Jeotermal kaynak, termal çamur, peloid ve sağlık

Bu makale, Bilim ve Gelecek Dergisi Sayı: 161, Temmuz 2017, Sayfa: 86-87’de yayımlanmıştır.

JEOTERMAL(SICAK SU) KAYNAKLARINDA
KAPLICA ÇAMURU (PELOİD / TERMAL ÇAMUR) KULLANIMI

Dr. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi – Tıbbi Jeoloji Uzmanı / esrefatabey@gmail.com

Yenilenebilir enerji kaynaklarından birisi de jeotermal (sıcak su) kaynaklardır. Ülkemizde yaklaşık 700 sıcak su çıkış noktası bulunmaktadır. Bu kaynakların bazıları enerji, ısı, endüstriyel ve kimyasal amaçlı kullanılmaktadır. Ancak, volkanik faaliyetle ilişkili jeotermal kaynakların bünyesinde bor, arsenik, florür, antimon, kurşun, kadmiyum, selenyum, cıva, talyum, sülfür, amonyak, radon, karbondioksit, metan, silisyum, klor ve sülfat bulunmaktadır. Jeotermal kaynakların tedavi edici yönünün de bulunduğu farklı bilimsel araştırmalarda belirtilmektedir. Bunlar arasında peloidoterapide yaygın olarak kullanılan peloidler (termal çamur/kaplıca çamuru) önemli yer tutmaktadır.

TERMAL ÇAMUR (PELOİDLER)

Peloid adı Yunanca pelos (çamur) ve therapy (tedavi) sözcüklerinden türemiştir. “Şifalı çamur” olarak adlandırılan peloidler; “doğal jeolojik ve/veya biyolojik olaylar sonucu oluşan yer altı ve deniz kaynaklı organik ve/veya inorganik maddeler” şeklinde tanımlanmaktadır (1, 2). Peloidler, insan vücudu için önemli işlevlere sahip Mg, Na, Ca ve K gibi minerallerce zengin, ince boyutlu silikat malzemeden oluşmuş bataklık, deniz ve delta balçıkları ile mineralce zengin sıcak suyla karıştırılmış çamurlardır (1). Diğer bir anlamda peloid terimi sıvı, (sülfürlü, tuzlu, iyotlu, bromlu veya mineralli şifalı su), inorganik katı (kil mineralleri ve kuvars, kalsit, feldispat, vb. gibi diğer mineraller) ve organik fazların (bakteriler, algler, diatomlar, protozoalar, gastropodlar, vb) karışımından oluşur (3).
Türkiye’de 12 ilde kaplıca peloid uygulaması yapılan tesisi bulunmaktadır. Bunlar; Afyon, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Nevşehir, Samsun, Sivas ve Yalova’dadır. Peloid üretim izni bulunan iller ise Denizli, Gaziantep, İstanbul, Kastamonu, Muğla, Afyonkarahisar’dır (4).
Peloidin bileşimi genellikle yapay havzalarda yapılan olgunlaştırma işlemine, suyun kaynağının geldiği alana ve özelliğine göre değişir. Birçok kaplıcada mineralli suların çıkış merkezlerinde, zeminde kille karıştırılarak olgunlaştırma işlemi yapılmakta ve bu “terapi çamuru” olarak tanımlanmaktadır. Yüksek sıcaklıktaki mineralli suların olgunlaştırma havuzlarında killerle karıştırılması, suyun bileşiminde bulunan aktif elementlerin kilin yapısına geçmesini sağlar (3).
Kuru peloidlerin tanecik büyüklüğü 2 mm veya daha küçük boyutta olmalıdır (1). Paketlenecek peloidler, paket açıldıktan sonra kullanıcı tarafından herhangi bir işleme gerek kalmadan doğrudan kullanılabilecek ya da kullanma tarifi verilmek kaydı ile kurutulmuş toz halinde paketlenmelidir. Kullanım için; analiz raporları doğrultusunda peloidin tanımlanması yapılmış ve tıbbi endikasyonları belirlenmiş olmalıdır. Paketlenecek peloidler bitki artıkları, taş ve çakıl gibi yabancı maddeleri içermemelidir. Peloidler doğal haliyle ve/veya aroma maddesi kullanılarak üretilmelidir. Yapılan tüm işlemlerde peloid nitelikleri değiştirilmemelidir. Sağlık Bakanlığınca belirlenen uyarı ve önlemler etiket üzerinde mutlaka bulunmalıdır (1).

Peloidoterapi

Peloidoterapi; doğal jeolojik ve/veya biyolojik olaylar sonucu oluşan organik ve/veya inorganik maddeler olan peloidlerin bir balneoterapi (çamur banyosu) yöntemi olarak kullanılmasıdır. Peloidler, sağlık amaçlı olarak, paket, bulamaç (macun), banyo, tek kullanımlık hazır paket balçığı, krem, pudra, yüz maskeleri, plaster, yakı, antiperspiran ve emülsiyon şekillerinde kullanılabilir (1). Peloidoterapide kullanılacak numunelerin bakteriyolojik ve kimyasal analizleri, Türkiye Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında ya da Sağlık Bakanlığı’nca yeterli ve uygun görülecek diğer özel ve resmi laboratuvarlarda, radyoaktivite analizleri ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu laboratuvarlarında yapılır. Kaplıca tedavisinde, başlıca özellikleri açısından turbalar, bataklar, deniz ve delta çamurları ile toprak diye sınıflandırılan peloidler kullanılır (1). Peloid bileşiminde çeşitli metaller bulunabilmektedir. Örneğin Niğde Bor ilçesi Kemerhisar Beldesi’nde halk tarafından kullanılan kaplıca çamurunda; 154 ppm krom, 64 ppm bakır, 194 ppm nikel, 56 ppm kurşun, 16 ppm antimon, 6 ppm kadmiyum, 24 ppm bor, 187 ppm arsenik saptanmıştır (5).

Balneoterapi

Eski Yunanca’da balneum (banyo) ve logos (bilim) kelimelerinden türeyen balneoloji “banyo bilimi” anlamına gelmektedir. Balneoterapi, peloidlerin ve buharın balneolojik olarak fiziksel, kimyasal, jeolojik ve tıbbi yönlerini inceleyen bir uygulama alanıdır (6). Balneoterapi, sıcak mineralli suların, gazların ve peloidlerin, banyo, içme ve inhalasyon uygulamaları şeklinde, değişik hastalıkların tedavisine yönelik kür tarzındaki bir uyarı-uyum tedavisidir (7, 8, 9). Balneoterapi, jeoterapik bir karaktere sahiptir.
Çamurun bileşiminde bulunabilecek, kil minerallerinin yapısına absorbe halde bulunabilecek radyoaktif elementlerin (radyum, radon ve uranyum) içeriğinin tespit edilmesi oldukça önemlidir (3). Ülkemizde birçok kaplıca sularında ölçülen radyoaktivite değerlerinin terapide olumlu rol oynadığı belirtilmektedir. Ancak kaplıca çamurunun bileşimindeki kil minerallerinin yapısında tutulan radyoaktif element miktarı konusunda bir araştırma bulunamamaktadır (3). Bazı kaplıcaların radyoaktif element içeriği yüksek olabilir. Kaplıcalarda genellikle bulunan radyoaktif izotoplar radyo-uranyum, uranyum-aktinyum ve toryumdur (3, 10).
Radyo-uranyum izotoplar 226Ra ve 222Rn ve bunların parçalanma ürünleri terapide çok önemlidir. Radyoaktif elementler peloidin olgunlaştırılması sırasında kil yapısında yerleşebilmektedir. Ayrıca kil minerallerince absorbe edilebilen radyoaktif elementler, özellikle malzeme (çamur) kaplıcalarda tekrar tekrar kullanıldığında insan sağlığı için tehlikeli olabilmektedir. Yüksek derişimlerde radonun iyonik ışımaları tehlikeli olmakta ve uçucuları solunabilmektedir (3, 10). Bu radyoaktif elementler, akciğer dokularında uzun süre kalabilen iyonize radyasyonları (ayrıca uçucu) üretebildiklerinden, risk durumu birçok kaplıcada yaygın bir uygulama olan termal çamurun dönüşümü yapıldığından (tekrar kullanıma alınmasından) daha da önemli düzeye çıkmaktadır (3, 10).

KAYNAKLAR
(1) Resmi Gazete Tarihi: 21.04.2005-25793. Peloidlerin Üretimi ve Satışı Hakkında Tebliğ.
(2) Resmi Gazete: 24.07.2001-24472. Kaplıcalar Yönetmeliği.
(3) Çelik-Karakaya, M. ve Karakaya, N. 2009. Kaplıca tedavisinde kullanılan Termal çamurların uygunluğunu belirleyen parametreler. 1.Tıbbi Jeoloji Çalıştayı Kitabı, 31-43. 30 Ekim–1 Kasım 2009, Ürgüp Bld., Kültür Merkezi, Ürgüp/Nevşehir.
(4) http://www.thsk.gov.tr
(5) Atabey, E. 2015. Elementler ve Sağlığa Etkileri. Hacettepe Üniversitesi medikal Jeoloji ve Mezotelyoma
Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını-1; ISBN: 978-605-66516-0-4.
(6) Karagülle, M. Z., 2000. Kaplıca Tedavisi, Balneoterapi, Hidroterapi. Beyazova M, Gökçe-Kutsal Y (Ed),
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon. Güneş Kitabevi, Ankara.
(7) Karagülle, M. Z. 1995. Türkiye’de ve Avrupa’da Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Uzmanlık Eğitimi. II. Ulusal
Balneoloji Kongresi, Pamukkale. İ.Ü. Basımevi. 86- 88.
(8) Karagülle, M.Z. ve Karagülle,M.2000. Yaşlılıkta balneoterapi ve kaplıca tedavisi. Geriatri, 3, 3, 119-124.
(9) Demir, B. M. 2009. Terapötik Jeoloji (Jeolojik malzeme, süreç ve mekânların insan sağlığında tedavi edici
etkisi). Jeoloji Mühendisliği Dergisi 33, 1, 63-73.
(10) Carretero, M.I., Gomes, C.S.F. ve Tateo, F. 2006. Clays and Human Health. In: F. Bergaya, B.K.G. Theng
and G. Lagaly (eds), Handbook of Clay Science, Developments in Clay Science, Vol. 1, Chapter 11.5, 717-741, Elsevier.

jeotermal kaynak, sıcak sular, arsenik, florür, bor minerali ve sağlık

JEOTERMAL (SICAK SU) KAYNAKLARDA ARSENİK, FLORÜR, BOR ELEMENTLERİ VE RADON GAZI SORUNU

DR. EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı
e-posta: esrefatabey@gmail.com
web: www.esrefatabey.com.tr

Yenilenebilir enerji kaynaklarından birisi de jeotermal kaynaklardır. Ülkemizde yaklaşık 700 sıcak su çıkış noktası bulunmaktadır. Bu kaynakların bazıları enerji, ısı, endüstriyel ve kimyasal amaçlı kullanılmaktadır. Ancak, volkanik faaliyetle ilişkili jeotermal kaynakların bünyesinde bor, arsenik, florür, antimon, kurşun, kadmiyum, selenyum, cıva, talyum, sülfür, amonyak, radon, karbondioksit, metan, silisyum, klor ve sülfat bulunmakta olup, bu kaynakların elektrik iletkenlikleri de çok yüksektir. Bazı jeotermal kaynaklarda arsenik derişimleri 8.900-10.700 µg/l, florür derişimleri 50-430 mg/l, bor derişimleri 1 mg/l’nin üzerinde, elektrik iletkenlikleri de 1.000 µS/cm ile 58.000 µS/cm arasında (kaynağın birinde 85.000 µS/cm) saptanmıştır. Özellikle arsenik, florür, bor bakımından zengin olanların kullanımdan dolayı alıcı nehirlere, göllere, tarım toprağına ve yer altı suyuna karışma ve kirlenme olabilmekte, sonuçta insan ve çevre sağlığı olumsuz etkilenebilmektedir. Öte yandan, jeotermal kaynakların tedavi edici yönünün de bulunduğu farklı bilimsel araştırmalarda belirtilmektedir. Bunlar arasında radonlu kaplıcalar önemli yer tutmaktadır.

ARSENİK (As)

Arsenik; renksiz ve kokusuz olup, doğada yaygın olarak bulunur. Nadiren saf element niteliğindedir. Kimyasal olarak; kararsız kalsiyum, sodyum ve potasyum arsenatları ile sülfit ve oksitleri şeklindedir (1). Yüksek zehirlilik (toksisite) gösteren bir özelliğe sahiptir. Arsenik doğal sularda: 0,2-1,0 µg/l düzeyinde bulunur. Jeotermal sular içindeki arseniğin varlığı uzun zamandan bu yana bilinmektedir. Özellikle rift zonlarındaki jeotermal kaynaklardan birçok yer altı suları içeren hazne kayaları etkilenmektedir. Jeotermal kökenli yüksek arsenikli yer altı suları tipik olarak yüksek silisyum, bor, lityum, sıklıkla yüksek tuzluluk (sodyum ve klor), yüksek pH (>7) oranları, artan yer altı sularının sıcaklığına bağlanabilir. Jeotermal enerji üretmek için kullanılan sıcak sular, Yeni Zelanda’da olduğu gibi, alıcı nehirlere bırakıldığında, bünyelerinde bulunan yüksek derişimlerdeki arseniğin ciddi çevre sorunları oluşturduğu bilinmektedir (2). Birçok alanda yerin derinliklerindeki jeotermal getirimler tatlı suya karışabilmektedir.
İçme-kullanma suları için, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) içme suyunda izin verilen arsenik sınır değeri 10 µg/l’dir. Uzun süre, sınırın üzerinde arsenikli su tüketimi çeşitli hastalıklara yol açmakta, kronik zehirlenme görülebilmektedir. Hasta olma; alınan arsenik miktarı, alım zamanı ve kişinin yaşı gibi birçok etmene bağlı olabilir. Kronik zehirlenme belirtileri dermatit, hiperkeratozis, şiddetli deri döküntüsü, el ve ayak tırnaklarında açık lekeler en belirgin özelliklerdir (3, 4, 5, 6).

Arsenikçe zengin yer altı sularını barındıran jeolojik ortamlar (hazne kayalar)

Arsenikçe zengin yer altı suları başlıca 4 jeolojik ortamda bulunabilir;
1- Sülfür minerallerinin bozunması ve maden alanlarındaki sülfürce zengin mineraller,
2- Jeotermal alanlardan kaynaklanan arsenik,
3- Alüvyon düzlükleri ve deltalardaki genç akiferlerden (birkaç bin yıllık) gelen anaerobik yer altı suları,
4- Başlıca kurak ve yarı kurak bölgelerdeki iç havzalar olmak üzere, genç akiferlerden yüksek pH’lı havadar yer altı suyu ortamlarıdır.

Antropojenik (insan kaynaklı) arseniğin kaynakları

Arsenik derişimi etkin olarak insan kaynaklı olabilmektedir.
1- Arseniğin yer altı sularında zenginleşmesinden;
2- Uzun yıllar yoğun gübrelemeden,
3- Arsenikli tohumlardan,
4- Böcek ve ot öldürücü ilaçlardan,
5- Jeotermal işletme ve kaplıcaların atık suyundan,
6- Madencilik faaliyetleri yapılan alanlarda, asit maden drenajı gelişmesinden,
7- Çöp depolama alanlarından,
8- Fabrika atıklarından,
9- Kimyasallardan,
10- Kömürün yakıt olarak kullanılmasından olabilmektedir.

Dünya’da arsenikli jeotermal kaynakların dağılımı

Jeotermal kaynaklardan tatlı sulara arsenik bulaşan yerler arasında Kamçatka’nın bir bölümü, Şili, Amerika Birleşik Devletleri batısı, Japonya, Yeni Zelanda sayılabilir. Arsenik içeriğinin yüksek olduğu en büyük jeotermal kaynaklar ise Amerika Birleşik Devletleri (Yellowston Parkı), Japonya, Yeni Zelanda, Arjantin, Kamçatka, Fransa ve Dominik Cumhuriyeti’ndedir. Sıcak su kaynaklarının bulunduğu Yellowston Parkı’nda 7.800 µg/l (7). Kaliforniya Honey Lake Havzası’nda 2.600 µg/l, Coso Kaynağı’nda 7.500 µg/l, Imperial Valley’de 15.000 µg/l, Long Valley’de 2.500 µg/l, Lassen Volkanik Ulusal Parkı’nda 27.000 µg/l, Steamboat Kaynağı’nda 2.700 µg/l, Alaska’da 3.800 µg/l (8), Yeni Zelanda’da 9.000 µg/l (9), Şili Antofagasta’da 45.000-50.000 µg/l (10), Kamçatka’da 5.900 µg/l, Japonya’da 26 jeotermal kaynakta 500-4.600 µg/l arasında (11), İzlanda’da 50-120 µg/l (12) arsenik saptanmıştır.

Türkiye’deki bazı jeotermal kaynaklarda arsenik derişimleri

Kütahya yöresindeki jeotermal kaynaklardan Gediz 80-300 µg/l, Muratdağı (Gediz) 70-126 µg/l, Tavşanlı 120-125 µg/l, Yoncalı (Kütahya merkez) 950 µg/l, Emet 8.900-10.700 µg/l, Örencik (Çavdarhisar) 67-106 µg/l ve Simav 100-900 µg/l arası (13), Simav Eynal Kaplıca suyunda 662 µg/l, Emet Yeşil Kaplıca suyunda 45,50 µg/l, Dereli Kaplıca suyunda 115 µg/l (4), Simav Ovası’ndaki sıcak sularda ortalama 376 μg/l arsenik saptanmıştır (14).
Balçova (İzmir) jeotermal suyunda 1.419 μg/l arsenik belirlenmiştir. İçme suyu standartlarının maksimum kabul edilebilir sınırlarına göre, buradaki arsenik yaklaşık 28 kat daha fazla bir derişime sahiptir (15). Balçova yüzey sularında sırasıyla 1,5 μg/l, 63,7 μg/l ve 182,4 μg/l gibi yüksek oranda arsenik saptanmış olup, bu kirlenmenin sıcak sulardan kaynaklandığı belirlenmiştir (15). Kaynak ve kuyu çıkış sıcaklıkları ile arsenik içerikleri sırasıyla Gediz Ilıca alanında 37,5-77 °C ve 104-172 µg/l arasında Balçova’da ise, 62-138 °C ve 164-1.420 µg/l arasındadır (15).

FLORÜR (F)

Jeotermal kaynaklarda doğal olarak erimiş halde bulunan diğer element florürdür. Florit bakımından zengin minerallerle veya florür içeren ve basınç altında bulunan gazlarla temas eden derin yer altı sularında florür miktarı 20-53 mg/l’ye kadar yükselmektedir (17). Jeotermal bölgelerde yer alan yüzey sularının florür içeriği ise çok daha yüksek olabilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) içme suyunda florürün sınır değerini 1,5 mg/l belirlemiş olup, sınırın üzerinde uzun süre florürlü su tüketimi çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Bunların başında florozis gelmektedir. Florozisin tipik belirtileri, diş florozu veya diş minesinin lekelenmesi ya da hareli yapı kazanması ve eklem hareketsizliği, bacakta çarpıklaşma, bel kemiğiyle ilgili kamburlaşmadır. Çocuklarda beslenme eksikliği ile birleşen florozis, kemikte şiddetli bozulmalara neden olabilir (18). İçme sularındaki 10 mg/l üzeri florür, suyun sürekli içilmesi durumunda gelişen florozis, sakat bırakabilmekte, hatta ölüme neden olabilmektedir (19). Dünya’da endemik diş ve iskelet florozisi, volkanik kaya türleri ve termal sularla ilişkilidir (5, 20, 21).

İçme suyunda bulunan florür derişimlerinin sağlık etkileri (19).

Flor derişim aralığı (mg/l) Kronik sağlık etkileri
Hiç olmaması (sıfır)
0,0-0,5 mg/l
0,5-1,5 mg/l
1,5-4,0 mg/l
4-10 mg/l

10 mg/l Sınırlı gelişme ve doğurganlık
Diş çürümesi
Diş sağlığını artırır, diş çürümesini önler
Diş florozu (hareli dişler)
Diş florozisi, iskelet florozisi
Sakat bırakan florozis

Dünya’daki bazı jeotermal kaynaklarda florür derişimleri

Amerika Birleşik Devletleri batısı (22), İzlanda, Tayvan, Yeni Zelanda, Sovyetler Birliği (10), Fransa, Cezayir, Tunus (23) ile Doğu Afrika Rift Vadisi’nde yer alan jeotermal kaynaklarda ve etkin volkanik kuşaklarda yüksek flor derişimlerinin olduğu bildirilmiştir. Bu tür sularda, flor derişimleri tipik olarak 1-10 mg/l aralığında olup (10), ayrıca silisyum ve bor derişimleri ile birlikte arsenik, nitrat ve hidrojen sülfür değerleri de yüksektir. Asidik koşullarda jeotermal kaynaklardaki flor derişimleri 1.000 mg/l’nin üzerine çıkabilmektedir. Yeni Zelanda’da derin sularda yer altı sıcaklığı ile florit çözünürlüğünden etkilenen flor konsantrasyonları 1-12 mg/l aralığında değişir (24).

Türkiye’deki bazı jeotermal kaynaklarda florür derişimleri

Türkiye’de 63 ildeki toplam 700 jeotermal kaynağın çoğunda florür derişimleri 1,5 mg/l’nin üzerinde görülmektedir. En yüksek değerler; Çanakkale’de 430 mg/l, Uşak’ta genellikle 55-89 mg/l aralığında olmak üzere, bir kaynakta 287 mg/l, Siirt’te 135 mg/l, Afyonkarahisar’da 60 mg/l, Aydın’da 50 mg/l ölçülmüştür (16). Bazı illerdeki jeotermal kaynaklarda; Kütahya’da 18 mg/l, Sivas’ta 22 mg/l, Yozgat’ta 26 mg/l, Aydın’da 12 mg/l, Balıkesir’de 9 mg/l, Denizli’de 24 mg/l, İzmir’de 14 mg/l, Kırşehir’de 9 mg/l ve Yalova’da 8,5 mg/l’ye kadar florür derişimleri saptanmıştır (16). Gediz Ilıca (Kütahya) jeotermal alanı kaynakları flor değerleri 0,4-10 mg/l’dir (25). Çizelge 1’de, 63 ildeki jeotermal alanlardaki kaynak ve kuyularda toplam en az ve en yüksek florür değerleri verilmiştir. Bu değerler, bahsedilen kaynaklarda belirgin bir şekilde florür olduğuna işaret etmektedir.

BOR (B)

Jeotermal suların içinde var olduğu bilinen bor; canlılar için önemli olmasına karşın, belli sınırlar üstünde olması durumunda toprak ve yer altı suyu kirliliğine yol açmaktadır. Borun kaynağı, çökellerinin oluşumu esnasında etkili olan volkanik faaliyetler ile bunlarla bağlantılı olan hidrotermal kaynaklardır (26).

Bor konsantrasyonuna göre sulama sularının sınıflandırılması (27).
Kalite sınıflandırılması I.Sınıf
Çok iyi II.Sınıf
İyi III.Sınıf
Orta IV.Sınıf
Şüpheli V.Sınıf
Kullanılamaz

Bor
(mg/l) Hassas Bitkiler <0,33 0,33-0,67 0,67-1,00 1,00-1,25 >1,25
Az dayanıklı bitkiler <0,67 0,67-1,33 1,33-2,00 2,00-2,50 >2,50
Dayanıklı bitkiler <1,0 1,00-2,00 2,00-3,00 3,00-3,75 >3,75

Borlu jeotermal kaynaklardan kirlenen genellikle 1 mg/l’den az bor içeren topraklar bitki gelişmesi için uygundur. Sulama suyunda normal şartlar altında bor, en fazla 0,5 mg/l oranında bulunmalıdır. Bora karşı hassas bitkilerde sınır aralığı 0,33-1,25 mg/l, bora dayanıklı bitkiler için ise 3,75 mg/l’nin üstü zararlıdır (28). Sınırın aşılması durumunda bitki ölmekte ve toprakta birikerek toprağın çoraklaşmasına yol açmaktadır (28).

Türkiye’deki bazı jeotermal kaynaklarda bor derişimleri

Kızıldere (Denizli) jeotermal alanındaki Santral, tam kapasite ile çalıştırıldığında, 140-150 oC’da yaklaşık 1.500-1.800 ton/saat sıcak atık su doğrudan Büyük Menderes Nehri’ne deşarj edilmektedir. Bu atık suyun içeriğinde 25-30 mg/l bor elementi bulunmaktadır. Ayrıca, elektrik iletkenliği 4.000 µs/cm’dir (29). Bu parametreler, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği’nde belirtilen en önemli sulama suyu kriterlerini oluşturmaktadır. Bu tebliğde sulama sularındaki “azami” değerler bor için 1 mg/l, elektrik iletkenlik için 2.000 µs/cm ve SAR için 26 olarak verilmiştir. Atık suyun deşarj edildiği Büyük Menderes Nehri suları, havzada birçok kültür bitkisini sulanmasında kullanılmaktadır (29). Balçova jeotermal suyunda 21,3 mg/l bor saptanmıştır. Yüzey ve yer altı sularında görülen kirlenmenin, sıcak sulardan kaynaklandığı belirlenmiştir (15) Çizelge 1’de, 63 ildeki jeotermal alanlardaki kaynak ve kuyularda toplam en az ve en yüksek bor değerleri de verilmiştir. Bu değerler bahsedilen kaynaklarda belirgin bir şekilde bor olduğuna işaret etmektedir.

RADON GAZI

Radyoaktif bir asal gaz olan radon, yer kabuğunda bulunan uranyum ve toryum radyoaktif madde dizilerinin bir elemanıdır (30). Yer altından ya gaz ya da suda erimiş olarak yeryüzüne çıkmaktadır. 3,8 günlük yarılanma süreli radon (Rn-222) (Radon-222) bozunarak kısa yarılanma süreli (radyoaktif bozunmayla yarıya inene kadar geçen süre) Polonyum-218, Kurşun-214, Bizmut-214 ve Polonyum-214 gibi ağır metalleri üretmektedir. Faylar ve diğer kırıklar radon gazının yüzeye iletilmesini sağlar. Sıvı akışı olan faylar, çoğunlukla toprak gazlarından yüksek radon çıkmasının nedeni olur. Radonun doğal göçme yolları; tabaka düzlemleri, eklemler, makaslama bölgeleri ve faylar gibi süreksizlik düzlemleridir.
Radon; kaplıcalara girenlerin derilerinden ve kan dolaşımı, radonlu suların içilmesiyle de mide ve bağırsak derisi yoluyla kan dolaşımına girer. Radondan türeyen ağır metal tanecikleri ise özellikle akciğerlere yerleşip yaydıkları alfalarla ve diğer ışınlarla uzun süre vücutta oluşturdukları radyasyon dozuyla etkili olur. Radyasyon dozu iyonlayıcı radyasyonun vücutta oluşturabileceği etkinin bir ölçüsüdür (30, 31, 32).
222Rn’nin biyolojik yarılanma süresi (vücuda giren miktarın vücuttan yarısının atılmasına kadar geçen süre) oldukça kısa olup sadece 30 dakika kadardır (31, 32). Hücrelerdeki maddelerle kimyasal olarak etkileşmemesine karşılık, 2 proton ve 2 nötrondan oluşan alfa ışınları yoluyla ve ürettiği ağır metallerle vücudu etkilemektedir. Bu nedenle, radondan türeyen ağır metallerin vücuttaki etkileri, radona göre daha çoktur (30, 31, 32).

Türkiye’deki bazı jeotermal kaynaklarda ve içmecelerde radon derişimleri

Türkiye’de, Kuşadası Davutlar’daki kaplıca suyunda 2 Bq/l (Bekerel/litre), Kayseri Bayramhacılı’da 380 Bq/l; Muğla Köyceğiz Sultaniye’de 335 Bq/l; Çanakkale Kestanbol’da 240 Bq/l; Afyonkarahisar Sandıklı’da 160 Bq/l radon bulunur (30, 31). Ölçüm yapılan birkaç başka kaplıcadaki radon değerleri 100 Bq/l’den daha da azdır (30, 31, 32, 33).
Seferihisar Bölgesi Cumali İstasyonu termal sularında radon derişimlerinin 0,1-16,67 Bq/l, Karakoç İstasyonu’nda 0,29-10,26 Bq/l, Doğanbey 1 İstasyonu’nda 0,33-56,36 Bq/l, Doğanbey 2 İstasyonu’nda 0,34-7,7 Bq/l arasında değiştiği gözlenmiştir (34). Konya’da 10 sıcak su kaynağında Ilgın ve Seydişehir Radon aktivite derişimleri sırasıyla ilkbahar mevsimi için 0,60 ± 0,11 kBq/m3 ile 70,34 ± 3,55 kBq/m3, yaz mevsimi için 0,67 ± 0,03 kBq/m3 ile 36,53 ± 4,68 kBq/m3 aralığında bulunmuştur (35). Bursa Bölgesi’ndeki termal suların radon aktiviteleri 2,51-82,55 kBq/m3 (36), Batı Anadolu sıcak suları için 0,14-5,77 kBq/m3 (37) ve Afyonkarahisar için 0,09-44,57 kBq/m3 olarak belirtilmiştir (38).
Tüm bu değerler, ölçümlerin yapılmış olduğu günler için geçerli olmaktadır. Avrupa’daki radon ölçümlerinin yapıldığı kaplıcalarda, radon konsantrasyonları genellikle litrede 666 ile 3.000 Bq arasında değişmektedir. Ancak özellikle Almanya’da insanlar kontrollü olarak günde, ancak 20 dakika kadar kalabilmektedir (30, 31, 32).
Türkiye’deki bazı içmeler ve bunların sularındaki radon derişimleri: Ankara Beypazarı Dutlu Vezir İçmesi’nde 3.171; Erzurum Hasankale (Pasinler) maden suyunda 2.921; Nevşehir Kozaklı Kozoğlu Hamamı’nda 3.167; Nevşehir Kozaklı Uyuz Hamamı’nda 2.299; Kırşehir Çiçekdağ Mahmutlu Büyük Hamam’da 737; Nevşehir Kozaklı Belediye Hamamı’nda 615; Balıkesir Susurluk Kepekler Hamamı’nda 406; Kuşadası Güzelçamlı İçmecesi’nde 3; Kuşadası Kemerli kaynağında 146; Kuşadası açık kaynağında 281; Kuşadası Sümerbank kaynağında 88 Bq/l’dir (30, 31, 32).
Türkiye’de ‘içmeler’ adındaki suların, içme suları olarak kullanılmadığı, yalnızca geleneksel kaplıca iyileştirmelerinde kullanıldıkları sanılmaktadır. Ancak, bu iyileştirme programlarının, hastaların ve personelin fazla radyasyon dozu almalarını önleyecek önlemleri içerip içermediği bilinmemekte ve bunların araştırılması gerekmektedir (30, 32).
Yukarıda sıralanan içmelerdeki, henüz sistematik ölçümlerle sınanamamış, radon konsantrasyon değerleri çok yüksektir. İçme sularındaki Rn-222 üst sınır değeri 22 Bq/l olduğundan bu ‘içmeler’ adındaki suların, her ne kadar kaplıca suları olarak kullanıldığı belirtilmiş ise de, gerçekten çevredeki halk tarafından soğutulduktan sonra (radon miktarı bir miktar azalsa da), maden suları gibi içilip içilmediğinin ve içilmemesi için herhangi bir önlem alınıp alınmadığının da araştırılması gerekmektedir (30, 31, 32).

ÖNERİLER

1- Jeotermal kaynakların analiz sonuçlarına göre suların sodyumlu, klorürlü ve bikarbonatlı olduğu, elektriksel iletkenlikleri, arsenik, bor ve florür değerlerinin yüksek olduğu görülmektedir.
2- İçmece amaçlı kullanılan sularla birlikte sodyum, klorür, florür ve bor elementleri alınacağından bunların yıllık dozajları ve vücutta yaratacağı etkileri bakımından dikkatli olunmalı, doktor kontrolünde ve tetkikler yapılarak içilmelidir.
3- Türkiye’deki tüm jeotermal kaynaklarda radon ölçümü yapılmalıdır.
4- Jeotermal kaynaklarda hidrojen sülfür ve karbon dioksit gazı çıkışları olabilmektedir.
5- Kaplıcalarda kapalı odalarda radon gazı ve karbon dioksit gazı zehirlenme ve boğulmalarına karşı dikkatli olunmalıdır. Banyo yapılan odalar havalandırılmalıdır.
6- Arsenik, florür ve borca zengin jeotermal kaynak suları alıcı nehirlere, göllere, tarım alanlarına, yer altı sularını ve içme sularını kirletecek şekilde deşarj edilmemelidir. Reenjeksiyon yapılan jeotermal suların içme ve kullanma sularına karışmaları önlenmelidir. Kızıldere (Denizli) jeotermal santralından çıkan akışkanlar günümüzde reenjeksiyon yöntemiyle yer altına verilmektedir.

KAYNAKLAR

(1) Anthony, J. W. Bideaux, R. A., Bladh, K. W. and Nichols, M. C. 2000. Handbook of mineralogy Volume: III:
Arsenates, Phosphates, Vanadates. Mineral Data Publishing, Tuscan.
(2) Fuge, R.2005. Anthropogenic sourges. Medical Geology, Chapter 3, (Eds: Olle Selinus vd.), 43-60.
(3) Yağmur, F. ve Hancı, İ. H. 2002. Arsenik, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi (sted), 11, 7, 250-251
(http://www.ttb.org.tr/STED/sted0702/arsenik.pdf).
(4) Atabey, E. 2009. Arsenik ve Etkileri. MTA yayınları, Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 3, 91s. ISBN:978-605-
4075-28-7
(5) Atabey, E. 2015. Elementler ve Sağlığa Etkileri. Hacettepe Üniversitesi medikal Jeoloji ve Mezotelyoma
Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını-1; ISBN: 978-605-66516-0-4.
(6) Barış, Y. İ. ve Atabey, E. 2009. Türkiye’de Mesleksel ve Çevresel Hastalıklar, Köseleciler 1933, Magic Digital
Center. 221s. Bursa.
(7) Thompson, J. M. ve Demonge, J. M. 1996. Chemical analyses of hot springs, pools and Geysers from
Yellowstone Park, Wyoming, and Vicinity. 1980-1993, USGS Open-File report, 96-98.
(8) Welch, A. H., Westjohn, D. B. Helsel, D. R. ve Wanty, R. B. 2000. Arsenic in ground water of the United States:
Occurrence and Geochemistry. Ground Water, 38, 589-604.
(9) Webster, J. G. ve Nordstrom, D. K. 2003. Geothermal arsenic. In arsenic in groundwater: Geochemistry and
Occurrence (A. H. Welch and K. G. Stollenwerk, Eds.), Kluver, The netherlands, 101-125. Chapter. 4.
(10) Ellis, A. J. ve Mahon, W. A. 1977. Chemistry and geothermal systems. Academic Pres, New York, p392.
(11) Yokoyama, T. Takahashi, Y. ve Tarutani, T. 1993. Simultaneous determination of arsenic and arsenious acids
in geothermal wat. Chem. Geol. 103, 103-11.
(12) Smedley, P. L. ve Kinniburgh, D. G. 2005. Arsenic in Groundwater and the environment. Essentials
medical geology, Impacts of the Natural environments on public Health (Ed. In Chief: Olle Selinus). Chapter.11.
(13) Doğan, M. ve Doğan, A. Ü. 2007. Arsenic mineralization, source, distribution, and abundance in the
Kütahya region of the western Anatolia, Turkey. Environth, DOI10.1007/510653-006-9071-z.
(14) Gündüz, O. 2009. Kütahya-Simav Ovasında Arsenik Sorunu: Mevcut Durum ve Yeni Araştırmalar. 1.Tıbbi Jeoloji Çalıştayı, 127-137. 30 Ekim–1 Kasım 2009, Ürgüp Bld. Kültür Merkezi, Ürgüp/ NEVŞEHİR,
(15) Şimşek, C. 2008. Balçova jeotermal sahasında bor ve arsenik kirliliği. Jeotermal Enerji Semineri.
(16) Akkuş, İ., Akıllı, H., Ceyhan, S., Dilemre, A. ve Tekin, Z. 2005. Türkiye jeotermal kaynakları
envanteri. MTA Envanter serisi-201.
(17) Atabey, E. 2010a. Türkiye’de İçme Suyunda Flor ve Etkileri, MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 9, 100s.
ISBN: 978-605-4075-80-5.
(18) Finkelman, R. B., Centeno, J. ve Selinus, O. 2007. Medical Geology: The emergene of a new discipline.
Terrae, 2, No: 1/2.
(19) Dissanayake, C. B. 1991. The fluoride problem in the groundwater of Sri Lanka-Environmental
Management and Health. Int. J. Environ. Stud. 38, 137-156.
(20) Edmunds, W. M. ve Smedley, P. 2005. Fluoride in natural waters, In: Essential of Medical Geology (Eds.
O. Selinus, B. Alloway, J. A. Centone, R. B. Finkelman, R. Fuge, U. Lindh ve P. Smedley), Chapter, 12, 301-329.
(21) Oruç, N. 2008. Endemik florozise iki ayrı örnek: 1-Türkiye’de yüksek düzeyde florürlü kaynak suları, 2-Çin’de florürce zengin kömür yakılması, Uluslararası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyumu Kitabı, 103-105. (Ed. E. Atabey). ISBN: 978-975-7946-33-5.
(22) Nordstrom, D. K ve Jenne, E. A. 1977. Fluorite solubility equilibria in selected geothermal waters.
Geochim. Cosmochim. Acta, 41, 175-198.
(23) Travi, Y. 1993. Hydrogeologie et hydrochimie des aquiferes du Senegal, Sciences Geologiques, Memoire,
95, Universite de Paris-Sud.
(24) Mahon, W. A. J. 1964. Fluorine in the natural thermal waters of New Zealand. N. Z. J. Sci. 7, 3-28.
(25) Güneş, C. 2006. Gediz Kaplıcaları’nın (Kütahya) Hidrojeolojik ve Hidrojeokimyasal Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İzmir.
(26) Helvacı, C. 2005. Batı Anadolu’da arsenik ile bor mineralleri ilişkisi ve sağlığa etkileri. I. Tıbbi Jeoloji Sempozyumu Kitabı (Ed. Eşref Atabey), Jeoloji Mühendisleri Odası yayını: 95. 74-92. Ankara.
(27) Richards, L.A. 1954. Diagnosis and Improvement of Saline and Alkali Soils” Us Salinity Lab. USA.
(28) Cantürk, M. 2002. TÜBITAK Bilim ve Teknik Dergisi, (www.biltek.tubitak.gov.tr/merak ettikleriniz).
(29) Akar, D. 2009. Jeotermal Santrallerin Çevresel Etkileri. Jeotermal Enerji Semineri. İzmir.
(30) Atakan, Y. 2007a. Bol radon içmeleri ve halk sağlığı. TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Kasım 2007.
(31) Atakan, Y. 2007b. Radon kaplıcalarında alınan radyasyon dozları ve kanser riski. TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Mayıs 2007, 28-32.
(32) Atakan, Y. 2014.Radyasyon ve sağlığımız. Nobel Yayınevi. ISBN: 978-605-133-734-0
(33) Atabey, E. 2013. Türkiye’de Doğal Radyasyon Kaynakları Ve Tıbbi Jeolojik Etkileri. MTA Yerbilimleri ve
Kültür serisi, 11. Ankara.
(34) Camgöz, B., Saç, M. M., Bolca, M., Özen, F., Oruç, Ö. E. ve Demirel, N. 2010. Termal Suların Radyoaktivite
ve kimyasal içeriklerinin incelenmesi; İzmir, Seferihisar Bölgesi Örneği. Ekoloji 19, 76, 78-87.
(35) Özdemir, F. 2013. Konya’nın Termal Sularında 222Rn konsantrasyonu değişimlerinin incelenmesi.
Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.
(36) Gürler, O., Akar, U., Kahraman, A., Yalçın, S., Kaynak, G. ve Gündoğdu, O. 2010. Measurements of
Radon Levels in Thermal Waters of Bursa Turkey. Fresenius Environ Bull., 19:3013-3017.
(37) Ereeş, S. F., Erata, G. Y. 1993. Doğal Gaz, Çevre ve Radon. Ekoloji 13, 33-35.
(38) Akkurt, A. 2006. Afyon Jeotermal Sularında Radon (Rn-222) Aktivitesi Tayini. Afyon Kocatepe Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar. 57s.

Kil ve sağlık, detoks amaçlı kil kullanımı

https://www.bodrumguncelhaber.com/author/atabey/ alınmıştır.

DETOKS AMAÇLI KİL KULLANIMI (KİL VE SAĞLIK)

Dr.EŞREF ATABEY
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı
esrefatabey@gmail.com

Kil, sedimanter kayaların tane iriliğini ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Tane büyüklüğü 2 mikrometreden (0,02 mm) daha küçük taneciklere kil, kilden oluşan sedimanter kökenli kayaçlara da kiltaşı denir. Kil mineralleri esas itibariyle alüminyum hidrosilikatlardır. Bazılarında alüminyumun yerini tamamen veya kısmen Fe veya Mg alır. Bazı killer tek bir kil mineralinden ibarettir. Fakat çoğu birkaç mineralin karışımıdır. Killer içinde kil minerallerine ilaveten kuvars, kalsit, feldispat ve pirit gibi farklı mineraller bulunur (Akıncı, 1968).

Doğada genel olarak kaolinit, simektit, illit ve klorit grubu kil mineralleri bulunmaktadır. Bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri farklı olup, plastiklik, renk ve büzüşme özelliği vardır. En önemli kil türleri; kaolin, seramik killeri, refrakter killeri, bentonitler, ağartma toprakları ve tuğla/kiremit üretiminde kullanılan killerdir. En az % 50-60 simektit (montmorillonit) içeren killer bentonit olarak adlandırılmaktadır. Bu tip killer insanlar tarafından çinko-demir eksikliğine bağlı olarak bir besin maddesi gibi tüketilmektedir. Ancak kil yeme sonucunda anemi gibi sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Toprakla birlikte birçok patojen bünyeye alınmakta ve bu patojenler sağlığa zararlı olabilmektedir. Bentonit ayrıca sıvı halde vücuttaki toksinlerden arınmak için detoks amaçlı kullanılmaktadır. Termal çamurlar diye nitelendirilen peloidler, sağlık amaçlı olarak, paket, bulamaç (macun), banyo, tek kullanımlık hazır paket balçığı, krem, pudra, yüz maskeleri, plaster, yakı, antiperspiran ve emülsiyon şekillerinde kullanılabilmektedir. Türkiye’de kil ve toprak yeme olayı yanında özellikle üzüm yetiştirilen yerlerde sıklıkla pekmez yapımında pekmez toprağı kullanılmaktadır. Kullanılan toprağın da ağır metaller ile toksik madde katkıları yönünden sağlık riskleri olabilmektedir (Atabey, 2010, 2015).

Kilin kullanımı

Ekonomik bakımdan en önemli kil türleri; kaolin, seramik killeri, refrakter killeri, bentonitler, ağartma toprakları ve tuğla/kiremit üretiminde kullanılan killerdir. Kaolen, seramik, porselen, boyalarda, kağıt ve çömlekçilikte, plastik eşya, yapay kauçuk, ilaç, gübre, mürekkep ve kozmetik ürünlerin yapımında kullanılır. Suyu alarak şişen montmorillonit tanecikleri bitişiğindeki diğer elamanları bünyelerine hapsettiklerinden, suların ve likörlerin temizlenmesinde, bitkisel yağların renklerinin ağartılmasında, petrolün arıtılmasında katalizör olarak kullanılır (Önem, 2000). Bentonit; sondaj, döküm, demir-çelik endüstrisi, kedi kumu, tarım, jeotekstil, gıda, ilaç, boya ve kozmetikte kullanılır.

Kilin sağlık için kullanımı

İnsanlar arasında kil tüketimi çeşitli biçimlerde olabilmektedir. Kızılderililer meşe palamudu içindeki tanenleri gidermek için meşe palamuduyla kil karışımı ekmek yapmaktadırlar (Timothy ve Duquette, 1991). Kil ayrıca, özel tıbbi amaçlar için, genellikle bulantı gibi gastrointestinal hastalıklara karşı, yanık ya da ishal önlemede de kullanılmaktadır (Donald ve Ferrell, 1985). Kilde organik maddelerin az miktarda bulunuşu, sülfitlerin olmaması, emme gücü ve plastikliği nedeniyle çok eskiden beri eklem, omurga hastalıklarında ve zedelenmelerinde, kadın hastalıklarını tedavi amaçlı, kozmetik ve organizmada bulunan zararlı maddelerin temizlenmesinde de kullanılmaktadır (Halilova, 2008). Bağırsak tıkanmasında doktorlar kil terapisi reçetesi teklif etmektedirler: 1-2 litre temiz suya 3-4 yemek kaşığı kuru beyaz kil katılır. Kullanılmadan önce sıvı karıştırılıp süzülür. 3 gün enjeksiyon yapılır. Lavman amaçlı bir gün aradan sonra 3 gün tekrar yapılır. 15 gün ara verildikten sonra tedavi tekrar edilebilir (Halilova, 2008). Killi şırınga tedavisi kabızlıkta iyi sonuç vermektedir. Her şırıngadan sonra bir bardak taze kil dökülerek içilmesi gerekir (Halilova, 2008). Kil, larenjit ve anjinde de kullanılır. Önce kilden kalıplar yapılır bu kalıpları 2-3 saat boyunca boğaza konur. Aynı zamanda ağız ve boğaz killi su ile çalkalanır (deniz veya maden suyu katılır). Tedavi günlerinde temizlenmiş kil parçasının emilmesi gerekmektedir. Killi banyoları tedavi edici bitkilerle birlikte alınması önerilir (Halilova, 2008).

Toksin ve detoks

Toksin; zehir demektir. Toksinler hem vücudumuzda üretilir hem de dışarıdan alınır. Detoks ise; herhangi bir yolla vücudumuza giren ya da vücudumuz tarafından üretilen ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen toksinlerden kurtulmak anlamına gelmektedir. Latince kökenli bir kelimedir ve detoxification kavramının kısaltılmışıdır Modern bilimde genelde serbest radikal olarak adlandırılan bu toksik maddeler solunum yoluyla, yiyecek ve içeceklerle vücuda girerler. Ayrıca yanlış beslenme şekli ve sindirim sisteminin güçlü olmaması sonucu vücutta da oluşurlar. (http://detoks.nedir.com/#ixzz3WKEfHxAt).

Sıvı kil detoks etkisi yaratır

Vücuttaki toksinlerden arınmak, detoks yapmak için Clay Cure kitabının yazarı Ran Kinishinsky (1998) kil yeme ve içme önermektedir. Kitabında sıvı kil içenlerin ne gibi yararlar gördüğünü yazmış ve bağırsakların düzenli çalıştığını, kronik kabızlığı iyileştirdiğini, ishal, hazımsızlık ve ülserin daha iyi duruma geldiğini, daha beyaz ve parlak gözler, reflekslerde düzelme, duygusal canlılık, doku ve damakta iyileşme, enfeksiyonlara karşı direncin arttığını gözlemlediğini belirtmiştir. Sıvı bentonit içildikten sonra vücuttan normal yolla atılır. Detoks kili için yüksek dozlar önerilir. 4 ile 6 hafta 3 onz sıvı kil günde 3 defa alınır. Daha sonra ise günde 1-2 sefere inilir (http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html).

Detoks için kalsiyum bentonit kili tercih edilmeli

Detoks için sıradan bir kil tercih edilmemelidir. Sadece simektit grubundan olan kalsiyum bentonit kilini kullanılması gerekir. Bentonit kili kalsiyum içerir. Emme ve yüzeyde tutma özelliği vardır. Negatif yüklü iyonlarıyla vücuttaki pozitif yüklü maddeleri (bakteri, toksin, virüs gibi) tutma özelliği vardır. Kalsiyum bentonit kili bu maddeleri hem yüzeyinde tutar, hem de çeker. Bentonit kili etkisi, içinde yüksek miktarda barındırdığı montmorillonit minerali ve iyonik yapısı sayesinde olmaktadır (http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html).
Toksinleri bağlayabilme ve sonrasında bunları vücut dışına atabilme özelliği gösterebilmesi, homotetik özelliği ile vücudu denge durumuna getirmeye yardımcı olabilme özelliği vardır (http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/). pH seviyesinin 9’un üstünde olması ve bu sayede vücut pH’ını hafif alkali tutmaya yardımcı olabilmesi, vücudun kan akışını, oksijen seviyesini ve hücre onarım hızını arttırmaya yardımcı olabilmesi, vücuda yararlı çok sayıda ve çeşitli iz mineralleri (kalsiyum, potasyum, magnezyum vs.) barındırabilmesi, pozitif yüklü parçacıklar için negatif yüklü elektrik çekim özelliği gösterebilmesi, jel kıvamına geçtiğinde çekim gücü kapasitesinin çok fazla artabilmesi, levhamsı parçacık yapısı olması ve böylelikle yüzeysel elektriksel çekim gücünün yüksek olabilmesi, nano boyut parçacık yapısı ve buna bağlı olarak hacimsel olarak ta pozitif yükü çekme gücü gösterebilmesi (http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/).
Sıvı bentonit; vücudun kimyasal, toksin, bakteri, virüs, aflatoksin ve serbest radikallerden arındırılmasında, cıva ve kurşun gibi ağır metallerin vücuttan atılmasında ve otizm ile mücadelede, diş ve diş eti temizliğinde, ağız yaralarında, baş ağrısı, göz yorgunluğunda, erken yaşlanma, kırışık ve selülitlerde, egzema ve sedef hastalığı gibi ciddi deri hastalıkları, sivilce, böcek sokmaları, siğil ve mantar gibi cilt sorunlarında (http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php), enfekte yaralar, kaşıntı ve yanmalarda, kemik ve kas hasarı, romatizmal rahatsızlıklarda ve karpal tünelde, kronik bel ağrıları, miyozit, tendinit, fibromiyalji sendromları, yumuşak doku ve hareketsiz kalma durumlarında, sindirim sistemi ve barsak rahatsızlıklarında (Reflü, ülser, kusma, ishal vb.), parazitler ile mücadele ve kolon temizliğinde, karaciğer problemlerinde, bağışıklık sistemin güçlendirmede, radyasyon ışımalarının olumsuz etkilerini engellemede ve etkilerini azaltmada (http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php), AIDS (HIV virüsü), kuş gribi ve insan gribinde kullanıldığı belirtilmektedir (http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php).

Kaynaklar
Akıncı, Ö. 1968. Seramik killeri ve jeolojisi. MTA Dergisi, 71, 63-73.
Atabey, E. 2010. Türkiye’de Kil ve Toprak Yeme Alışkanlığı (Jeofajia)-Topraktaki
Organizmalar (Patojenler)-Pekmez Toprağı ve Sağlık. MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 8, 121s. ISBN: 978-605-4075-81-2.
Atabey, E. 2015. Kil mineralleri – insanlarda kil yeme alışkanlığı (jeofajia)-peloidler–
bentonit ve detoks kili–patojenler–pekmez toprağı ve tıbbi jeolojik yönden değerlendirme. 16. Ulusal Kil Sempozyumu Bildiri kitabı. 2-5 Eylül 2015-Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi.
Donald, V. E. ve Ferrell, R. E. 1985. “Nigerian geophagical clay: A traditional
antidiarrheal pharmaceutical.” Science, 227, 634–636.
Halilova, H. 2008. Doğadan gelen sağlık. 128s. Palme Yayıncılık. ISBN: 978-605-5829-
02-5.
http://detoks.nedir.com/#ixzz3WKEfHxAt
http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html
http://detoks.nedir.com/#ixzz3WKEfHxAt
http://www.mucizebentonit.com/detoks-kil-icilen-sivi-bentonit-kili.html
http://www.eytonsearth.org/general-uses-clay.php
http://www.milliyet.com.tr/a-dan-z-ye-bentonit-kili-pembenar-yazardetay-aile-2011847/
http//www.medikil.com
http://www.food-info.net/tr/qa/qa-wi33.htm
Knishinsky, R. 1998. The Clay Cure: Natural Healing from the Earth Paperback-April-1.
Önem, Y. 2000. Sanayi madenleri. Kozan Ofset. ISBN: 975-96255-1-2. Ankara.
Timothy, J. ve Duquette, M. 1991. “Detoxification and mineral supplementation as
Functions of geophagy.” American Journal of Clinical Nutrition, 53, 448-456.