve tuz yerine kullanılan baharatlar diğer ürünlerdir.

 

Tuzun kullanımı

İnsan ve hayvan besinlerinde, besin korunmasında; sodyum hidroksit, soda külü, sudkostik, hidroklorik asit, klor, metalik sodyum hazırlanmasında; seramik sırlarında, metalürjide, mineral sularında, sabun üretiminde, ev suyu yumuşatıcılarında, yol buzunu eritmede, fotoğrafçılıkta, ot öldürücüde, yangın söndürmede, nükleer reaktörlerde, gargarada, tıpta ve optik parçaların yapıldığı bilimsel araçlarda kullanılır. Kristallerinden ise spektroskopi, morötesi ve kızılötesi iletişimde yararlanılır. ABD’de tuzun yüzde 40’ından fazlası kimya sanayinde (başlıca klor ve sudkostik üretiminde) ve diğer yüzde 40’lık kısmı da kışın yollarda buzun eritilmesinde kullanılır. Geriye kalanı ise kauçuk ve diğer maddelerin üretilmesi, tarım ve masa tuzu şeklinde besin üretilmesini içeren birkaç sektörde tüketilir.

Kaynaklar

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat

  1. ISBN: 978-605-9331-87-6. İstanbul.

Atabey, E. 2015. Elementler ve sağlığa etkileri. Hacettepe Üniversitesi Mezotelyoma

ve Medikal Jeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi yayın No: 1. Ankara.

Atabey, E. 2014. İyot Elementinin Doğada Bulunuşu ve İnsan Sağlığı İçin Önemi.

MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-11.

NOT: Tuzla ilgili konuyu tamamlamak için Eşref Atabey-Tıbbi Jeoloji, Çevre ve Halk Sağlığı facebook hesabımdan bundan önceki 1, 2, 3, 4 nolu, paylaşımlarımı da okuyabilirsiniz.