İyot elementi ve sağlık

 Eşref Atabey. 2014. İyot elementinin canlılar için önemi ve sağlık kitabından alınmıştır.

İYOT VE SAĞLIĞA ETKİSİ

İyod’un Bulunuşu

            İyot litofil bir element olup, deniz suyunda, biyosferde ve atmosferde yoğunlaşmış olduğundan, hidrofil, biyofil ve atmofil bir element olarak da sınıflandırılır (Goldschmidt, 1954). Kayaç yapan elementlere litofil elementler denir. Doğal ortamdaki diğer mineral biçimleri arasında silikatlar, alüminosilikatlar, oksitler, karbonatlar, sülfatlar, halitler, fosfatlar ve vanadatlar sayılabilir. Kalkofil elementler sülfitler, arsenitler, antimonitler, selenitler ve tellüridlerdir. Siderofil ve atmofil elementler kayaç yapan bakımından daha az önemlidir. Demirle alaşımlar oluşturan siderofil elementler, altınla birlikte platin grubu metallerin önemli kaynaklarıdır. Atmofil elementlere ise görece homojen atmosferlerde rastlanır (Fuge, 2005).

Deniz suyunun buharlaşması ile atmosferde 3-50 ng/m3 ve havada ise ortalama global miktar olarak 10-20 ng/m3 iyot vardır. Deniz suyunda iyot, çözünmüş iyodür şeklinde bulunur. Miktarı ise 50 μg/l’dir (Wong, 1991).

Toprakların iyot içeriği kayaçlardan 20-30 kat daha fazladır. Bu değerler değişken olup, örneğin eski Sovyetler Birliği Amur bölgesinde kumlu toprakta 0,09 ppm, Estonya’da humik toprakta 25 ppm değerlerindedir (Halilova, 1985; Halilova, 2004).  İyodun topraklarda 0,1-150 mg/kg’ın arasında değişken oranlarda olduğu varsayılmaktadır.

İyot Eksikliği Ve Guatr

İyot tiroid bezlerindeki tiroksin maddesinde olup, bu maddenin % 65,2’sinin iyot olduğu bilinir. İyot esas olarak hücrelerde oksidasyon ve redüksiyon olaylarında rol oynar. İnsan organizması için gerekli gündelik iyot miktarı 100-200 µg’dır. İnsan ve hayvan organizmasında gerekli olan iyodun azlığı tiroid bezleri fonksiyonlarının değişmesine ve guatr hastalığına neden olur.  Her insan 24 saatte en az 0,1 mg iyot almalıdır. Bu miktar alınmadıkça guatr hastalığına yakalanma riski artar. Tiroid bezi birbiriyle bağlı olan üç görevi yerine getirir (Hetzel, 1990; Halilova, 2008).

1-Kan plazmasından iyodu toplar,

2-Hormon sentezini yapar,

3-Bu hormonu kana gönderir.

Organizmada bulunan tüm iyodun % 20’si tiroid bezinde bulunur. Bunun % 15’i tiroksin, % 5’i ise tuzlarından oluşur. Tiroid bezinde var olan iyot miktarı kana göre 500 kez daha fazladır. İnsan kanındaki iyot miktarı sürekli olarak aynı oranda olup, sadece mevsimlere göre biraz değişiklik gösterebilir. Eylül ayından kış ortalarına doğru (Ocak ayı) bu oran azalmakta Şubat ayından yaz aylarına doğru ise artar (Halilova, 2008).

İnsanlarda İyot Gereksinimi Ve Eksikliği

Belirlenen günlük iyot gereksinimi, 0-9 aylık olan çocuklarda; 90 µg/gün, 6-12 yaş arasında; 120 µg/gün, genç erişkinlerde ve erişkinlerde; 150 µg/gün, hamilelerde ve emzirme aşamalarında; 250 µg/gündür. İnsanlarda görülen iyot eksikliği üç grupta toplanabilir (Hetzel, 1990; Halilova ve Sözüdoğru, 1998).

Hafif eksiklik: Okul çocuklarında % 5-20 guatr sıklığı görülür. Ortalama idrar iyodu 3,5-5,0 mg/l’dir

Orta eksiklik: Guatr sıklığı % 30’a kadar çıkar, idrarda iyot 2,0-3,5 mg/l düzeyindedir, yer yer hipotiroid gözlenir.

Şiddetli eksiklik: Guatr sıklığı % 30’un üzerindedir. İdrarda iyot düzeyi 2,0 mg/l’nin altında olup, endemik kretenizm hastalığı (tiroit bezinin kana yeterince salgı verememesi sonucu oluşan, fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimin duraklamasıyla beliren hastalık) % 1-10 sıklıktadır (Şekil 372) (Hetzel, 1990; Halilova ve Sözüdoğru, 1998).

Selenyum elementi ve sağlık

selenyum döngüsü

Eşref Atabey. 2005. Tıbbi jeoloji kitabından alınmıştır.

SELENYUM

Selenyumun, yerkabuğundaki ortalama derişimi 0,05-0,09 mg/kg 0,05, toprakta ortalaması 0,4 mg/kg’dır. Bitkilerdeki selenyum derişimleri yetersiz ekinlerde 0,005 mg/kg’dan selenyum biriktirenlerde 5.500 mg/kg’a kadar değişebilirken birçok bitki de bu değer 10 mg/kg’ın altındadır. Deniz suyundaki ortalama selenyum derişimi 0,09 mg/l, doğal sulardaki derişim değerleri tipik olarak 0,1-100 mg/l aralığındadır. Sedimanter kayalarda ve özellikle sülfür ve bakır gibi maden yataklarında yaygın olarak bulunan bir elementtir. Ticarette selenyum, anod çamurundan elde edilir [126]. Selenyum mineralleri oldukça nadirdir

Kullanımı: Fotoiletken özelliği nedeniyle fotokopi makinelerinde, cam endüstrisinde, özellikle yakut renkli cam ve mine yapımında kullanılır. Ayrıca, fotoğrafik toner, fotoelektrik gözeler, televizyon kameraları ve ışık ölçerlerin yapımında, güneş gözelerinde yarıiletken ve çelik yapımında da katkı maddesi olarak kullanılır. Selenyum cam ve plastiklerin kırmızı, yakut ve yeşil renge döndürülmesi amacıyla; tıpta saçlı deride kepeklerin giderilmesi, topikal mantara karşı losyon; veterinerlikte, heksaflorid transformerlerde gazlı insulatör ve uçak üretimi, çelik yapımında katkı maddesi olarak ta kullanılır [126].

Sağlığa Etkisi

Selenyum içeren yiyecekler; karaciğer, böbrek, deniz ürünlerinde 0,4-1,5 mg/kg; ette 0,1-0,4 mg/kg; tahıl ve tahıl ürünlerinde <0,1-0,8 mg/kg ve üzeri; süt ürünlerinde <0,1-0,3 mg/kg, birçok sebze ve meyvede <0,1 mg/kg’dır. Düşük selenyum içeren topraklarda bu oranlar değişir. Tahıl, meyve ve sebzelerde bulunan selenyumun biyoelverişlilik değeri, süt ürünleri ile balık ve et ürünlerinden daha yüksektir.

İnsan vücudu 20 mg kadar selenyum içerir [130]. Selenyumlu bazı proteinler, amino asit selenosistein (SeCys) biçiminde barındırır. Selenometiyonin (SeMet) olarak tüketildiğinde ise çok miktarda başka proteinler, genel protein sentezinde sülfürlü benzeriyle SeMet’in taklit edilmesine bağlı olarak özgül olmayan selenyuma girebilirler.

Farklı gıdalardan alınan selenyum, üreme fonksiyonları ve zeka gelişimi için gerekli olup, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir [131]. Selenyumun havadaki ve sudaki derişimi genelde düşüktür.

Selenyumun günlük alınması gereken miktarı 70-100 μg’dır. Selenyum, E vitamini ile birlikte hücrelerin ve yağların oksitlenmeden korunması, kanserden korunma, vücut dokusunun esnekliğini muhafaza etme, vücudun zehirlerden arındırılması görevini görür.Eksikliği halinde enfeksiyona sık yakalanma, görmede zayıflık, kalp rahatsızlığı olur [13, 14, 17, 18, 37, 132].

Son zamanlarda selenyuma olan ilgi, kanser riskini azaltmak için elementin, besinlerde tavsiye edilenin üzerinde alınması üzerine odaklanmıştır. On yıl süren, rastgele, çift uçlu, plasebo denetimli klinik kanıtlar günde 200 mg alan Amerikalı yetişkinlerde (normal besinlerine ek olarak) kanser vakalarının yarıya ya da daha altına indiği bulunmuştur. Benzer etkiler hayvanlar üzerindeki çalışmalarla da gösterilmiştir [133]. Günümüzde normalde metabolizmaya giren selenyumun, dönüşmüş hücrelerde apoptozu uyardığı düşüncesi egemendir [13].

Tıbbi jeolojinin bilinen ilk kayıtlarından biri, ünlü gezgin Marco Polo’nun Çin’de kaldığı sırada, yerli atların yerine Avrupa’lı atları kullanmasıyla başlamıştır. Gittikleri yerlerde zehirli bitkileri yiyen Avrupalı atlar zehirlenme belirtileri göstermiştir. Bugün bu hasta hayvanların yedikleri bitkilerin yüksek oranda selenyum içerdiği ve onlarda selenyum zehirlenmesine yol açtığı bilinir. 1930’lu yıllarda Çin’in kuzeydoğusundaki Keşhan Eyaleti’nde yaygın olarak görülen ’Keşhan Hastalığı’nın’ selenyum eksikliğinden kaynaklandığı saptanmıştır [13].

Kayalarda, topraklarda ve doğal sularda düşük selenyum içeriğinden kaynaklanan bu hastalık, bir kalp kası hastalığı olup Çin’in güneybatı kuzeydoğu yönünde uzanan alanda yaygındır. İlk belirtileri eklem şişkinliğidir. Ağrı ve genel rahatsızlık veren hastalık daha çok gelişme çağındaki çocukları etkiler. İlk olarak Baykal Gölü’nün doğusunda görülen hastalık iskelet bozukluğuyla kendini belli etmektedir. Çin’de yaklaşık 1-3 milyon kişiyi etkilediği düşünülen Keşhan Beck hastalığı iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Biri, çiftçiliği yapılan mısırda ortaya çıkan mikotoksinlerin neden olduğu zehirleyici etkiler, diğeri ise düşük selenyum değerleridir. Sonuçta Keşhan Beck hastalığının nedeni ana kayaçtaki düşük selenyum içeriğidir.

Günde 1 mg’dan fazla selenyumun alımları kırılgan saç ve tırnakları da içine alan dermatolojik değişimleri etkileyebilir ve saç dökülmelerine yol açar. 5 mg’a yaklaşan sürekli selenyum alımlarının deride isilikler, parestezi, zayıflık ve ishale yola açtığı bildirilmiştir [13]. Kronik yüksek selenyum alınımı 5mg/gün’den yüksek olduğunda, saç kaybı, tırnak morfolojisinde değişim, ishal, merkezi sinir siteminde bozukluklar (felç, parestezi ve hemiflegi), böbrek ve karaciğer hasarları, iştahsızlık gibi belirtiler oluşturur. Epidemiyolojik çalışmalar neticesinde insanlarda selenyum eksikliğinden kaynaklanan kalp rahatsızlıkları riskinin selenyum fazlalığından kaynaklananlara oranla 2-3 kat daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Çalışma ortamında yüksek selenyum derişiminde çalışanlar arasında baş ağrısı ve selenyum nezlesi görülebilir [134].

Selenyumun iki özelliği vardır. Birinci özelliği; dokuları, kansere yol açan serbest radikallere (kurşun, kadmiyum, kükürtdioksit, nitrat, nitrit gibi) karşı koruyan bir enzimin önemli bir bileşiği olması, ikinci özelliği ise vücudu zehirli maddelerden temizlemesidir [9]. Savunma sistemini aktif hale getirir ve serbest radikalleri tutar. Selenyum eksikliğinin ilk belirtisi, kas yapısında şiddetli bir zayıflığın belirmesi olup, ikinci belirtisi ise, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalması şeklinde olur [9, 69]. Kanda düşük selenyum derişimi kalp hastalıklarına yol açabilir.

Selenyum, selenyum içeren katı atık depo sahaları ile bu tür sahaların bulunduğu bölgelerde yetişen tarım ürünleri ile besin zincirine girer ve bu şekilde insan vücuduna kadar ulaşır. Düşük derişimde vücut için önemli bir iz element olmakla beraber, yüksek derişimde zehirlidir.Selenyumun en zehirleyici bileşiği, MAK (izin verilen azami derişim) değeri 0,05 ppm olan hidrojen selenürdür. Selenyum, pek çok vitamin ve sülfür içeren amino asitler ile etkileşim halindedir. Aynı zamanda cıva, kadmiyum, kurşun, gümüş, bakır ve arsenik gibi birçok metalin zehirlilik etkisini azaltır.

Kandaki selenyum derişimi 60-100 µg/l olmalıdır. Maruz kalma sınırları; OSHA PEL: 0,2 mg/m3 TWA [126]. Akut etkileri; nörolojik, nefrojenik ve hepatik bozukluklar, solunum sistemi, muköz membran ve deride yanık ve tahriş, sarımsak kokusu etkisidir. Kronik etkisi ise halsizlik, yorgunluk, sindirim sistemi yakınmaları, dermatit,paronychia, alopesiya ve konjonktivittir [20, 126, 135].

İyot, iyotlu tuz

İYOTLU TUZ KULLANIMI

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Bir önceki 2 facebook paylaşımımda, Prof. Dr. Canan Karatay’ın bahsettiği tuzda 84 mineral var, açıklamasının doğru olmadığıyla ilgili ve Türkiye’de üretilen kaya tuzunun Himalaya kaya tuzuna göre daha kaliteli olduğu hakkında bilgiler paylaşmıştım. Tuzla ilgili konunun tamamlanması için şimdi de iyotlu tuz kullanımı hakkında bilgiler vermek istiyorum. Sağlıkla ilgili kısmı jeolojiden ziyade gıda ve sağlık uzmanları konusu olup, tuz hakkındaki bilgileri tamamlamak bakımından bu kısmı derleme yaparak verdim.

İyot yetersizliğine bağlı önlenebilir zeka geriliği, guatr ve birçok hastalığın önlenmesinde en iyi yöntem olarak tuzun iyotlanması benimsenmiştir. Günlük iyot kullanımı erişkinlerde en az 50 mikrogram, ortalama 100-300 mikrogram, en fazla 1000 mikrogram’dır. Günde 5-10 gram tüketilen iyotlu tuz ile ortalama 150 mikrogram iyot alınabilir. Bu miktarlarda kullanılan iyotlu tuz sağlığa zararlı olmayıp, ancak yan etkilerinin de bulunduğu belirtilmektedir. İyotlu tuz kullanımında insanların daha fazla tuz tüketmeleri değil normalde günlük kullanılan tuzun iyotlu olması gerekir. TUZUN İYOT İÇERİĞİNİ KAYBETMEMESİ İÇİN; SERİN, KURU VE GÜNEŞ ALMAYAN ORTAMLARDA, IŞIK GEÇİRMEYEN AĞZI KAPALI KAPLARDA SAKLANMALIDIR. Tuzun su tutma özelliği nedeniyle, su tutmuş tuzların kullanılması kısıtlanmalıdır.

1-Sofra tuzuna potasyum iyodür (KI) katılması: Endemik bölgelerde toprak, bitki ve sulardaki iyot miktarına göre sofra tuzuna potasyum iyodür karıştırılmalıdır. Amerika Birleşik Devletlerinde guatrın yaygın olduğu bölgelerde 1 ton sofra tuzuna 100 gram potasyum iyodür (KI) katılmaktadır.

2-Sofra tuzu beyaz, NaCl oranı yüksek, yabancı madde içermeyen kaliteli olmalıdır.

3-İyotlu tuzlar parafinlenmiş şişelerde saklanmalı ya da polietilen torbalarda muhafaza edilmelidir. İyotlu sofra tuzu hava geçirmez, sızdırmaz ve sımsıkı kapalı  polietilen torbalarda ve kaplarda saklanırsa iyot, 11 ayda ancak %25 kayba uğramaktadır.

4-Ayrıca İYOTLU TUZ, YEMEK PİŞİRME SIRASINDA YEMEĞE KATILDIĞINDA İYOT KAYBI MEYDANA GELDİĞİNDEN, YEMEK PİŞTİKTEN SONRA SOFRADA KATILMALIDIR.

Kaynaklar

Atabey, E. 2014. İyot Elementinin Doğada Bulunuşu ve İnsan Sağlığı İçin Önemi.

MTA Yerbilimleri ve Kültür serisi-11.

Atabey, E. 2015. Elementler ve sağlığa etkileri. Hacettepe Üniversitesi Mezotelyoma

ve Medikal Jeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi yayın No: 1. Ankara.

Halilova, H. 2008. Doğadan gelen sağlık. 128s. Palme Yayıncılık..Ankara.

Pekcan, G. 2008. Türkiye’de iyot sorunu. Uluslararası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Kitabı

(Ed. Eşref Atabey). 96-97.  ISBN: 978-975-7946-33-5.