İçtiğimiz suyun rengi, okyanus, deniz, göl suyu rengi neden mavi, lacivert, yeşil, turkuaz, kırmızı?

   

İÇTİĞİMİZ SUYUN RENGİ NEDEN ÖNEMLİ?

OKYANUS, DENİZ VE GÖL SUYUNUN RENGİ NEDEN MAVİ, LACİVERT, YEŞİL, TURKUAZ, KIRMIZI?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı /Araştırmacı yazar

Işığın nesnelere çarparak gözümüze yansımasıyla oluşan farklılıklara ‘’renk’’ diyoruz. Suyun ne renk olduğu sorulduğunda genellikle şeffaf ya da saydam deriz. Su şeffaf ve saydam ise okyanus, deniz ve göller neden mavi? Bildiğimiz, gökyüzünün okyanus ve deniz üstüne yansımasından mavi renkli olduğudur. Ancak bu doğru değildir.

İÇME SUYUNUN RENGİ

İçme suyunun fiziksel özelliklerinden olan sıcaklık, bulanıklık, koku ve tadı yanında bir de suyun rengi önemlidir. İçme suyu renksiz, saydam, kokusuz ve tadı hoş olmalıdır. İçme ve kullanma sularındaki renk farklılığı; sudaki askıda inorganik maddeler ile yapraklar, kozalaklı ağaç meyveleri, ağaç ve sebze artıkları gibi organik maddelerin suyla temasında çözünmeleriyle oluşur. Dere, çay, nehir ve göllerdeki renk değişikliğinin en büyük nedenleri arasında madencilik atıkları, jeotermal akışkanlar, sanayi atıkları, kimyasallar, petrol türevleri, gübreleme, çöp atıkları, lağımlar, ağaçsızlaştırma, erozyon gibi insan kaynaklı etkileri sayılabilir.

İçme suyunda renk yapan bazı maddeler.

Hümik asit: Kahverengi-siyah renk Bakır: >4-5 mg/l mavi/mavi-yeşil renk
Fülvik asit: Sarı-kahverengi Demir: Kırmızı-kahverengi, pas rengi
Toplam çözünmüş madde: Gri Mangan: Gri-siyah/siyah-kahverengi
Alüminyum: Mavimsi, süt rengi Mikroorganizmalar, algler: Yeşil, kırmızı, turuncu, pembe renk
Asit kaya drenajı: Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, siyah, kahverengi Asit maden drenajı: Kırmızı, turuncu, sarı kahverengi

 

 

OKYANUS, DENİZ VE GÖLLERE RENGİNİ VEREN NEDİR?

Okyanus ve denizlerin rengi yere ve zamana göre değişir. Kimi zaman turkuaz, kimi zaman açık yeşil, lacivert, mavi, gri ve hatta kahverengi bile olabilir. Oysa denizin mavi olduğunu öğrenerek büyürüz. Suyun renginin farklı görünmesinin 3 nedeni vardır. Fiziksel, biyolojik ve jeokimyasal.

Fiziksel nedenler

Saf su renksizdir. Fakat derin suda ışık deniz tabanından yansımadığı için koyu mavi bir renk alır. Bunun ardında temel fizik nedenleri vardır. İnsan gözü 380-700 nanometre arası dalga boyundaki elektromanyetik ışınımı algılayabiliyor. Bu aralıktaki farklı dalga boyları gökkuşağında gördüğümüz farklı renklere karşılık geliyor. Su molekülleri uzun dalga halinde gelen kırmızı, turuncu, sarı ve yeşil ışığı daha iyi emiyor.  Mavi ise daha kısa dalga boyuna sahip olduğu için kalıyor. Yani mavi ışığın emilme olasılığı daha az olduğu için daha derinlere inip derin suların mavi görünmesine neden oluyor. Fakat suyun saflığı her yerde aynı değil. İçindeki parçacıklar ışığın daha da dağılmasına neden oluyor. Nehirlerden denize taşınan ya da rüzgar ve dalgalarla deniz dibinden yükselen kum ve balçık sahildeki suyun rengini etkiler. Ayrıca su içinde çürüyen bitkiler suyun yeşil, sarı ve kahverengi görünmesine neden olur. Bakır elementi suya mavi, alevimsi, kireçtaşı, kil kırıntısında ise turkuaz renge dönüşmektedir.

 

Biyolojik nedenler

Aslında denizin rengi üzerinde en büyük etkiyi bitki planktonu adı verilen minik organizmalar yaratıyor. İğne ucu büyüklüğündeki bu tek hücreli su yosunları, güneşten enerji elde etmek için yeşil klorofil pigmentlerini kullanıyor. Suyu ve karbondioksiti vücutlarını oluşturan organik bileşimlere dönüştürüyor. Soluduğumuz oksijenin yarısını işte su yosunlarının bu fotosentezi yoluyla elde ediyoruz. Bitki planktonları, gözle görülebilen ışık tayfının kırmızı ve mavi kısımlarındaki elektromanyetik ışınımı emer. Fakat yeşili yansıtır. Bu organizmaların yoğun olduğu denizlerin daha yeşil görünmesinin nedeni budur.

Bazı göllerde, Tuz Gölü’nde her yıl Temmuz-Ağustos aylarında görüldüğü gibi, Yağış miktarı ile tuzluluk oranı düştüğünde ‘’Dunaliella salina’’ adındaki canlı kendini korumak amacıyla ‘’beta karoten’’ i sentezliyor ve doğal bir şekilde kırmızı formu alıyor. Dunaliella salinaların çok olduğu bölge kırmızı görünüyor. Oksijenden yoksun bazı göllerde de “Chromatiaceae” adında bir bakteri, “Kükürtlü kızıl bakteri” diye de bilinen canlının su birikintilerinde ortaya çıktığı ve suya kırmızı renk verdiği bilinmektedir. Aşırı tuzlu göllerde Arkea ve alg bakterileri suya pembe renk verirler.

 

  

 

Jeokimyasal nedenler

Bazı kayaç ve maden cevherleri içindeki pirit, markazit, kalkopirit gibi sülfürlü minerallerin yol açtığı asit kaya ve asit maden drenajı dediğimiz,  bazı göller ve terk edilmiş maden ocağı göletlerinde sülfürik asite ve daha sonra kırmızı renkli görünen demir sülfat-jarosit oluşumuna yol açar.

   

 

Kaynaklar

Eşref Atabey. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat

  1. ISBN: 978-605-9331-87-6 İstanbul.

Eşref Atabey. 2010. Türkiye’de antropojenik (insan kaynaklı) unsurlar ve çevresel etkileri.

MTA yerbilimleri ve Kültür serisi-7.

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/06/150608_vert_ear_denizin_rengi

https://biyoteknolojitr.com/2018/08/28/suyun-rengi-varmis/

Bu yazı; https://www.bodrumguncelhaber.com/ictigimiz-suyun-rengi-neden-onemli/ gazetesi internet sayfasında 20.5.2020 tarihinde yayımlanmıştır. 

İçme suyundaki asbest kanser yapar mı? asbestli çimento su boruları (AÇB)

 

Eşref Atabey. 2018.Suyun Hikayesi. 615s. kitabından aynen alınmıştır.

 İÇME SUYUNDAKİ ASBEST KANSER YAPAR MI? ASBESTLİ SU BORULARI (AÇB)

Sellenme, erozyon ve rüzgarlarla bir şekilde suya karışmış olan asbest lifleri ve partikülleri de suda askıda katı maddelerdendir. Bu maddelerin içme suları yoluyla vücuda alınmalarında sağlık açısından bir zararı var mıdır? Sorusuna yanıt arayalım.

 

Yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan asbestli çimento boruları patladığında, gerek yazılı ve gerekse görsel basında her defasında şu türlü haberlerin yer aldığına tanık oluyoruz; ‘’İçme suyu kanser yapan borulardan geçerek mi geliyor?, ‘’İçme sularında hala kanserojen asbestli boruları kullanan belediyeler var mı?, ‘’1975 yılından 2000 yılına kadar yaklaşık 1053 adet yerel yönetimin kaçında asbestli borular değişti?’’, ‘’kansere yol açtığı bilinen asbestli borulardan su içiliyor’’, bir başkası, ‘’Asbestli borular patladığında, kırıldığında, kanserojen madde suya karışıyor. Bizim çocuklarımız, bu musluk suyunu içiyor. Çamaşırımızı bu suyla yıkıyoruz ve tişörtteki asbesti soluyoruz. Sebzeyi meyveyi bu suyla yıkıyoruz, suluyoruz. Asbest yemiş oluyoruz. En çok da tamir etmeye çalışan görevliler için vahim bir durum söz konusu.  Devlet eliyle kullanımı tamamıyla yasaklanan asbestin, yani hastalık saçan bu kanserojen maddenin, bizim hayatımızdan da çıkmasını istiyoruz’’. Ne zaman su borusu patlasa bu tartışmalar alevlenmekte, benzer sorular sorulmaktadır. 10 Ocak 2015 tarihinde, Sağlık Bakanının “Köylerde içme suyu ve kanalizasyon hatlarında asbestli boru kullanıldı mı?” sorusuna verdiği cevapta; ‘’1975-1995 yıl­la­rı ara­sın­da İl­bank ta­ra­fın­dan yap­tı­rı­lan iç­me su­yu ve ka­na­li­zas­yon tesis­le­rin­de as­best­li çi­men­to bo­ru kul­la­nıl­dı­ğı­nı, 2000’den bu ya­na as­best­li bo­ru kul­la­nıl­ma­dığını, an­cak, be­le­di­ye­le­rin önceki yıllarda iç­me su­yu te­sis­le­rin­de as­best­li çi­men­to bo­ru kul­la­nı­lıp kul­la­nıl­ma­dı­ğı ya da da­ha ön­ce dö­şe­nen bo­ru­la­rın de­ğiş­ti­ri­lip de­ğiş­ti­ril­me­di­ği İl­bank ta­ra­fın­dan bi­lin­me­mek­te­dir. Solunum yoluyla alınan asbestin akciğer kanserine yol açtığı bilimsel çalışmalarda yer aldığı, ancak sindirim yoluyla alınan asbestle ilgili yeterli veri olmadığını’’ belirtmiştir [65].

 

Asbest nedir? Nerelerde kullanılmıştır? İnsan sağlığına etkisi nedir?: Asbest; ateşe, asitlere ve darbeye dayanımlı, iletkenlik özelliği olmayan bir kısım doğal, lifsi silikat mineralleri için kullanılan genel bir ifadedir. Krizotil, aktinolit, tremolit, amosit, krokiodolit ve antofillit türleri vardır. Hepsinin ortak özelliği lifsel olmalarıdır.   Isıya, asitlere karşı dayanımlı, kırılma, çarpma ve darbelere karşı mukavemet gücünün yüksek oluşu, 3 asbest lifi türünden olan krizotil, tremolit, amosit ve krokidolit asbestin 1930-1980’li yıllar arasında 3000’den fazla endüstriyel alanda yoğun bir şekilde kullanımını sağlamıştır. Şehirlere su sağlamada kullanılan boruların imalında da asbest kullanılmıştır. Asbestten etkilenme, çevresel ve endüstriyel yolladır  [66, 67].

Asbest lifi ve tozlarının belli bir süre ve yoğun şekilde solunduğunda asbestos ve mezotelyoma hastalığı (akciğer zarı kanseri) yaptığı bilinmektedir [68, 69, 70]. Bir silikat minerali olan asbestin bünyesindeki silisin eritilmesi, ancak florik asitle gerçekleşebilir. İnsanda da bu asit bulunmaz. Dolayısıyla bu çeşit malzemelerle karşılaşınca yok etmek için enzimini üzerine boşaltır; ancak enzim yıkamadığı için kristal üzerinde bloke olur ve lizozom artık görev yapamaz duruma geçer. Yavaş yavaş vücudun yaşlanmasına ve korunmasız kalmasına neden olur [15, 71, 72].

Su borularında asbest lifleri Portland çimentosunda bağlayıcı madde olarak bulunur. Vücuda solunum yolu ile giren asbestin akciğer kanseri (mezotelyoma) yaptığı kesinlikle bilinmektedir. Fakat ağız yolu ile sindirim sistemine giren asbestin gastrointestinal tümörleri ve peritonal mezotelyoma yapıp yapmadığı kanıt yetersizliğinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Buna rağmen asbestin sindirim sisteminde kanser veya herhangi bir hastalık yapmadığına ilişkin kesin bir görüş yoktur [73]. İçme ve kullanma suyu sağlayan asbestli çimento borularından akan suda asbest lifi var mıdır? Varsa derişimi nedir? Bilinmemektedir. Dolayısıyla içme ve kullanma suyundaki asbestin maruziyet derecesi ve kanser nedeni olup olmadığı hala tartışma konusudur.

1989 yılında Amerika Birleşik Devletleri Çevresel Koruma Ajansı (EPA), asbestli ürün kullanılmasını 1997 yılına kadar yasaklamak için bir karar çıkartmıştır. Dünyanın en büyük asbest üreticilerinden biri olan Kanada bu karara itiraz ederek Yargıtaya başvurmuştur [74]. ABD Yüksek Mahkeme Kararına esas teşkil eden iki konu vardır: ‘’Asbestli ürünlerin su borularında kullanılması insan sağlığına zararlıdır diyebilmek için kesin kanıt yoktur. Bu konuda daha fazla istatistiksel çalışma yapılmalıdır’’, ABD Yüksek Mahkeme kararının dayatıldığı (yani asbestli ürünlerin serbest bırakılması kararı) bir örnek çok ilginç olup, insanın yaşama hakkının parasal karşılığını hesaplamaktadır. Şöyle ki: “13 yıl içinde 3 hayatın kurtarılması için kişi başına 76 milyon dolar gözden çıkarılırsa asbestli boru yasaklanabilir. Asbestli kiremit altı kaplamasının yasaklanması her kurtarılan hayat için 106 milyon dolara mal olacaktır’’. Açıkça görülüyor ki ABD Yüksek Mahkeme kararı sadece ekonomik nedenlerle asbest üretimini ve kullanımını serbest bırakmıştır [73].

ABD, daha sonra Montana’daki Libby asbest madeninde çalışan işçilerde asbest maruziyeti artınca ve tazminatlara ödenen para büyük boyutlara ulaşınca asbesti yasaklamak zorunda kalmıştır.

 

İçme suyunda asbest: Bilindiği üzere asbest lifleri, asbestli topraklardan, asbest madeni yatak ve zuhurlarından rüzgarlar, yağış ve sellerle çevreye ve atmosfere yayılmakta, su kaynaklarına ulaşabilmektedir. Su kaynaklarına asbest liflerinin girişi, doğal asbest mineralleri, endüstriyel atıklar, atmosferik serpinti ve asbestli çimento boruları, su dağıtım ve depolama tanklarında aşındırıcı ve korozif suyun etkisi ile çözünmesi ile olabilir. 1980’li yıllarda yapılan çalışmalar göstermektedir ki sulara asbest lifleri karışmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da Superior maden bölgelerindeki su kaynaklarında su ile taşınan yüksek seviyelerde asbest lifi saptanmıştır [75]. Bu durum mesleki asbest soluması ve sindirim sistemi üzerine çalışmaları ile örtüşmektedir. Suda bulunan asbest lifleri genellikle çok küçüktür. Örneğin krizotil lifleri 0,5-2,0 µm uzunluğunda ve sadece 0,03-0,1 µm çaptadır. Asbest su çevrimi yoluyla yer altı ve yer üstü su kaynaklarına girebilir. Maden alanlarında oluşan akıntılarda 104 lif 14 eşik seviyesi ile 1011 lif 1-1 derişimleri arasında değişmektedir. Yüksek derişimler genellikle şehir merkezleri ve sanayi merkezleri yakınlarında bulunmuştur [76].

İngiltere, Hollanda ve Almanya’da yapılan çalışmalar göstermiştir ki, içme sularında, 0,2-2,0 106 lif 1-1 aralığı seviyelerinde ve ortalama 1,0 106 lif 1-1 derişiminde bulunmuştur (11). Bu değerler ABD ve Kanada’daki bulgularla uyuşmaktadır. Ancak, bu yerlerde asbest madeni işletmeleri yapılmış ve ilgili endüstride kullanılmıştır [76, 77, 78, 79].

 

Asbestli çimento su boruları (AÇB): Çimento malzemesinde asbest kullanılmış su borularına, asbestli çimento boruları kısaca AÇB denir. Asbest lifleri, çimento için iyi bir bağlayıcı ya da dolgu maddesi olarak görev yapar ve yaygın olarak su dağıtım şebeke servisi ve depolarının yapımında, asbest çimentonun, düşük maliyeti, yüksek dayanıklılığı, beton ürünleri ile özellikle boru ve tankların imali için yaygın kullanılmıştır.

ABD ve Avrupa ülkeleri asbestin kullanımını 1990’lı yıllardan itibaren yasaklamışlardır. Türkiye’de 2013 yılında çıkarılan, ‘’Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’’ gereğince; ‘’asbestin her türünün çıkarılması, işlenmesi, satılması ve ithalatı, asbest içeren her türlü ürünün ithalatı ve satılması, asbest ürünlerinin veya asbest ilave edilmiş ürünlerin üretimi ve işlenmesi yasaktır’’  dolayısıyla AÇB imali yapılmamaktadır. Risk oluşturan asbestli su boruları eski yıllarda yerleşim yerlerine su taşımada kullanılmış olan asbestli çimento borularıdır [80].

İngiltere’de 82 asbestli çimento borulardan geçen içme suyu incelenmiş, bütün sular aşındırıcı ya da orta derecede aşındırıcı (diğer deyişle yumuşak ve asidik) olarak kabul edilmiştir [20]. Boruların uzunlukları 375 ile 10.500 m arasında ve yaşları 7 ile 35 yıl arasında değişmektedir. Borulardan su geçtikten sonra lif derişimleri, 17 örnekte 1×106 lif 1-1’den büyük ve 4’ünde 3×106 lif 1-1’den büyük bulunmuştur. Suyun içindeki asbest liflerinin doğal yollardan değil, bunların AÇB borulardan kaynaklandığını oraya koymuştur.

Çalışmada boru uzunluğu, çapı, yaşı ve suyun aşındırıcı özelliğinin borudaki asbest lifleri derişimini etkileyen önemli faktörler olduğu ortaya çıkmıştır [20, 77]. Yangın musluklarının açılması ya da itfaiyenin büyük miktarlarda su kullanması sonrası lif yoğunluğunun 14×106 lif 1-1’e kadar arttırabilir. İngiltere’de içme suyu hattının yaklaşık %10’u, ortalama ağırlıkça %10-%15 arasında asbest içeren çimentodan yapılmıştır. Asbest yaygın olarak pompalar, vanalar ve eklemler için bağlantı malzemelerinde kullanılmıştır [20].

Kanada’da yapılan bir araştırmada dağıtım şebekelerindeki su borularından krizotil türü asbest lifleri baskın olduğu saptanmıştır. Asbest derişimleri >0,1 106 lif L-1 olarak saptanmış olup, değerler sınır değeri altında ve 2000 106 1-1 arasında, orta lif uzunluğu 0,5-0,8 µm’dir. Nüfusun %25’ine sunulan suyun değerleri açısından >1×106 lif 1-1, %5’i >10×106 lif 1-1 içeren su ve %0,6>100×106 lif 1-1’e varan su servis edilmiştir [20, 78]. Bazı asbest lifleri bakterilerden çok daha küçük boyuttadır. Lifler şeffaf olduklarından suda görülmez. Duş alma ve seyyar ev nemlendiricilerinde asbestle kirlenmiş su kullanımı liflerin kolaylıkla havaya karıştığını ve solunabilir olduğunu göstermiştir. Bazı evlerde, bu cihazlarda havada maruz kalma düzeyi 0,2 lif cm2’yi aşan hava asbest derişimleri bulunmuştur [20, 79].

Türkiye’de yerleşim yerlerine içme suyu taşıyan su borularının imalında kullanılan çimento içinde asbest malzeme kullanıldığı bilinmektedir. Boruların imalinde kullanılan asbestin içme suyuna aşındırıcı etkilerle geçmesi konusunda İngiltere’de yapılmış çalışmaların benzeri, Türkiye’de bulunmamaktadır.

Türkiye’de en sık görüleni, su borularının deforme olması, parçalanma ve bakım sırasında asbest lifleri (5,5-8 mm uzunluğundaki lifler ile daha küçük boyutta toz halinde olanlar) suya geçebilme ihtimalidir. İçme suyu ile sindirim kanalına karışan asbest lif ya da partiküllerin hastalık yapmaları konusunda da somut bir çalışma sonucu bulunmamaktadır.

Ancak içinde yüksek oranda asbest bulunan suyla yıkanacak çamaşırların kurutulmasından sonra, çamaşırlara takılabilecek asbest liflerinin daha sonra solunum yoluyla akciğere geçebilmesi mümkündür. Bundan en fazla etkilenecek olanlar ise kadınlardır [66, 68, 69].

 

Asbestli çimento borularında asbest riski: Dünya Sağlık Örgütü ‘’asbestin, solunum yoluyla maruziyette kanserojen olduğu bilinmesine rağmen, mevcut epidemiyolojik çalışmalar kanser riski içme suyu asbest riski ilişkili artmış olduğu hipotezi desteklememektedir’’ sonucuna varmıştır [82]. Yani, tutarlı ve somut delil olmamasına rağmen asbest sağlığa zararlıdır.

İlk kez WHO yönetmeliğine asbesti dahil etmiş, içme suyunda asbest için bir sınırlama konmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştır [83]. Ancak, USEPA Ulusal Temel İçme Suyu Yönetmeliğine asbeste yer vermiştir [84]. Geçerli asbest maksimum kirletici seviyesi (MCL) >10 µm uzunluğundaki lifler için, 7×106 lif 1-1 olarak belirlemiştir. Bu da yaklaşık 0,2 µm 1-1’dir. Ancak seçilen bu limitin temelinin bilimsel olmadığı da belirtilmiştir. İçme suyundaki asbest ile kanser arasındaki ilişkide, sadece mide, pankreas ve böbrek kanseri ile tutarlılık gösteren derecede risklerin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır [20, 84, 85].

İçme suyu ile ilgili kanıtlar çeşitli soruları yanıtsız bıraktığı için çok açık değildir. İçme suyu ve asbest arasında kanser nedeni ile bağlantı var mı? Hangi asbest maruz kalma düzeyi içme suyu için güvenli kabul edilebilir? Dağıtım şebekesinin ve asbestli boruları (AÇB) sonunda ne kadar asbest vardır? Asbestli boru içinde suyun hangi durmalarında veya aşınması sonucunda asbest yüksek düzeyde çıkmaktadır? Bu sorular sürdükçe, asbestli su borularının kanser yaptığıyla ilgili şüpheler de devam edecektir.

Şimdilik bildiğimiz, içme suyundaki asbestin kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bir somut verinin olmayışıdır. Mevcut su analizleriyle asbest lif türleri arasında ayrım yapılamamaktadır. Mide, böbrek ve pankreas kanseri için içme suyundaki asbestin yüksek risk ilişkisi için, araştırmaların yapılmasının yararlı olacağıdır.

En pratik çözüm, içme suyu iletim hatlarında daha önce kullanılmış olan asbestli (AÇB) borular, daha sağlıklı malzeme ile yenilenmeli ve eski AÇB boruları kullanılmamalıdır. Bu yapılmadıkça, içme sularındaki asbestli su borusu kanser şüphesi ve tartışması sona ermeyecektir.

Asbest, içme suyunda asbest, asbestli su boruları, AÇB, suda asbest kanser yapar mı?

Bu makale, Bilim ve Gelecek Dergisi, Ocak 2018, Sayı: 167, Sayfa 74-77’ de yayımlanmıştır.

BELEDİYELERİN İÇME SUYU İSALE HATLARINDAKİ ASBESTLİ ÇİMENTO (AÇB) SU BORULARI-

İÇME SUYUNDAKİ ASBEST KANSER YAPAR MI?

Dr. Eşref ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan eski asbestli çimento boruları patladığında, şu türlü haberlerin yer aldığına tanık oluyoruz; ‘’İçme suyu kanser yapan borulardan geçerek mi geliyor?, ‘’İçme sularında hala kanserojen asbestli boruları kullanan belediyeler var mı?, ‘’1975 yılından 2000 yılına kadar yaklaşık 1053 adet yerel yönetimin kaçında asbestli borular değişti?’’, ‘’kansere yol açtığı bilinen asbestli borulardan su içiliyor’’, bir başkası, ‘’Asbestli borular patladığında, kırıldığında, kanserojen madde suya karışıyor. Bizim çocuklarımız, bu musluk suyunu içiyor. Çamaşırımızı bu suyla yıkıyoruz ve tişörtteki asbesti soluyoruz. Sebzeyi meyveyi bu suyla yıkıyoruz, suluyoruz. Asbest yemiş oluyoruz. En çok da tamir etmeye çalışan görevliler için vahim bir durum söz konusu.  Devlet eliyle kullanımı tamamıyla yasaklanan asbestin, yani hastalık saçan bu kanserojen maddenin, bizim hayatımızdan da çıkmasını istiyoruz’’. Ne zaman su borusu patlasa bu tartışmalar alevlenmekte, benzer sorular sorulmaktadır. 10 Ocak 2015 tarihinde, T.C. Sağlık Bakanının “Köylerde içme suyu ve kanalizasyon hatlarında asbestli boru kullanıldı mı?” sorusuna verdiği cevapta; ‘’1975-1995 yıl­la­rı ara­sın­da İl­bank ta­ra­fın­dan yap­tı­rı­lan iç­me su­yu ve ka­na­li­zas­yon tesis­le­rin­de as­best­li çi­men­to bo­ru kul­la­nıl­dı­ğı­nı, 2000’den bu ya­na as­best­li bo­ru kul­la­nıl­ma­dığını, an­cak, biz­zat be­le­di­ye­le­rin yap­tı­rı­lan iç­me su­yu te­sis­le­rin­de as­best­li çi­men­to bo­ru kul­la­nı­lıp kul­la­nıl­ma­dı­ğı veya da­ha ön­ce dö­şe­nen bo­ru­la­rın de­ğiş­ti­ri­lip de­ğiş­ti­ril­me­di­ği İl­bank ta­ra­fın­dan bi­lin­me­mek­te­dir, solunum yoluyla alınan asbestin akciğer kanserine yol açtığının bilimsel çalışmalarda yer aldığı ancak sindirim yoluyla alınan asbestle ilgili yeterli veri olmadığını’’ belirtmiştir (1).

Asbest nedir? Nerelerde kullanılmıştır? İnsan sağlığına etkisi nedir?

Asbest; ateşe, asitlere ve darbeye dayanımlı, iletkenlik özelliği olmayan bir kısım doğal, lifsi silikat mineralleri için kullanılan genel bir ifadedir. Krizotil, aktinolit, tremolit, amosit, krokiodolit ve antofillit türleri vardır. Hepsinin ortak özelliği lifsel yapıya sahip olmalarıdır.   Sıcaklığa, asitlere dayanımlı olması, kırılma, çarpma ve darbelere karşı mukavemet gücü nedeniyle sadece 3 asbest lifi türünden olan, krizotil, tremolit, amosit ve krokidolit 1930-1980’li yıllar arasında 3000’den fazla endüstriyel alanda yoğun bir şekilde kullanılmıştır (2, 3). Asbestten etkilenme, çevresel ve endüstriyel yolladır. Şehirlere su sağlamada kullanılan boruların imalında da asbest kullanılmıştır. Asbest lifi ve tozlarının belli bir süre ve yoğun şekilde solunduğunda asbestos ve mezotelyoma hastalığı (akciğer zarı kanseri) yaptığı bilinmektedir (4, 5, 6).

Bir silikat minerali olan asbestin bünyesindeki silisin eritilmesi, ancak florik asitle gerçekleşebilir. İnsanda da bu asit bulunmaz. Dolayısıyla bu çeşit malzemelerle karşılaşınca yok etmek için enzimini üzerine boşaltır; ancak enzim yıkamadığı için kristal üzerinde bloke olur ve lizozom artık görev yapamaz duruma geçer. Yavaş yavaş vücudun yaşlanmasına ve korunmasız kalmasına neden olur (7, 8).

Su borularında asbest lifleri Portland çimentosunda bağlayıcı madde olarak bulunur. Vücuda solunum yolu ile giren asbestin akciğer kanseri (mezotelyoma) yaptığı kesinlikle bilinmektedir. Fakat ağız yolu ile sindirim sistemine giren asbestin gastrointestinal tümörleri ve peritonal mezotelyoma yapıp yapmadığı kanıt yetersizliğinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Buna rağmen asbestin sindirim sisteminde kanser veya herhangi bir hastalık yapmadığına ilişkin kesin bir görüş yoktur (9). İçme ve kullanma suyu sağlayan asbestli çimento borularından akan suda asbest lifi var mıdır, varsa derişimi nedir bilinmemektedir. Dolayısıyla içme ve kullanma suyundaki asbestin maruziyet derecesi ve kanser nedeni olup olmadığı hala tartışma konusudur.

1989 yılında Amerika Birleşik Devletleri Çevresel Koruma Ajansı (EPA), asbestli ürün kullanılmasını 1997 yılına kadar yasaklamak için bir karar çıkartmıştır. Dünyanın en büyük asbest üreticilerinden biri olan Kanada bu karara itiraz ederek Yargıtaya başvurmuştur (10) ABD Yargıtay Kararına esas teşkil eden iki konu vardır: ‘’Asbestli ürünlerin su borularında kullanılması insan sağlığına zararlıdır diyebilmek için kesin kanıt yoktur. Bu konuda daha fazla istatistiksel çalışma yapılmalıdır’’, ABD Yargıtay kararının dayatıldığı (yani asbestli ürünlerin serbest bırakılması kararı) bir örnek çok ilginç olup, insanın yaşama hakkının parasal karşılığını hesaplamaktadır. Şöyle ki: “13 yıl içinde 3 hayatın kurtarılması için kişi başına 76 milyon dolar gözden çıkarılırsa asbestli boru yasaklanabilir. Asbestli kiremit altı kaplamasının yasaklanması her kurtarılan hayat için 106 milyon dolara mal olacaktır’’. Açıkça görülüyor ki ABD Yargıtay kararı sadece ekonomik nedenlerle asbest üretimini ve kullanımını serbest bırakmıştır (9).

ABD, daha sonra Montana’daki Libby asbest madeninde çalışan işçilerde ve çevrede asbest maruziyeti artınca ve tazminatlara ödenen para büyük boyutlara ulaşınca asbesti yasaklamak zorunda kalmıştır.

İçme suyunda asbest

Bilindiği üzere asbest lifleri, asbestli topraklardan, asbest madeni yatak ve zuhurlarından rüzgarlar, yağış ve sellerle çevreye ve atmosfere yayılmakta, su kaynaklarına ulaşabilmektedir. Su kaynaklarına asbest liflerinin girişi, doğal asbest mineralleri, endüstriyel atıklar, atmosferik serpinti ve asbestli çimento boruları, su dağıtım ve depolama tanklarında aşındırıcı ve korozif suyun etkisi ile çözünmesi ile olabilmektedir. 1980’li yıllarda yapılan çalışmalar göstermektedir ki sulara asbest lifleri karışmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da Superior maden bölgelerindeki su kaynaklarında su ile taşınan yüksek seviyelerde asbest lifi tespit edilmiştir (11). Bu durum mesleki asbest soluması ve sindirim sistemi üzerine çalışmaları ile örtüşmektedir. Suda bulunan asbest lifleri genellikle çok küçüktür. Örneğin krizotil lifleri 0,5-2,0 µm uzunluğunda ve sadece 0,03-0,1 µm çaptadır. Asbest su çevrimi yoluyla yer altı ve yer üstü su kaynaklarına girebilir. Maden alanlarında oluşan akıntılarda 104 lif 14 eşik seviyesi ile 1011 lif 1-1 derişimleri arasında değişmektedir. Yüksek derişimler genellikle şehir merkezleri ve sanayi merkezleri yakınlarında bulunmuştur (12). İngiltere, Hollanda ve Almanya’da yapılan çalışmalar göstermiştir ki, içme sularında, 0,2-2,0 106 lif 1-1 aralığı seviyelerinde ve ortalama 1,0 106 lif 1-1 derişiminde bulunmuştur (13). Bu değerler ABD ve Kanada’daki bulgularla uyuşmaktadır. Ancak, bu yerlerde asbest madeni işletmeleri yapılmış ve ilgili endüstride kullanılmıştır (12, 13, 14, 15).

Asbestli çimento su boruları (AÇB)

Çimento malzemesinde asbest kullanılmış su borularına, asbestli çimento boruları kısaca AÇB denir. Asbest lifleri, çimento için iyi bir bağlayıcı ya da dolgu maddesi olarak görev yapar ve yaygın olarak su dağıtım şebeke servisi ve depolarının yapımında, asbest çimentonun, düşük maliyeti, yüksek dayanıklılığı, beton ürünleri ile özellikle boru ve tankların imali için yaygın kullanılmıştır.

ABD ve Avrupa ülkeleri asbestin kullanımını 1990’lı yıllardan itibaren yasaklamışlardır. Türkiye’de de 2013 yılında çıkarılan, ‘’Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’’ (16) gereğince; ‘’asbestin her türünün çıkarılması, işlenmesi, satılması ve ithalatı, asbest içeren her türlü ürünün ithalatı ve satılması, asbest ürünlerinin veya asbest ilave edilmiş ürünlerin üretimi ve işlenmesi yasaktır’’. Dolayısıyla AÇB imali yapılmamaktadır. Risk oluşturan asbestli su boruları eski yıllarda yerleşim yerlerine su taşımada kullanılmış olan asbestli çimento borularıdır.

İngiltere’de 82 asbestli çimento borulardan geçen içme suyu incelenmiş, bütün sular aşındırıcı ya da orta derecede aşındırıcı (diğer deyişle yumuşak ve asidik) olarak kabul edilmiştir (17). Boruların uzunlukları 375 ile 10.500 m arasında ve yaşları 7 ile 35 yıl arasında değişmektedir. Borulardan su geçtikten sonra lif derişimleri, 17 örnekte 1×106 lif 1-1’den büyük ve 4’ünde 3×106 lif 1-1’den büyük bulunmuştur. Lif derişimleri doğal kaynaklara bağlanmadığı gibi, somut olarak AÇB borulardan kaynaklandığını oraya koymuştur. Çalışmada boru uzunluğu, çapı, yaşı ve suyun aşındırıcı özelliğinin borudaki asbest lifleri derişimini etkileyen önemli faktörler olduğu ortaya çıkmıştır (13, 7). Yangın musluklarının açılması ya da itfaiyenin büyük miktarlarda su kullanması sonrası lif yoğunluğunun 14×106 lif 1-1’e kadar arttırabilir. İngiltere’de içme suyu hattının yaklaşık %10’u, ortalama ağırlıkça %10-%15 arasında asbest içeren çimentodan yapılmıştır. Asbest yaygın olarak pompalar, vanalar ve eklemler için bağlantı malzemelerinde kullanılmıştır (17).

Kanada’da yapılan bir araştırmada dağıtım şebekelerindeki su borularından krizotil türü asbest lifleri baskın olduğu tespit edilmiştir. Asbest derişimleri >0,1 106 lif L-1 olarak tespit edilmiş, değerler sınır değeri altı ile 2000 106 1-1 arasında ve orta lif uzunluğu 0,5-0,8 µm’dir. Nüfusun %25’ine sunulan suyun değerleri açısından >1×106 lif 1-1, %5’i >10×106 lif 1-1 içeren su ve %0,6>100×106 lif 1-1’e varan su servis edilmiştir (14, 17). Bazı asbest lifleri bakterilerden çok daha küçük boyuttadır. Lifler şeffaf olduklarından suda görülmez. Duş alma ve seyyar ev nemlendiricilerinde asbestle kirlenmiş su kullanımı liflerin kolaylıkla havaya karıştığını ve solunabilir olduğunu göstermiştir. Bazı evlerde, bu cihazlarda havada maruz kalma düzeyi 0,2 lif cm2’yi aşan hava asbest derişimleri bulunmuştur (15, 17).

Ülkemizde yerleşim yerlerine içme suyu taşıyan su borularının imalında kullanılan çimento içinde asbest malzeme kullanıldığı bilinmektedir. Boruların imalinde kullanılan asbestin içme suyuna aşındırıcı etkilerle geçmesi konusunda İngiltere’de yapılmış çalışmaların benzeri, Türkiye’de bulunmamaktadır. Ülkemizde en sık görüleni, su borularının deforme olması, parçalanma ve bakım sırasında asbest lifleri (5,5-8 mm uzunluğundaki lifler ile daha küçük boyutta toz halinde olanlar) suya geçebilme ihtimalidir. İçme suyu ile sindirim kanalına karışan asbest lif ya da partiküllerin hastalık yapmaları konusunda da somut bir çalışma sonucu bulunmamaktadır. Ancak içinde yüksek oranda asbest bulunan suyla yıkanacak çamaşırların kurutulmasından sonra, çamaşırlara takılabilecek asbest liflerinin daha sonra solunum yoluyla akciğere geçebilmesi mümkündür. Bundan en fazla etkilenecek olanlar ise kadınlardır (2, 4, 5).

Asbestli çimento borularında kanser riski

Dünya Sağlık Örgütü ‘’asbestin, solunum yoluyla maruziyette kanserojen olduğu bilinmesine rağmen, mevcut epidemiyolojik çalışmalar kanser riski içme suyu asbest riski ilişkili artmış olduğu hipotezi desteklememektedir’’ sonucuna varmıştır (20). Yani, tutarlı ve somut delil olmamasına rağmen asbest sağlığa zararlıdır. İlk kez WHO yönetmeliğine asbesti dahil etmiş, içme suyunda asbest için bir sınırlama konmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştır (21). Ancak, USEPA Ulusal Temel İçme Suyu Yönetmeliğine asbeste yer vermiştir (22). Geçerli asbest maksimum kirletici seviyesi (MCL) >10 µm uzunluğundaki lifler için, 7×106 lif 1-1 olarak belirlemiş, bu da yaklaşık 0,2 µm 1-1’dir. Ancak seçilen bu limitin temelinin bilimsel olmadığı da belirtilmiştir. İçme suyundaki asbest ile kanser arasındaki ilişkide, sadece mide, pankreas ve böbrek kanseri ile tutarlılık gösteren derecede risklerin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır (17, 22, 23).

İçme suyu ile ilgili kanıtlar çeşitli soruları yanıtsız bıraktığı için çok açık değildir. İçme suyu ve asbest arasında kanser nedeni ile bağlantı var mı? Hangi asbest maruz kalma düzeyi içme suyu için güvenli kabul edilebilir? Dağıtım şebekesinin ve asbestli boruları (AÇB) sonunda ne kadar asbest vardır? Asbestli boru içinde suyun hangi durmalarında veya aşınması sonucunda asbest yüksek düzeyde çıkmaktadır? Bu sorular sürdükçe, asbestli su borularının kanser yaptığıyla ilgili şüpheler de devam edecektir. Şimdilik bildiğimiz, içme suyundaki asbestin kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bir somut verinin olmayışıdır. Mevcut su analizleriyle asbest lif türleri arasında ayrım yapılamamaktadır. Mide, böbrek ve pankreas kanseri için içme suyundaki asbestin yüksek risk ilişkisi için, araştırmaların yapılmasının yararlı olacağıdır. En pratik çözüm, içme suyu iletim hatlarında daha önce kullanılmış olan asbestli (AÇB) borular, daha sağlıklı malzeme ile yenilenmeli ve eski AÇB boruları kullanılmamalıdır. Bu yapılmadıkça, içme sularındaki asbestli su borusu kanser şüphesi ve tartışması son bulmayacaktır.

Bu makale, Bilim ve Gelecek Dergisi, Ocak 2018, Sayı: 167, Sayfa 74-77’ de yayımlanmıştır.

 

Muğla ili su kaynakları, su kalitesi

 

Bodrum Güncel Haber 2018’de yayımlanmıştır

MUĞLA İLİ SU KAYNAKLARI / POTANSİYELİ / KALİTESİ VE ALINACAK ÖNLEMLER

Dr.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Tıbbi Jeoloji Uzmanı

e-posta: esrefatabey@gmail.com

Jeolojik yapısı dolayısıyla Muğla ilinin kuzey bölümünde kalan yerleşim yerlerinde (Menteşe, Milas, Marmaris, Datça, Bodrum, Yatağan ve Kavaklıdere) yüzey ve yer altı suyu rezervi sıkıntısı yaşanmaktadır. Mevcut nüfusa kaliteli su temininde zorluklar yaşanması yanında, yaz aylarında en fazla turist çeken yerlerin başında gelmesi dolayısıyla Fethiye, Bodrum, Datça, Marmaris gibi turizm ilçelerinin nüfusu kendi nüfusunun 2-3 katına çıkmaktadır. Mevcut yatırımların yetersizliği ve yanına suların insan eliyle kirletildiği de düşünüldüğünde kaliteli içme ve kullanma suyu temini ve suya ulaşmada giderek zorluklar yaşanmaktadır.

Su potansiyeli: Muğla ili toplam su potansiyeli 6,912 hm3/yıldır. Bunun 412 hm3/yıl bölümünü yer altı suyu potansiyeli (ildeki toplam emniyetli rezerv) oluşturur. Geri kalanı yer üstü suyudur. Muğla ili Türkiye akarsu havzalarına göre Batı Akdeniz Havzası (8 nolu havza) ve Büyük Menderes Havzası (7 nolu havza) içinde kalmaktadır. Yer üstü suyu il çıkışı (toplam ortalama akım) 6,500 hm3/yıldır. Dalaman Çayı 2,400 hm3/yıl, Eşen Çayı 1,800 hm3/yıl, diğer akarsular 2.300 hm3/yıldır. Yer üstü su kaynaklarını, akarsular olarak; Dalaman Çayı, Eşen Çayı (Kocaçay), Kargıcık Çayı  ve Namnam Çayı,  Dipsiz Çayı, Sarıçay,  Kargı Çayı, Çine Çayı, Akçay, Karaçulha Deresi ve Kocadere, barajlardan; Akköprü, Mumcular, Geyik, Marmaris, Bayır, Akgedik, Derince, Seki ve Girme Barajları, göllerden; Köyceğiz Gölü, Hacat Gölü, Bafa Gölü, Denizcik Gölü, Akarcadere Sulama Gölü, göletlerden; Kazan Göleti ve  Akarcadere göleti oluşturur.

Muğla ili Batı Toros dağları üzerinde yer alır. İlin neredeyse tamamı jeolojik olarak karbonat kayaçlarından oluşur. Jeoloji haritasına bakıldığında (sayfanın başında); ilin kuzeyindeki kahverengi alanlar Triyas-Jura yaşlı şist, kuvarsit ve mermerleri, kırmızı renkli alanlar Paleozoyik yaşlı metagranit kayaları, yeşil renkli yatay çizgili alanlar ofiyolitik kayalar, koyu mavi alanlar Paleozoyik yaşlı mermerleri, açık mavi dikine çizgili alanlar Jura-Kretase mermer kayalarını, mavi renkli alanlar (Fethiye ile Seydikemer doğusu, Datça batısı, Marmaris güneybatı ucu) Jura-Kretase karbonat kayalarını, kırmızı noktalı sarı alanlar Eosen yaşlı kırıntlılı kayaları, sarı alanlar Miyosen-Pliyosen yaşlı kırıntılı ve karbonat kayalarını, gri renkli alanlar da (Dalaman, Ortaca, Köyceğiz, Eşen, Milas, Yatağan ve Muğla Merkez Ovaları) alüvyon kaya birimini göstermektedir. Datça Yarımadası’nın en ucu ile Bodrum Yarımadası’nın ucunda volkanik kayalar vardır.

Sözü edilen kaya birimlerinden kireçtaşı, mermer olanlar erimeli, karstik kaya akiferlerdir (içinde suyun biriktiği ve akabildiği geçirgen kayaç kütlesine akifer denir; gözenekli ve geçirgen yapıda olan kireçtaşı, silt, çakıl ve kum içerir). Erimeli, karstik kaya birimlerindeki yer altı suyu genellikle kaynaklar şeklinde yüzeye çıkar. Ofiyolitik, gnays, şist, kuvarsit ve volkanik kayalar erimesiz, kaya ortam akifer özelliği gösterirler. Sedimanter kaya birimleri içindeki marn, kiltaşı düzeyleri geçirimsiz, kaya ortam akiferler, kırıntılı düzeyler ile alüvyonlar geçirimli, taneli ortam akiferlerdir. Alüvyon alanlarda yer altı suyu, kuyular ile çıkarılmaktadır. Paleozoyik yaşlı mermerler, Mesozoyik yaşlı kireçtaşları, Senozoyik yaşlı birimlerin kumlu-çakıllı seviyeleri ile Kuvaterner yaşlı alüvyonun kumlu çakıllı seviyelerinde açılan kuyular genelde içme, sulama, turizm ve sanayide kullanılmaktadır. Kuyulardan çekim, genelde yaz aylarında artmaktadır. Muğla ili ve çevresinde yer altı suyu seviyeleri 0 ile 50 m civarında gözlenmektedir.

Su kalitesi: Muğla ilinde; Menteşe (5. 6. 2009), Kavaklıdere (7. 7. 2009), Bodrum, Milas, Meşelik köyü, Yalıkavak, Yatağan, Yerkesik (31. 8. 2009), Datça, Marmaris (1. 9. 2009), Dalaman, Dalyan, Fethiye, Göcek, Köyceğiz ve Ortaca (2. 9. 2009), Ula ve Yeşilyurt (12. 9. 2009) yapılan ölçüm ve analizlerde, şebeke sularının elektrik iletkenlikleri µS/cm cinsinden Bodrum 1018, Dalaman 543, Datça 652, Fethiye 352, Kavaklıdere 385, Köyceğiz 471, Marmaris 440, Milas 862, Ortaca 572, Ula 503, Yatağan 723 şeklindedir. Bodrum şebeke suyunun elektrik iletkenliği  1018 µS/cm olup, kaliteyi bozmaktadır. Dalaman Ovası’nda tulumba suyu temsili örnek elektrik iletkenliği  1450 µS/cm olup içilemez durumdadır. Şebeke sularının PH değerleri 7.3 ile 7.9 arasındadır. Silisyum değeri 52 mg/l ile Dalaman en yüksektir. Şebeke sularından temsili numunelerin analizlerine göre Fethiye, Göcek, Gürköy (Dalaman), Meşelik köyü (Milas), Yalıkavak (Bodrum), Yeşilyurt (Muğla) içme suları kalsiyum magnezyum bikarbonatlı sular, Dalaman, Dalyan, Datça, Karacaağaç köyü (Dalaman), Köyceğiz, Ortaca, Ula içme suları magnezyum kalsiyum bikarbonatlı, Bodrum içme suyu ise kalsiyum sodyum klorürlü sulardır. Buna göre Bodrum içme suyunun kalitesi tartışmalıdır (bu değerler 2009 yılına ait olup, geçen zaman içinde iyileştirmeler yapılmış olabilir).

Muğla ilinde Miyosen-Pliyosen yaşındaki gölsel ortama ait kaya birimleri bünyelerinde yer yer kömür oluşumlarını barındırmaktadır. Yatağan ilçesi Eskihisar, Turgut, Tınaz, Karakuyu, Bağkaya, Bayır, Milas ilçesi Karacaköy, Ekizköy, Sekköy, Hüsamlar, Çakıralan ve Alatepe’de, Menteşe ilçesi Göktepe Berik, Yerkesik Kultak ve bazı özel işletilen yerlerde linyit kömürü sahaları bulunmaktadır.  Bazı linyit kömürleri bünyesinde arsenik içermektedir. Örneğin; Milas ilçesi Çakıralan 23 ppm, Alatepe 10 ppm, Muğla Merkez ilçesi Göktepe Berik 23 ppm, Yerkesik Kultak 10 ppm, Yatağan ilçesi Bağkaya 30 ppm, Eskihisar 54 ppm, Bayır 28 ppm, Tınaz 63 ppm, Milas ilçesi Ekizköy 16 ppm, Sekköy 17 ppm inorganik arsenik saptanmıştır.

Kömür içinde bulunan inorganik arsenik yer altı sularına karışabilmekte ve içme-kullanma suları arsenikçe zenginleşebilmektedir. Kömürlü sahalar ve kaya birimi içinde içme suyu amaçlı açılacak kuyulardaki arsenik derişimlerinde artış olup olmadığına bakılmalıdır.

Ayrıca Pliyosen yaşlı gölsel ve kömürlü kaya birimlerinde açılacak içme suyu amaçlı kuyu sularına Balkan Endemik Nefropatisi (bir çeşit böbrek hastalığı) yönüyle dikkat edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Volkanik türü kayaçlardan beslenen kaynak ve kuyu suları arsenik bakımından zengin olabilmektedir. Ayrıca evaporitik sedimanter havzalardaki yer altı suları; sülfat, klorür, tuzluluk, elektrik iletkenliği yüksek olabilir.

Yatağan ilçesi Bozhöyük’te, Köyceğiz ilçesi Sultaniye (Kapniç), Velibey, Çavuş ve Gelgirme’de,  Bodrum ilçesi Karada’da, Fethiye ilçesi Gebeler’de,  Ortaca ilçesi Çürükardı’nda, Datça ilçesi Gölbaşı ve Ilıca’da sıcak su (jeotermal) kaynakları bulunmaktadır. Sıcak suların bünyesinde sınırı aştığında, sağlık için istenmeyen arsenik, bor ve florürün yer altı suları ve içme suyunu kirletmemesi için alıcı nehir, çay, derelere karışmaları önlenmelidir.

Muğla ili merkez ilçesi ile Kavaklıdere, Bodrum ve Milas çevresinde karstik havzalarda su kuyuları ile eski yağmur suyu depolayan sarnıçlar bulunmaktadır. Bunların dışında, kıyı yerleşim alanlarında içme-kullanma suyu amaçlı kuyuların çoğu çay, dere kenarlarındaki alüvyon kaya biriminde yer alır. Bir kısım içme-kullanma suyu kuyuları katı çöp atıklarına yakın, dere içlerinde ve yakınında olup, çevresi yüksek boylu ağaçlarla, hurdalarla çevrelenmiştir. Bu ağaçların kökleri kuyu suyuna ulaşmakta ve nitrit, nitrat yönünden kirlenme yapabilmektedir.

Önlemler: Muğla ilinin en fazla su rezervi sıkıntısı çekilen bölümü, ilin kuzey kesimindeki Menteşe, Milas, Bodrum, Datça, Marmaris, Ula, Yatağan ve Kavaklıdere ilçeleri bölümünde olmaktadır. Dalaman, Ortaca, Köyceğiz, Fethiye ve Seydikemer ilçeleri gerek yer üstü ve gerekse yer altı su rezervleri yönünden daha şanslı görünmektedir.

Turizm merkezlerinin alt yapı, içme ve kullanma suyu planlamalarının yaz aylarındaki nüfus artışına göre yapılması gerekir. Muğla ili su ayak izi ortaya konularak, üretim ve tüketimdeki (tarım, sanayi), yeşil, mavi ve gri su ayak izi hesaplamaları yapılarak, planlamalar ona göre yapılmalıdır. Muğla Büyükşehir Belediyesinin su ayak izine ilişkin bir proje yaptığı bilinmektedir. Önemli olan bu projenin hayata geçirilmesidir. Aşırı su kullanımı, aşırı su talebi, binaların yağmur suyunu depolayacak şekilde tasarlanmaması, suyun yer altına sızmasını engelleyen kaplama gibi geçirgen olmayan yüzeyler nedeniyle, yer altı suyunun yenilenmesinin azalması, uygun olmayan taşkın yönetimi ve erozyon önemli sorunlardır. Suyun koruması, problemin halk tarafından algılanması, koruma için gereksiniminin kabul edilmesi ve aktif şekilde katılımla olanaklıdır. Evlerde kullanılan suyun; %35’i banyoda, %30’u tuvalette, %20’i çamaşır ve bulaşık yıkamada, %10’u yemek pişirme ve içme suyu olarak, %5’i ise temizlik maksadıyla kullanılır. Suyu kullanımda bazı pratik tasarruf yöntemlerini uygulayarak koruyabiliriz. Su kaynaklarımızın ekonomik kullanılmasına ve kendi bütçemize de böylece katkıda bulunabiliriz. En etkin su tasarrufu yöntemlerinden biri, ev içinde kullanılan tuvalet temizleme, çamaşır yıkama ve bahçe sulama gibi dışarıdaki kullanım için yağmur suları toplama ve depolamadır. Kanada ve İngiltere’de evde kullanılan su potansiyelinin %50’si yağmur sularından karşılanır

Su sorunu yaşayan özellikle Menteşe, Bodrum, Milas, Marmaris, Datça, Yatağan, Ula ve Kavaklıdere ilçelerinde binalar su hasadına elverişli şekilde inşa edilmeli, su hasadına başlanmalıdır. Yağmur sularının hasadı yapılarak, bahçe sulaması, araba yıkama, yer temizliği, duş, tuvalet temizliği gibi işlerde hasat edilen su kullanılmalıdır.

Kaynaklar

Akkuş, İ., Akıllı, H., Ceyhan, S., Dilemre, A. Ve Tekin, Z. 2005. Türkiye jeotermal kaynakları envanteri. MTA yayını-201.850s. Ankara

Atabey, E. Suyun Hikayesi. 614s. Asi Kitap. İstanbul.

Atabey, E. (bas.). Türkiye’de illere göre su kaynakları-potansiyeli ve su kalitesi.

http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=323

http://www.dsi.gov.tr

http://www2.dsi.gov.tr/bolge/dsi21/mugla.htm

MTA. 2009. Türkiye Yer Altı kaynakları (illere göre). Yerbilimleri ve Kültür Serisi-5, Ankara.

MTA. 2010. Türkiye Linyit Envanteri. Envanter Serisi-202, ISBN: 975-605-4075-76-8. Ankara.

Muğla İl Çevre Durum Raporu. 2013. T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü.

Tuncalı, E., Çiftçi, B., Yavuz, N., Toprak, S., Köker, A., Gencer, Z., Ayçık, H. ve  Şahin, N., 2002. Türkiye Tersiyer kömürlerinin kimyasal ve teknolojik özellikleri, MTA yayınları, 401s. Ankara.

 

Categories: SU

Türkiye iller içme suyu kalitesi, Ankara içme suyu kaliteli ve içilebilir

Bu yazı 29.4.2020 tarihinde ‘’https://www.bodrumguncelhaber.com/bulundugunuz-ilin-sebeke-suyu-kaliteli-ve-guvenle-icilebilir-mi/’’ erişim linki altında Bodrum Güncel Haber’de yayımlanmıştır.

BULUNDUĞUNUZ İLİN ŞEBEKE SUYU KALİTELİ VE GÜVENLE İÇİLEBİLİR Mİ?

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Araştırmacı yazar

Koronovirüs önlemleri çerçevesinde (özellikle 20 yaş altı ve 65 yaş üstü) evden çıkamadığımız bu günlerde su tüketimi hayli arttı. Şehirlerde yaşayan birçok kişi içme suyu ihtiyacını ambalajlı suyla karşılamakta. Hemen hemen tüm Türkiye’de yaygın olarak ambalajlı su tüketilmekte. Bu da hane halkı için hayli bir bütçe oluşturmakta. Koronovirüsten korunma uygulamalarıyla hane halkının geliri azaldı ya da kalmadı. Ambalajlı suya ayıracak belki parası yok. Peki güvenli su ihtiyacı nasıl karşılanacak? Musluktan akan suyun güvenli olduğunu nereden anlayabiliriz? Analiz raporunda yer alan Dünya Sağlık Örgütü, EPA, T. C. Sağlık Bakanlığı ‘’İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik’’ parametrelerine bakarak bunu anlayabiliriz. Peki bu bilgiler belediyelerin web sayfalarında yer alıyor mu?

Vatandaşlar kullandıkları suyla ilgili bilgilere, belediyelerin web sayfalarından kolaylıkla erişebilmeli. Bilgiye erişme, ‘’Su hakkı’’nın önemli şartlarından birisidir.

Yukarıdaki sorulara cevap bulabilmek için, 81 ilin belediyelerinin web sayfalarında, şebeke suyu analiz sonucu bulunuyor mu, diye araştırdım ve bir değerlendirme yaparak, durumun iyi olmadığını gördüm.

30 büyükşehir belediyesinden sadece 11’inin web sayfasında su analiz raporu yer almakta. Bunlar arasında da Ankara BŞB ASKİ sayfasından, Dünya Sağlık Örgütü, EPA, T. C. Sağlık Bakanlığı ‘’İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik’’ parametrelerine göre karşılaştırmalı aylık olarak genel su analiz raporu ile günlük olarak ilçelerin su analiz raporlarını web sayfasında görmekteyiz.

Ankara şebeke suyunun pH’ı 8.1 ile bazik, elektriksel iletkenliği 74.9 µS/cm. Bu değer KIZILIRMAK SUYUNUN ŞEBEKEYE VERİLMEDİĞİ ANLAMINA GELMEKTEDİR. ANKARA ŞEBEKE SUYUNUN KALİTELİ VE GÜVENLE İÇİLEBİLİR OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM.

81 ilden, 19 büyükşehir belediyesi ile 50 şehir belediyenin web sayfasında su analiz raporu yer almamakta. Büyükşehirler dışındaki 51 il arasında, sadece Bolu belediyesi web sayfasında su analiz raporunu görülmekte.

TÜRKİYE İLLER ŞEBEKE SUYU KALİTESİ

(Değerlendirme 25 Nisan 2020 tarihi itibariyle yapılmıştır).

30 Büyükşehirden, sadece 11 Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon Müdürlüğü web sayfasında su analiz raporu bulunmakta.

Bu iller; Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Erzurum, İzmir, İstanbul, Mersin, Ordu ve Trabzon.

Bunlar arasında;

  • Ankara ASKİ aylık olarak genel su raporu ile günlük ilçeler su raporlarını web sayfasında yayımlıyor.
  • İstanbul İSKİ su raporunu web sayfasında yayımlıyor.
  • İzmir İZSU haftalık ilçelerin su analizlerini web sayfasından yayımlıyor.
  • Trabzon TİSKİ günlük su analizini web sayfasında yayımlıyor.

30 Büyükşehirden, 19 Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon Müdürlüğü web sayfasında su analiz raporu bulunmamakta.

Bu iller; Bursa, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Şanlıurfa ve Van.

Büyükşehirler dışındaki 51 il arasında sadece Bolu Belediyesi web sayfasında günlük su analiz raporu yayımlanmakta

Analiz raporunda da suyun rengi, bulanıklık, tat, iletkenlik, demir, mangan, bakiye klor, pH’ı verilmiş.

Diğer taraftan Kastamonu Belediyesi web sayfasında 2017 yılına ait su analiz raporu mevcut.

50 il Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi web sayfasında su analiz raporu bulunmamakta

Bu iller; Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartın, Batman, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Düzce, Edirne, Elazığ, Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Isparta, Karaman, Karabük, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kırklareli, Kırşehir, Kilis, Kütahya, Muş, Nevşehir, Niğde, Osmaniye, Rize, Sinop, Siirt, Sivas, Şırnak, Tokat, Tunceli, Uşak, Yalova, Yozgat ve Zonguldak.

Türkiye il sayısı 81, ilçe sayısı 922, mahalle sayısı 32.166, köy sayısı 18.292, büyükşehir belediyesi sayısı 30, il belediyesi sayısı 51, büyükşehir ilçe belediyesi sayısı 519, ilçe belediyesi sayısı 403, belde belediyesi sayısı 386.

SU TEMİNİNDEN SORUMLU KURUMLAR

DSİ: Ülkemizdeki bütün su kaynaklarının plânlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu bir kuruluştur. Yer altı suyu etüt ve araştırmaları için kuyu açmak ya da açtırmak, Yer altı suyu tahsisi yapmak, Yer altı sularının korunması ve tescili, arama, kullanma ve ıslah-tadil belgesi vermek,

Ankara, İstanbul ve nüfusu 100.000’den büyük şehirlere ‘’İçme Suyu Temini Hakkında Kanun’’ ile; Baraj ve isale hattı, Su tasfiye tesisi inşaatları, Su depoları yapmak, görevleri DSİ’ye verilmiş iken, 18/04/2007 tarih ve 5625 sayılı Kanun ile 1053 sayılı kanunun 10. maddesinin değişmesi neticesinde nüfus kriteri kaldırılarak Belediye teşkilatı olan tüm yerleşim yerlerinin içme kullanma ve endüstri suyu ve gerekmesi halinde atık su tesislerinin yapımında DSİ yetkili kılınmıştır.

İLLER BANKASI: Özellikle belediyelerin içme suyu, atık su, arıtma tesisleri, katı atık ve benzeri projelerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaktadır.

İLE BÜYÜKŞEHİR, İLÇE VE İLK KADEME BELEDİYELERİNİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI:

5216 Sayılı Kanun: ●Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak…

  • Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak.

5393  sayılı Belediye Kanunu: İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; …

Endüstriyel atık su üreten işletmelerin Su Kirliliği Kontrol yönetmeliği kapsamında denetlenme ve belgelendirmek

  • İçme suyu ihtiyacını şehrin her noktasında sürekli bir şekilde karşılamak,
  • Mevcut içme suyu alt yapısının bakım ve onarımını yapmak,
  • Yeni yerleşim yerleri için içme suyu alt yapısını ulaştırmak,
  • İçme suyu depoların bakım, onarım ve korumasını üstlenmek,
  • Şehir şebekesi klor düzeyini standartlar arasında kalmasını sağlamak,
  • Yeni yapılaşmaların içme suyu abone bağlantılarını gerçekleştirmek,
  • Su kuyuları ve terfi pompaların bakım ve onarımını yapmak,
  • Tüketime verilen içme suyunun gerekli analiz ve tetkiklerinin laboratuvarda

kontrolünü yaparak ilgili yönetmeliklere uygunluğunu sağlamak,

  • İçme suyu şebekesi, Kanalizasyon şebekesi ve Yağmursuyu şebekesinin sağlıklı bir

şekilde çalışmasını sağlamak ve bakım, onarımlarını yapmak,

  • Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek,
  • İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik Hükümlerine

uymak/uygulamak.

 

Categories: SU

Bodrum’da su krizi, su kıtlığı,su ayak izi, su tasarrufu

Bodrum Güncel haber de yayımlanmıştır.

BODRUM’DA SU KRİZİ – SU NEREDEN TEMİN EDİLECEK

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi/ Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Araştırmacı Yazar

İnsanın yaşaması için en temel madde SU’dur. Su olmadan yaşamayız. Şimdi şu soruyu sorabiliriz? Peki, tüm alt yapı yatırımları mevcut nüfusa göre planlanan bu turizm merkezlerinde; ilave 2-3 milyon kişiye nasıl su temin edilecektir? Artık herkes ambalajlı su satın almakta. Bundan da en karlı çıkanlar, şişe ve damacana sularını satan şirketler olmakta. Şişe suyu; ‘’gökten yağan bedava bir sıvıyı alan ve onu benzine verdiğimizden dört kat pahalıya satan bir endüstridir’’. Özelleştirmeleriyle su, damarlarımızda dolaşan kan gibi, giderek artık radikal tekel konumuna gelmekte. Bilinmelidir ki, ‘’Su insan hakkıdır. Su ortak bir mirastır. Suyun da hakları vardır. Su bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebilir’’.

2019 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre Bodrum’un nüfusu 171.850 kişi. Bodrum nüfusunun yaz aylarında 1.5-2, hatta 3 milyona ulaştığı belirtilmekte. Su temin edilen kaynakların (baraj ve yer altı suyu) kapasiteleri, su potansiyeli, normal su şebekesinin, normal kanalizasyonun 171.850 kişiye göre planlandığı bir yerde 3 milyon insanın olması ne demek? Düşünsenize, içme-kullanma suyundan başka, yüzme havuzlu, bahçeli, bahçesi peyzajlı otelleri, villaları. Bunlar yüzme havuzlarını doldurmak isteyecekler; bahçelerini sulamak isteyeceklerdir. Mevcut sistemin hiçbiri yani alt yapısal hiçbir yatırım şu anki mevcut yazlık konut sayısına ve onunla ivmelenen nüfusa yetmemektedir. Su kaynakları sınırlı olan Bodrum’da turistik tesislerin ihtiyaç duydukları suyu tankerlerle taşımak zorunda kaldığı bilinmektedir.

Bodrum içme suyu hikayesi: Bodrum Yarımadası’nın en büyük sorunu  “Su Sorunu”. İlk 1970’li yıllardan önce deniz yolu ile tenekelere doldurarak su getirmişler; yağmur sularını kış aylarından depo etmenin yolunu bulmuşlardır.  Yaz aylarında büyük ve küçükbaş hayvanlarını sarnıçlardan sulamış, içme ve kullanma suyunu kuyulardan temin etmişler.1970’li yıllardan sonra Bodrum beklenmeyen bir yapılaşma ve nüfus baskısı ile karşı karşıya kalmış. Yeraltı su kaynaklarına bakılmış; yeterli kaynak bulunamamış. Bafa Gölü’ne bakılmış; su içindeki mineraller ve gölü besleyen Büyük Menderes Nehri’nin gün geçtikçe sanayi atıkları ile kirleniyor olmasından dolayı vazgeçilmiş. Deniz suyu arıtılması gündeme gelmiş; bölge suyunun tuzluluğu nedeniyle atık ve işletme maliyeti çok yüksek bulunmuş. Sonunda “Dalaman Çayı”ndan Bodrum içme ve kullanma suyunun getirilmesine yap işlet modeliyle ihale edilmesine karar verilmiş. Bu arada beş belediye Yalı, Bitez, Ortakent-Yahşi, Gümüşlük ve Göltürkbükü daha kurulmuştur.

1999 yılında mevcut Bodrum Belediye başkanı ihaleyi yeni yönetime bırakmış. Yeni Belediye başkanı ve Belediye Meclisi, dolarla su satın almanın riskli olduğunu, bu yükün altından Bodrum halkının ve belediyelerin kalkamayacağı düşünülerek, Bodrum suyunun Devlet tarafından getirilmesi gerektiği gerekçesi ile ihale iptal edilmiş. Bodrum içme ve kullanma suyu konusunda Bakanlar Kurulu tarafından DSİ görevlendirilmiş. Yılda 6 milyon m3 Geyik Barajı, 9 milyon m3 Mumcular Barajı, 4 milyon m3 /Milas Çamköy yeraltı suları, olmak üzere toplam 19 milyon m3 olarak tespit edilmiştir. Proje; üç ana kaynaktan temin edilecek suyun Mumcularda bulunan içme ve kullanma suyu arıtma tesisinde arıtılmasını, arıtılan suyu ise, tüm yarımadaya yapılacak ara depolara hiç pompa kullanmadan cazibeyle verebilmek için Güvercinlikte yapılacak ana depoya basılmasını öngörmektedir. Söz konusu projeye göre Güvercinlikteki ana depodan Torba kavşağına gelen arıtılmış su kuzey ve güney ana hattı olarak ikiye ayrılmakta, kuzey hattı Gündoğan-Yalıkavak-Gümüşlük üzerinden Kadıkalesi’ne varmaktadır.

Bodrum’da nüfusun kontrol altına alınmaması halinde yıllık su ihtiyaçları:

2025 yılında 32,64  milyon m3/yıl

2040 yılında 52,33 milyon m3/yıl

2050 yılında 70,11 milyon m3/yıl

2100 yılında 312,23 milyon m3/yıl

BODRUM’DA SU KRİZİ NEDENLERİ

1- Jeolojik yapının (kayaç türünün) su tutma kapasitesi,

2- Mevcut su kaynaklarının (yer altı ve yer üstü) aşırı nüfus nedeniyle ihtiyaçlara cevap

verememesi,

3- Yer altı suyunun aşırı çekimi nedeniyle tuzlu su girişiminin iç kesimlere taşınması,

4- Tarım topraklarının turizm sektörü tarafından istila edilerek, otel, tatil köyleri, ikinci konut ve

diğer yapılaşmalar nedeniyle tahrip edilmesi,

5- Orman ve tabiatın, tarihi alanların tahrip edilmesi,

6- Başta kömür santralleri olmak üzere madencilik faaliyetleri,

7- Kaçak inşaat atıkları ve atık suyun denize deşarj edilmesi nedeniyle oluşan çevre kirliliği

problemleri,

8- Turizmin pik zamanlarındaki atık su debilerine göre projelendirilmiş arıtma tesislerinin, kış

sezonunda verimli çalışamaması.

9- Su depoları ve isale hatlarındaki muhtemel su kaçakları,

10- Tarımsal sulama,

11- Suyun bilinçsiz kullanımı,

12- Yer üstü ve yer altı sularının insan eliyle kirletilmesi,

13- Yağışların azalması,

14- Doğa olayları,

15-  İklim krizi

BODRUM’UN JEOLOJİK YAPISINA BAĞLI SU KAYNAKLARI VE SU TUTMA ÖZELLİKLERİ

Bodrum ve civarında jeolojik olarak, Paleozoyik’e ait (540-250 milyon yıl yaşlı) şist ve mermer, Mesozoyik Dönemi’inin Jura ve Kretasae’ye ait (250-199 milyon yıl yaşlı) rekristalize kireçtaşları,  Üst Kretase’ye ait (65 milyon yıl yaşlı) ultrabazik kayaçlar;  Senozoyik Dönemi’in Neojen’e ait (23-1.8 milyon yıl yaşlı) kireçtaşı, kiltaşı, andezit, tüf ile Kuvaterner’e ait (1.8 milyon yıl ve günümüz yaşlı) alüvyon kaya birimleri yer alır.

Kireçtaşları geçirimli bir yapıya sahip olup, denize en yakın bölgelerde yer alır.  Geçirimsiz tabakalar iç kesimlerde bulunmaktadır.  Bu oluşum nedeni ile geçirimli bir yapısı olan karbonatlı kayaçlar, aldıkları suyu hemen denize iletmektedir.  Kaya birimlerinden kireçtaşı, mermer olanlar erimeli, karstik kaya akiferdir. İçinde suyun biriktiği ve akabildiği geçirgen kayaç kütlesine akifer denir.  Erimeli, karstik kaya birimlerindeki yer altı suyu genellikle kaynaklar şeklinde yüzeye çıkar. Ofiyolitik, gnays, şist, kuvarsit ve volkanik kayalar erimesiz kaya ortam akifer özelliği gösterir.  Sedimanter kaya birimleri içindeki marn, kiltaşı düzeyleri geçirimsiz kaya ortam akiferler, kırıntılı düzeyler ile alüvyonlar geçirimli, taneli ortam akiferlerdir.  Alüvyon alanlarda yer altı suyu, kuyular ile çıkarılmaktadır. Sedimanter kaya birimleri içindeki marn, kiltaşı düzeyleri geçirimsiz, kaya ortam akiferlerdir. Kırıntılı düzeyler ile alüvyonlar geçirimli, taneli ortam akiferlerdir.  Alüvyon alanlarda yer altı suyu, kuyular ile çıkarılmaktadır.

Paleozoyik yaşlı mermerler, Mesozoyik yaşlı kireçtaşları, Senozoyik yaşlı birimlerin kumlu-çakıllı seviyeleri ile Kuvaterner yaşlı alüvyonun kumlu çakıllı seviyelerinde açılan kuyular genelde içme, sulama, turizm ve sanayide kullanılmaktadır. Yer altındaki sular. Kayaların çatlak, kırık ve oyuklarında, zeminlerin ise taneler arasındaki boşluklarında bulunmaktadır. Su tutma bakımından yağış en önemli faktördür.

Yıllık yağış 400 mm/yıl altında ise yer altı suları da düşüktür. Yağış 1000 mm/yıl üzerinde yer altı suyu yüksek değerlerde olur. Bodrum, Marmaris, Fethiye, Alanya, Didim, Kuşadası gibi ülkemizin önde gelen tatil ve turizm merkezlerinde, deniz suyu girişiminden kaynaklanan kirlilik çok büyük boyutlardadır.  Deniz suyu ile kirletilen bir akiferin (tatlı su veren zemin), tekrar tatlı su verebilmesi için 1000 yıla gereksinme vardır.

MEVCUT DURUM

Çamköy kuyularından yılda 5 milyon m3, Mumcular Barajı’ndan yılda 5 milyon m3, Geyik Barajı’ndan yılda 5 milyon m3, Yarımada’nın çeşitli yerlerinden yılda 5 milyon m3, Bodrum civarından ise yılda 2 milyon m3 olmak üzere toplam 22 milyon m3 su alınması planlanmış. Bölgenin nüfus projeksiyonları (yerli ve turist nüfusa göre) 2100 yılına kadar yapılmış ve içme-kullanma suyu ihtiyacı bu nüfusa göre belirlenmiş.

2017 yılı verilerine göre, yer altı su kaynaklarından; Mumcular içme suyu arıtım tesisi 2.731.294 m3, Güvercinlik içme suyu arıtım tesisi 2.858.009 m3 su kullanmıştır.   1986 yılında kurulan Mumcular barajın su seviyesi 2018 Ağustos ayında %6 oranına düşerken, barajdan su alınamaz hale gelmiştir. Bodrum ilçesinin tamamını besleyen Geyik Barajı’ndaki su oranının ise %16 olarak çok kritik seviyelere gerilediği bilinmektedir.

İkizköy-Çamköy Havzası: ‘’Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim Ticaret AŞ’’ tarafından, yeni kömür sahaları açmak için Çamköy ve İkizköy halkına istimlak ihtarnameleri gönderilmiş.  Havzadaki su kuyularından 3 bin dönüm tarım arazisi de sulanmaktadır.

Çamköy bölgesinde MUSKİ 8, AKFEN (Güllük) 3, DHL (Milas-Bodrum Havalimanı) 3, sulama amaçlı 5, Karacahisar-Su çıkan Mevkii’nde 2 kuyu ve 1 kaynak bulunduğunu belirten Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ yetkilileri, o bölgede yapılacak her türlü maden üretimin yeraltı sularını etkileyeceğine ifade etmişlerdir.

BODRUM SU KALİTESi

Bodrum’un jeolojik yapısından ve insan kaynaklı kirlenmeler dolayısıyla su kalitesinde farklılıklar olmaktadır. Miyosen-Pliyosen yaşındaki gölsel ortama ait kaya birimleri bünyelerinde yer yer linyit kömürü vardır. Yatağan ilçesi Eskihisar, Turgut, Tınaz, Karakuyu, Bağkaya, Bayır; Milas ilçesi Karacaköy, Ekizköy, Sekköy, Hüsamlar, Çakıralan, Alatepe; Menteşe ilçesi Göktepe Berik, Yerkesik Kultak’ta linyit kömürü sahaları bulunmaktadır.  Bu kömür sahaları alanında ya da yakınında açılacak su kuyularının su kalitesinde formasyona bağlı olarak bozulmalar olacaktır.

Suda arsenik: Volkanik türü kayaçlardan beslenen kaynak ve kuyu suları, linyit kömürü havzalarında açılan su kuyuları arsenik barındırır. Bazı kömürlerdeki arsenik değerleri şöyledir: Menteşe ilçesi Göktepe Berik 23 ppm, Yerkesik Kultak 10 ppm, Yatağan ilçesi Bağkaya 30 ppm, Eskihisar 54 ppm, Bayır 28 ppm, Tınaz 63 ppm, Milas ilçesi Ekizköy 16 ppm, Sekköy 17 ppm, Çakıralan 23 ppm, Alatepe 10 ppm arsenik içermektedir. Bu kömürler içindeki arsenik kimyasal reaksiyonla suya geçmekte ve su kalitesini düşürmektedir. Ayrıca evaporitik sedimanter havzalardaki yer altı suların; sülfat, klorür, tuzluluk, elektrik iletkenliği yüksektir.

BEN (Balkan Endemik Nefropatisi): Pliyosen yaşlı gölsel ve kömürlü kaya birimlerinde açılacak içme suyu amaçlı kuyu sularında, kömürdeki Poliaromatik Hidrokarbonun suya geçmesiyle insanlarda bir çeşit böbrek hastalığı olan Balkan Endemik Nefropatisi riski bulunmaktadır.

Bodrum merkez içme suyu analiz değerleri (değerler 31 Ağustos 2009): pH 7.5, elektriksel iletkenliği 1018 µS/cm, kalıcı sertlik 8.5, tuzluluk 0.478, klor 180 mg/l, sülfat 53 mg/l, kalsiyum bikarbonatlı bir su. Elektrik iletkenliğinin yüksek olması dolayısıyla içilemez niteliktedir.

Yalıkavak içme suyu analiz değerleri (değerler 31 Ağustos 2009): pH 7.7, elektriksel iletkenliği 882 µS/cm, kalıcı sertlik 8.4, klor 85.4 mg/l, sülfat 79.3 mg/l, kalsiyum bikarbonatlı bir su. Elektrik iletkenliğinin yüksek olması dolayısıyla içilemez niteliktedir.

Milas içme suyu analiz değerleri (değerler 26 Ağustos 2009): pH 7.3, elektriksel iletkenliği 862 µS/cm, kalıcı sertlik 3.8, klor 103 mg/l, sülfat 26 mg/l, kalsiyum bikarbonatlı bir su. Elektrik iletkenliğinin yüksek olması dolayısıyla içilemez niteliktedir.

Havzadaki başlıca kirletici unsurlar: Evsel atık su kirliliği, tarımsal faaliyetler (sulu tarım, zeytincilik), sanayi, kara balıkçılığı (tarla balıkçılığı), alabalık çiftlikleri, mermer ocakları, fosseptik çıkış suları.

İÇME SUYU ARITMA TESİSLERİ

Mumcular İçme Suyu Arıtma Tesisi: Ham su kaynağı Mumcular barajı. 12 sondaj kuyusundan desteklenen su ile Bodrum ilçesine içme ve kullanma suyu sağlanmaktadır. 35.000 m2 alana sahip tesis 1999 yılında faaliyete geçmiştir.

Güvercinlik İçme Suyu Arıtma Tesisi: Bodrum, Bitez, Konacık, Ortakent, Turgutreis, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü, Gümüşlük ve Yalı yerleşim yerinin içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacını temin eder. Nisan 2012’de devreye alınmıştır. I. Kademede 40.000 m3/gün kapasiteli arıtım yapabilmektedir. Sonra eklenecek II. Kademe ile kapasite 80.000 m3/gün’e çıkabilecek şekilde dizayn edilmiştir. Ham su; Geyik Barajı ile Çamköy yer altı sularından temin edilmektedir.

ATIK SU ARITMA TESİSLERİ

İçmeler, Gümbet, Konacık, Bitez, Ortakent, Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü, Güvercinlik ve Mumcular’da atıksu arıtma tesisleri bulunmaktadır.

BODRUM SU AYAK İZİ

Su ayak izi: Bireyin ya da toplumun tükettiği malların ve hizmetlerin üretimi için kullanılan ya da üreticinin mal ve hizmet üretimi için kullandığı toplam temiz su kaynaklarının miktarı anlamına gelmektedir. Yeşil, mavi ve gri diye üç tür su ayak izi tanımlanmıştır.

Yeşil su ayak izi: Bir malın üretiminde kullanılan toplam yağmur suyudur.

Mavi su ayak izi: Bir malı üretmek için ihtiyaç duyulan yüzey ve yer altı tatlı su kaynaklarının toplam hacmi için kullanılır.

Gri su ayak izi: Kirlenmiş suyu ifade eder, kirliliğe yönelik bir göstergedir.

Bodrum-Milas Havzası;

Kentsel su ayak izi: Mavi su ayak izi 15.773.208 m3/yıl, gri su ayak izi 224.040.484 m3/yıl.

Alt havzalarındaki su ayak izi: Mavi su ayak izi 19.539.278 m3/yıl, gri su ayak izi 354.312.500 m3/yıl.

Hayvancılık su ayak izi: Mavi su ayak izi 260.855 m3/yıl, gri su ayak izi 21.962.533 m3/yıl.

Tarımsal su ayak izi: Yeşil su ayak izi 85.215.567, mavi su ayak izi 12.025.837 m3/yıl, gri su ayak izi 8.495.822 m3/yıl.

BODRUM İÇME VE KULLANMA SUYU TEMİNİ

Kısa ve orta vadede: Milas yakınlarındaki su kaynaklarından temin edilmesi ekonomik bakımından daha uygundur.

Uzun vadede: Dalaman-Akköprü Barajı ve Namnam Çayı’ndan temin edilmesi uygundur.

İleri aşamada: Deniz suyunun arıtılması gerekiyor.

 

BODRUM YARIMADASI’NA SU SAĞLAYACAK KOMŞU HAVZALARDAKİ SU KAYNAKLARININ DURUMU

 

1- İhtiyaç suyunun Bodrum dışından taşınması: a- Suların çeşitli vasıtalarla taşınması (Boru hatları, kapalı mecra kanalları, kemerler vs.), b- Seyhan, Ceyhan ya da Manavgat Nehri gibi kaynaklardan deniz tankerleriyle, gemilerle taşınması, c- Herhangi bir bölgeden karayolu veya demiryolu araçları ile taşınması, d-Denizden balonlarla su taşınması,

2- Deniz suyunun arıtılması,

3- Yakında kaynağı var ise acı suların arıtılması,

4- Atık suların yeniden kullanımı,

Ancak, bu alternatiflerin tamamı ekonomik değildir.

BODRUM YARIMADASININ ÇEVRESİNDE YA DA UZAĞINDA BULUNAN BAŞLICA SU KAYNAKLARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Karaova ve Milas Havzaları: Kullanılmakta.

Ören Havzası:  Yıllık 52,75 milyon m3 su potansiyeli var.

Namnam Havzası: Yıllık 324 milyon m3 su potansiyeli var.

Dalaman Havzası: Yıllık 1442 milyon m3 su potansiyeli var.

 

Bodrum Yarımadası’na, kısa mesafede bulunan su kaynakları: Bodrum Yarımadası’nda çok sayıda dere bulunmaktadır. Bu derelerin drenaj alanlarının küçük olması ve bölgenin jeolojik yapısının su tutmayan kayaçlarla örtülü olması nedeniyle sürekli bir debi akışına sahip değildir.

Bodrum Yarımadası’na, orta mesafede bulunan su kaynakları: Karaova ve Milas Havzaları.

Bodrum Yarımadası’na, uzak mesafede bulunan su kaynakları: Milas Ören, Köyceğiz Namnam Çayı ve Dalaman Havzaları.

Su ihtiyacın  baraj, akarsu ve yer altı suyu gibi tatlı su kaynaklarından karşılanması işi: 1- Jeolojik formasyonların akifer için uygun olmayışı, dolayısıyla yer üstü ve yer altı suyu

rezervlerinin yeterli olmayışı,

2- İklimsel değişimler,

3- Buharlaşma ve kuraklık,

4- Suyun kirlenmesi,

5- Ormansızlaştırma ve erozyon,

6- Aşırı yer altı suyu pompalanması,

7- Tarımsal sulama ve endüstriyel kullanım vb. nedenler göz önüne alındığında bu olanaksız görünmektedir.  Bu durumda tek çare, deniz suyunun arıtılarak, içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması olacaktır.

DENİZ SUYU ARITIMI

Dünyada, Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Libya, Japonya, Katar, İspanya, İtalya, Mısır, Ürdün, İsrail ve İran başta olmak üzere 120 ülke deniz suyu arıtımı yapmaktadır. Türkiye‘de ilk kez Balıkesir Avşa Adası 2010 yılında deniz suyunu arıtma tesisinden içme suyu temin edilmeye başlanılmıştır. Avşa Adası’nda su kaynağına deniz suyu karışması, kış aylarında 3.000’e kadar düşen nüfusun yazın 100.000’e ulaşması üzerine bu yola başvurulmuştur.

Deniz suyunun %77.8 sodyum klorür, %10.9 magnezyum klorür, %4.7 magnezyum sülfat, %3.6 kalsiyum sülfat, %2.5 potasyum sülfat ve %0.5’i karbonattan oluşmaktadır. Deniz suyu arıtımı pahalı bir işlemdir.

SUYUN YÖNETİMİ VE TASARRUFU

1- Anaokulundan başlayarak tasarruf alışkanlığını sağlamak.

2- Suyun kademeli fiyatlandırılması: Havuzlu villa ve golf sahaları çok fazla su tüketiyor. Bunlar farklı fiyatlandırılmalı.

3- Özelleştirme kapsamında olan yerlerde, su kaynağı kullanımdan dolayı ruhsatlandırmada havza kullanım payı alınmalıdır. Su kamu hizmetidir. Özelleştirilemez. Hesap verebilir bir kuruluş tarafından kar’a dayalı olmayan bir ilkeye dayanmalıdır. Fiyatlandırmada su hizmeti almanın 3 yolu vardır.

a- Hane ve işyeri başına tek fiyat,

b- Kullanılan suyun hacmine göre fiyatlandırma,

c- İki kademeli olarak kullanılan suyun hacmine göre fiyatlandırarak, daha az tüketenden az, daha fazla tüketenden daha fazla ücret almak.

4- Suya duyarlı kentsel tasarım,

5- Su tasarufuna elverişli banyo ve tuvalet, musluk malzemeleri kullanmak,

6- Yağmur suyu hasadı yapmak: Binaları yağmur suyu hasadına uygun inşa etmek, yağmur suyunun binaların çatılarından ya da zeminden toplanması, oluk sistemi ile iletiminin sağlanması, yağmur suyu deposunda biriktirilmesi, arıtılarak bina içine iletilmesidir. Bu sular yeşil alanların sulanmasında, tuvaletlerde, araba yıkanması gibi birçok amaç için kullanılabilir.

23 Nisan 2017 tarih ve 30105 sayılı ‘’Yağmur suyu Toplama, Depolama ve Deşarj Sistemleri Hakkındaki Yönetmelik’’ yayımlanmış olup, Çankaya Belediyesi ve Sarıyer Belediyesi bu yönde adım atmışlardır.

7- Suyun kirletici unsurlarını gidermek,

8- İsale hattındaki su kaçaklarını önlemek,

9- Yer üstü barajları yerine, yer altı barajları inşa etmek,

10- Ağaçlandırmaya önem vermek,

11- Ormanların korunması,

12- Su kaynaklarını olumsuz etkileyen madencilik faaliyetlerinde doğayı korumak, kamu yararı, hukuk ve şeffaflık ilkesine uymak,

13- Tarımsal faaliyetlerde, gübre ve tarımsal ilaç kullanımını kontrol altına almak,

14- Suya erişim hakkını sağlamak. 100 m ve 5 dakika normal, 1 km ve 30 dakika erişim su hakkı ihlali anlamına gelmektedir.

Unutmayalım, en büyük su kaynağı, suyun yönetimi ve su tasarrufudur.

Kaynaklar

Atabey, E. 2019. Muğla ili su potansiyeli ve su krizi (https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-ili-su-potansiyeli-ve-su-krizi/).

Atabey, E. 2019. Bodrum ve Çeşme’de su krizi: Bodrum ve Çeşme’ye su temini için deniz suyunun arıtılması kaçınılmaz (https://www.bodrumguncelhaber.com/bodrum-ve-cesmeye-su-temini-icin-deniz-suyunun-aritilmasi-kacinilmaz/).

Atabey, E. 2018. Muğla ili su kaynakları-potansiyeli-kalitesi ve alınacak önlemler (https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-ili-su-kaynaklari-potansiyeli-kalitesi-ve-alinacak-onlemler/).

Atabey, E. 2018. Türkiye su fakiri olma yolunda ilerliyor. Herkese Bilim Teknoloji D. 14.9.2018. S:129.

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı. İstanbul.

Atabey, E. 2013. Muğla Tıbbi Jeolojik Unsurları ve Halk Sağlığı. Muğla Bel. Kültür Yay.13.

Bakış, R. 2010.  Bodrum Yarımadası’nda turizmin su kaynakları üzerindeki etkisi ve içme-kullanma suyu problemi.

GEKA. 2017.Muğla su ayak izi.

https://www.bodrumgundem.com/2017/08/21/bodrumun-su-hikayesimehmet-ulkum-yazdi/

http://www.habermilas.com/haber/50563/bodrumu-bekleyen-tehlike-susuzluk.html

https://www.birgun.net/haber/komur-sahalari-su-kaynaklarina-kadar-ulasti-bodrum-a-komur-madeni-tehdidi-266934

https://www.milasonder.com/haber/metin-ergundan-camkoy-yeralti-sulari-hakkinda-soru-onergesi/47357

Muğla İl Çevre Durum Raporu. 2018. Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü.

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. 2016. Batı Akdeniz Havzası kirlilik önleme eylem planı.

 

 

Categories: SU

Bodrum, çeşme de su krizi, su kıtlığı, deniz suyu arıtması

www. Bodrumguncelhaber.com da yayımlanmıştır.

BODRUM VE ÇEŞME’DE SU KRİZİ:

BODRUM VE ÇEŞME’YE SU TEMİNİ İÇİN DENİZ SUYUNUN ARITILMASI KAÇINILMAZ

DR.EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Bodrum ve Çeşme’de su krizi kapıda. Ege ve Akdeniz sahillerinde, eskiden tatil planlamamızda ‘’gittiğim yerde, kalacağımız otelde su devamlı var mıdır ve kaliteli midir’’ diye hep düşünmüşümdür. Nitekim kaldığımız otellerde günlerce su kesintisinin olduğuna ve tankerlerle su temin edildiğine hep tanık olmuştum. Tatil için deniz kıyısında bir yere 17 yıldan bu yana da gitmedim. Bodrum ve Çeşme gibi tatil yerlerine, özellikle yaz aylarında tatil için gidecek olanların ya da gidenlerin, acaba gittiğim yerde yeterli ve kaliteli su bulabilecek miyim? diye düşünüyorlar mı hep merak etmişimdir. Kurban Bayramı’nda geçtiğimiz yıl olduğu gibi 1.5 milyonu aşkın tatilcinin İzmir Çeşme’ye akın etmesi bekleniyormuş. Bu insanlara yeterli düzeyde ve kalitede su nereden, nasıl temin edilecektir?

İnsanın yaşaması için en temel madde SU’dur. Su olmadan yaşamayız. Şimdi şu soruyu sorabiliriz? Peki, tüm alt yapı yatırımları mevcut nüfusa göre planlanan bu turizm merkezlerinde; ilave 2-3 milyon kişiye nasıl su temin edilecektir? Artık herkes ambalajlı su satın almakta. Bundan da en karlı çıkanlar, şişe ve damacana sularını satan şirketler olmakta. Şişe suyu; ‘’gökten yağan bedava bir sıvıyı alan ve onu benzine verdiğimizden dört kat pahalıya satan bir endüstridir’’. Özelleştirmeleriyle su, damarlarımızda dolaşan kan gibi, giderek artık radikal tekel konumuna gelmekte. Bilinmelidir ki, ‘’Su insan hakkıdır. Su ortak bir mirastır. Suyun da hakları vardır. Su bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebilir’’.

2019 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre 31 Aralık 2018 tarihi itibariyle; Muğla ili Bodrum’un nüfusu 171.850 kişi, Datça’nın nüfusu 22.261 kişi, Fethiye’nin nüfusu 157.745 kişi, Marmaris’in nüfusu 94.247, İzmir ili Çeşme’nin nüfusu 43.489 oldu. Bu yerler Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinin başında gelmekte.  Özellikle Bodrum ve Çeşme’nin nüfusunun yaz aylarında 1.5-2, hatta 3 milyona ulaştığı belirtilmekte.

Su temin edilen kaynakların (baraj ve yer altı suyu) kapasiteleri, su potansiyeli, normal su şebekesinin, normal kanalizasyonun, Bodrum için düşünürsek 171.850 kişi, Çeşme için düşünürsek 43.489 kişiye göre planlandığı bir yerde 3 milyon insanın olması ne demek? Düşünsenize, içme-kullanma suyundan başka, yüzme havuzlu, bahçeli, bahçesi peyzajlı otelleri, villaları. Bunlar yüzme havuzlarını doldurmak isteyecekler; bahçelerini sulamak isteyecekler. Mevcut sistemin hiçbiri yani alt yapısal hiçbir yatırım şu anki mevcut yazlık konut sayısına ve onunla ivmelenen nüfusa yetmemektedir. Zaten özellikle Bodrum ve Çeşme gibi su kaynakları sınırlı olan bölgelerde turistik tesislerin ihtiyaç duydukları suyu tankerlerle taşımak zorunda kaldığı bilinmektedir.

2013 yılında hizmete giren, Bodrum Yarımadası içme suyu projesi ile Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Bodrum Yarımadası’ndaki Bodrum ilçe merkezi ve Konacık, Bitez, Ortakent, Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü ve Yalı Çiftliği yerleşim yerlerine içme, kullanma ve endüstri suyu temin etmektir. Bodrum Yarımadası’ndaki mevcut yer altı suyu, Karaova yer altı suyu, Çamköy yer altı suyu, Mumcular ve Geyik Barajı kaynaklarından su temini, arıtılması ve depolara iletilmesi işidir. 2017 yılı verilerine göre, yer altı su kaynaklarından; Mumcular içme suyu arıtım tesisi 2.731.294 m3, Güvercinlik içme suyu arıtım tesisi 2.858.009 m3 su kullanmıştır.   1986 yılında kurulan Mumcular barajın su seviyesi 2018 Ağustos ayında %6 oranına düşerken, barajdan su alınamaz hale gelmiştir. Bodrum ilçesinin tamamını besleyen Geyik Barajı’ndaki su oranının ise %16 olarak çok kritik seviyelere gerilediği bilinmektedir.

İzmir Çeşme’ye içme suyu sağlayan Kutlu Aktaş Baraj suyunun yeterli olmadığı ve suların geçtiğimiz yıl yaz aylarında sürekli kesildiği, bu barajı yapılmadan önce Çeşme’ye deniz suyu verildiği, şebekelerden, musluklardan tuzlu su aktığı belirtilmekte.

BODRUM VE ÇEŞME’DE DENİZ SUYU ARITILMASI KAÇINILMAZ

Bodrum ve Çeşme’nin mevcut su kaynakları ve potansiyeli, özellikle yaz aylarında artan nüfusun su ihtiyacını karşılamaya yetmemektedir. Bu ihtiyacın tatlı su kaynaklarından (baraj, akarsu ve yer altı suyu) karşılanması; jeolojik formasyonların akifer için uygun olmayışı, dolayısıyla yer üstü ve yer altı suyu rezervlerinin yeterli olmayışı, iklimsel değişimler, kuraklık, suyun kirlenmesi, ormansızlaştırma,  erozyon, buharlaşma, aşırı yer altı suyu pompalanması, tarımsal sulama, endüstriyel kullanım vb. nedenler göz önüne alındığında bu olanaksız görünmekte. Bu durumda tek çare, deniz suyunun arıtılarak, içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması olacaktır.

Zaten İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğünce, Çeşme ve  Foça’da 2025’de devreye girmesi beklenen 2 adet deniz suyu arıtma tesisinin yapımı öngörülüyor.  Ege Bölgesi’nde deniz suyundan tatlı su elde etmek için yatırım yapan otel sayısı 10 yıl önce 60’a ulaşmıştı.

Dünya üzerindeki su potansiyelinin %0,5’i içilebilecek nitelikte, %97’si deniz suyudur. Deniz suyunun %77.8’i sodyum klorür, %10.9’u magnezyum klorür, %4.7’si magnezyum sülfat, %3.1’i kalsiyum sülfat, %2.5’i potasyum sülfat ve %0.5’i karbonattan oluşur. Akdeniz’in tuzluluk oranı binde 37-39, Ege Denizi’nin güneyi binde 38, kuzeyi binde 33, Marmara Denizi’nin binde 22,  Karadeniz’in binde 18’dir.

Deniz suyunun arıtılmasında başlıca iyon değişimi, elektrodiyaliz, ters ozmoz, damıtma, buharlaştırma vd. yöntemler uygulanır. Dünya’da denize kıyısı olan ve su kaynakları kısıtlı olan yerleşimlerde içme suyunun deniz suyundan sağlanması için deniz suyunu arıtma (desalinasyon) tesisleri yapılmaktadır. Bu teknolojide deniz suyu bir su alma yapısı ile denizden arıtma tesisine iletilmekte ve tuzundan arıtıldıktan sonra geriye kalan yoğun tuzlu su tekrar denize verilmektedir. Esasta deniz suyundan tuzun ayrılmasını sağlayan bu tesisler günümüzde özellikle Arap ülkelerinde ve ABD’de olmak üzere 120 ülkede kullanılmaktadır. Dünya’da tuzlu sudan tatlı su elde eden başlıca ülkeler sırasıyla;  Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Libya, Japonya, Katar, İspanya, İtalya, İsrail ve İran’dır.

Bodrum, Datça, Marmaris, Çeşme, Seferihisar, Urla, Foça, Dikili gibi su kıtlığı riski altındaki turizm merkezlerinin içme ve kullanma suyu temini için deniz suyunun arıtılması, giderek kaçınılmaz hale gelmektedir. Türkiye‘de ilk kez Balıkesir Avşa Adası’nda 2010 yılında 23 milyon lira maliyetle kurulan deniz suyunu arıtma tesisinden içme suyu temin ediliyor. Mevcut su kaynağına zamanla deniz suyu karışmaya başlaması, kış aylarında 3 bine kadar düşen belde nüfusunun yaz mevsiminde turist akınıyla 100 bine ulaşması üzerine bu yola başvurulmuş. İleride İstanbul, Kocaeli, Tekirdağ, İzmir, Antalya ve Mersin gibi illerin içme suyu temini için deniz suyu arıtılmasına geçilmesi kaçınılmaz olabilir.

Kaynaklar

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı. İstanbul.

Atabey, E. 2013. Muğla Tıbbi Jeolojik Unsurları ve Halk Sağlığı. Muğla Bel. Kültür Yay.13.

Eren, H. ve Batur, B. 2002. Tuzdan arındırma (desalination) sistemleri ve bir güç

santralinin tuzdan arındırma tesisinin incelenmesi (http://www1.mmo.org.tr/resimler/dosya_ekler/449b9317dad920c_ek.pdf?dergi).

https://www.bodrumguncelhaber.com/mugla-ili-su-potansiyeli-ve-su-krizi/

http://mugladevrim.com.tr/haberler/mugla-haberleri/30-yillik-baraj-kurudu-

http://www.diken.com.tr/bodrumu-bekleyen-tehlike-icme-suyu-saglayan-baraj-kurumak-

http://www.gundemcesme.com/haber/Cesme-ye-deniz-suyu-aritma-tesisi/108441 https://arge7.com/detay2.asp?id=3938

http://ilksesgazetesi.com/haberler/guncel/cesmede-su-tehdidi-55073

https://www.researchgate.net/publication/284163768_Deniz_suyu_aritimi_tesislerinde_su_alma_ve_denize_desarj_yapilari

Muğla İl Çevre Durum Raporu. 2018. T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Muğla Çevre ve

Şehircilik İl Müdürlüğü.

 

Categories: SU

Su arıtma cihazı, ev tipi su arıtma cihazları sağlıklı mı?

Bu makale; Herkese Bilim Teknoloji Dergisi, 26 Ekim 2018 tarih, Sayı: 135, Sayfa: 18’de yayımlanmıştır.

EV TİPİ SU ARITMA CİHAZLARI NE KADAR SAĞLIKLI?

DR. EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

İçme ve kullanma suları her geçen gün giderek kirlenmekte ve temiz su bulmadaki zorluklar nedeniyle bireyler, daha kaliteli suya erişmek için ev tipi su arıtma cihazlarına yönelmektedirler. Bazen suların kalitesinde bozulma olmasa bile basın ve yayın organlarında yapılan değerlendirmeler ve yayınlar sonucunda; bireyler, şişe ya da damacana sularına ya da arıtım cihazı alarak musluk suyunu arıtma yoluna gidebilmektedir. Gerek basın yayın organlarında yapılan değerlendirmeler ve yayınlar, gerekse de bireylerin suyun kalitesinde oluşan koku, renk ve tat gibi değişiklikleri fark etmeleri sonucunda toplumda değişik çözüm arayışları başlar. Suların kalitesinde oluşan bozulmaları ya da yayın organlarındaki yayınları fırsat bilen ticari kuruluşların, kimyasal kirlilik yönünden arıtıcı özelliği bulunmayan ev tipi su arıtıma sistemlerini pazarlamaya çalıştıkları belirtilmektedir.

Ev tipi su arıtım cihazları

Mekanik filtreli, kimyasal sistemler, yumuşatıcı cihazlar, anyon değiştiriciler, ultraviyole ışın kullanarak dezenfekte ediciler, ters ozmos sistemiyle arıtım sağlayanlar, klorlayanlar gibi birçok yöntemlerle arıtım yapan cihazların genel adıdır.  Peki evlerde, lokantalarda, işyerlerinde vd. mekanlarda musluklara takılan ve giderek yaygınlaşan ev tipi su arıtma cihazları ne kadar sağlıklı?

Ticari kuruluşların ev tipi su arıtma cihazlarını pazarlarken yaygın olarak kullandığı yöntemlerden birisi; elektrotların normal çeşme ya da damacana suyuna sokularak çalıştırıldığında (elektroliz işlemi yapıldığında) suyun sarımsı kahverengi bir renk almasıdır. Yüzme havuzu dezenfeksiyonunda da sık olarak karşılaşılan bu durum demir elementi ile klorun reaksiyonu sonucu meydana gelmektedir. Klorür iyonları suda normalde bulunması gereken iyonlardandır. Eğer normal miktarlarda klor ya da klorür içeren suyun içine anot ucunda yüksek miktarda demir içeren elektroliz çubukları koyarak elektroliz işlemi yapılırsa, anot ucunda bulunan demir çözünerek suya geçecek ve su sarımsı kahverengi bir renk alarak suda çökeltiler oluşacaktır. Aslında bu tür satıcıların yaptığı, doğru bilgilendirme yapmayıp, suyu bulanıkmış gibi göstererek kişileri böylece ikna edip, yaptıkları işin bu konuda bilgisi olmayan masum insanları yanıltmak ve kandırmaktan başka bir şey olmadığıdır (hepsinin bu yöntemi kullandığını tabii ki söyleyemeyiz).

Su arıtma cihazı kullanan bireylere sorulduğunda ortak ifadeleri şu oluyordu: ‘’Buraya su arıtma cihazı satıcıları geldi. Musluk suyundan bir bardak su doldurdu; bardağa bir çubuk daldırdı; su bulandı; sapsarı oldu. Bak görüyor musun, içtiğiniz su bulanık ve içilemez halde, denildi ve bizde çaresiz arıtma cihazını almak zorunda kaldık’’. Bu benim de tanık olduğum bir durum. Tüketiciler arıtma cihazlarını 1.200.00 TL’ye (2009 yılı fiyatı), miktarın da yarısını borçlandıklarını belirtiyorlardı.  Kişi musluktan akan suyun berrak olduğunu gördüğü halde; ev tipi arıtma cihazı satıcılarının yapmış olduğu yanıltıcı deneyden sonra, kişinin kafası karışmakta ve sonunda arıtma cihazı almaya karar vermektedir.

Ev tipi arıtma cihazlarının sağlıklı olduğu tartışmalıdır

Sağlığımız için içme suyunun renksiz, kokusuz, berrak ve bazik olması, bulanık olmaması gerekir. Ev tipi arıtma cihazların suda bulunabilen toksik elementlerden arseniği, fazla florürü vb. arıtma özelliği olmadığı bilinmektedir. Suyu asidik hale getirmektedir. Özellikle çocukların gelişimi için suyun içindeki kalsiyum ve magnezyum gibi elementlere gereksinim vardır; ancak ev tipi arıtma cihazları suyun içindeki elementlerin bir kısmını tutmaktadır. İki araştırma örneğinde bunu görebiliriz.

Kastamonu şehir merkezinde bir lokantanın musluk (şebeke) suyunun (9. 9. 2008); pH’ı 7.9, elektrik iletkenliği 432 µS/cm, toplam çözünmüş madde 216 mg/l, tuzluluk (NaCl) 0.201 mg/l. Aynı musluk suyunun arıtma cihazından geçtikten sonraki özelliği;  pH’ı 6.8, elektrik iletkenliği 34 µS/cm,  toplam çözünmüş madde 17 mg/l, tuzluluk (NaCl) 0.015 mg/l ölçülmüştür. Görüldüğü üzere ev tipi arıtma cihazından geçen musluk suyu bazikken, asidik olmuş; içindeki toplam çözünmüş maddeler tutulmuş; 432 olan element zenginliği 34’e inmiş; suyun içindeki elementlerin büyük miktarı arıtmada tutulmuş. Sadece bir faydası olmuş, suyun tuzluluğu düşmüş.

Başka bir örnek; Konya ili Yalıhüyük ilçe merkezi bir evin musluk suyunun (18.7.2009); pH’ı 7.2, elektrik iletkenliği 479 µS/cm, toplam çözünmüş madde 240 mg/l, tuzluluk (NaCl) 0.220 mg/l. Aynı musluk suyunun arıtma cihazından geçtikten sonraki özelliği;  pH’ı 6.2, elektrik iletkenliği 50.2 µS/cm,  toplam çözünmüş madde 17 mg/l, NaCl 0.022 mg/l ölçülmüştür.

Görüldüğü üzere ev tipi arıtma cihazı suyun bazikliğini düşürmekte, yani suyu asidik hale getirmektedir. Suyun içindeki toplam element miktarını yani suyu mineralce zayıf duruma düşürmektedir. Neredeyse saf suya yaklaşmaktadır. Kalsiyum ve magnezyum açısından fakirleşen suyun, özellikle çocuk gelişimini etkilediği, kemik ve diş gelişimini yavaşlattığı, yetişkinlerde ise kalp krizi riskini arttırdığı belirtilmektedir. Ev tipi su arıtma cihazları mikrobiyolojik arıtma yapamamaktadır. Yani suda bakteri varsa bunu önleyememektedir.

Bozulan ev tipi su arıtma cihazları fark edilemiyor

Araştırma sırasında çoğu ev tipi arıtma cihazının arızalı olduğu ve çalışmadığı görülmüştür. Satın alındıktan 1 ya da 2 yıl geçmiş olmasına rağmen, filtrelerinin değiştirilmediği, bakımlarının yapılmadığı, temizlenmediği ve çoğunda küf mantarı ürediği görülmüştür. Şöyle ki; evdeki arıtma cihazından geçerek arıtılan suyla, musluk  (şebeke) suyunun özelliklerinin aynı olduğudur. Bu gösteriyor ki, cihazın kurulduktan bir süre sonra arızalandığı, tüketicinin bunu fark edemediği, arıtma cihazının çalıştığı sanılarak, aslında doğrudan çeşme suyunu kullandığının farkında olmadığı, hem şebeke suyu hem de arıtma suyunun ölçümü sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi arıtım sistemi kullanılırsa kullanılsın; bir arıtım sisteminin suyla ilgili sorunların tamamını çözemeyeceği bilinmelidir. Her bir sistemin diğerlerine göre olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri vardır. Bu sistemlerin hepsi mutlaka bakım, izleme ve temizleme gerektirir. Arıtılacak suyun özelliğini bilmeden arıtım cihazı seçilmemelidir. Eğer uygun temizlik ve bakım yapılmazsa arıtımı sağlayan cihazın filtre, süzgeç, arıtım haznesi, pompa vb. yerlerinde hastalık yapıcı mikroorganizmalar çoğalıp koloni oluşturabilir. Bakım, temizlik, filtre değiştirme vb. işlemler bireyler tarafından en çok unutulan konulardır. Bu nedenle arıtım işi bireylere, eve, ailelere bırakılamaz.

Şebeke suyunun içme suyu standartlarına getirilmesi

Suyun musluktan temiz, sağlıklı ve güvenilir akması yerel yönetimlerin en önemli görevidir. Gerek küçük yerleşim birimleri, köy ve beldeler için, gerek büro, okul hastane ve kamu binaları gibi toplu yaşanılan yerler, gerekse de evlerde arıtım cihazı kullanmak birçok sağlık riskini beraberinde getirir. Yapılacak öncelikli iş yerel yönetimlerin topluma şebeke yoluyla sağlıklı ve temiz suyu ulaştırmasıdır. Bu görev hiçbir şekilde aksatılamaz ya da devredilemez. Ancak bu görevin yerine getirilmediği deprem, doğal afet vb. olağanüstü hallerde yapılması gereken; şişe ve damacana sularını içme suyu olarak kullanmak, klorlu şebeke suyunu temizlik amacıyla kullanmaktır. Bu arada bir an önce şebeke suyunun içme suyu standartlarına getirilmesini sağlamak asıl hedef olmalıdır. Damacana suları kullanılacaksa, damacana pompası kullanılmamalı ya da pompalar sık sık çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir.

Akılda tutulması gerekenler

Arıtım cihazlarının, çok özellikli su gerektiren laboratuvar vb. yerler için uygun olabileceği bilinmeli bu tür yerlerde de arıtım cihazından çıkan suyun kalitesi aylık olarak kontrol edilmelidir. Arıtım cihazı seçerken de suyun hangi parametresinin arıtılmak istendiği bilinerek buna yönelik uygun cihaz seçilmelidir.

Kaynaklar

Atabey, E. 2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat 2018.

ISBN: 978-605-9331-87-6 İstanbul.

THSK. 2014. Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı 2013-2023. Fiziksel Çevrenin Geliştirilmesi. T. C. Sağlık Bakanlığı, THS Yayın No: 976. Ankara-http://www.thsk.gov.tr/dokumanlar.html.

GATA. 2008. İçme ve kullanma sularının kullanımında dikkat edilecek hususlar. TAF Prevt. Med. Bul. 7, 3.

 

 

Categories: SU

Türkiye su fakiri, su kıtlığı

 

Suyun hikayesi kitabı

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi 14 Eylül 2018 Sayı: 129’da yayımlanmıştır.

*TÜRKİYE SU FAKİRİ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR

DR. EŞREF ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı

Yaşam, su ile başlamıştır ve susuz yaşam olanaksızdır. İnsan susuz kaldığında ölüm birkaç gün içinde kaçınılmazdır. Çevresel, politik ya da dini fikirlerimiz ne olursa olsun, ırkımız, cinsiyetimiz ya da mali sınıfımız ne olursa olsun bir hafta su olmadan yaşayan herkes kanlı gözyaşları döker.

Günlük 1,5-2 litre suya ihtiyacımız vardır. Kişi başına su tüketim miktarı sosyal, ekonomik ve sağlık düzeyinin ölçütüdür. İnsan mecbur kaldığında 5 litre suyla bile günlük işlerini yürütebilir. Ancak, temel gereksinimlerini karşılamak isteğinde günlük su tüketimi en az 20 litre olmalıdır. Dünyada yaşamını sürdüren 1.8 milyar kişi, ne yazık ki kanalizasyon suları yoluyla ve insan dışkısı ile kirlenmiş su kaynakları kullanmaktadır. Kirlenen içme suyu ile bulaşan hastalıklar sonucu her yıl 500.000 insan hayatını kaybetmektedir.

Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık 643 mm/m2 olup, yılda ortalama 501 milyar m3 suya karşılık gelir. Bu suyun 274 milyar m3’ü toprak, deniz, göl, akarsu yüzeyleri ve bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri dönmekte, 69 milyar m3’lük kısmı yer altı suyunu beslemekte, 158 milyar m3’lük kısmı ise akışa geçerek çeşitli büyüklükleri akarsular vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır.

Dünya üzerinde eşit dağıtıldığında yılda kişi başına 5000-6000 m3 su düşer. Su kıtlığı eşiğini tanımlamak için “Falkenmark su stres indisi” adını verdikleri bir gösterge geliştirilmiştir. Bu göstergeye göre, bir ülkede kişi başına yıllık su arzı 1700 m3 altında ise o ülkede su kıtlığı var demektir. Türkiye’nin yıllık kullanılabilir 127 milyar m3 su potansiyeline göre, kişi başına düşen yıllık su miktarı 1799,2 m3’dür. Bu değere göre Türkiye su stresi çeken ülkelerin hemen üst sınırında bir su kaynağına sahiptir. TUİK, nüfusun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörmekte; bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 m³/yıl olması beklenmektedir. Artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle Türkiye, “su fakiri” olma yolunda ilerlemektedir.

Tatlı suyun çoğunluğu insanlar tarafından kirletilmiş durumdadır. Ülkemizde çoğu su kaynakları arsenik, florür, klorür, sülfat, nitrit ve radon gibi element ve bileşiklerle doğal yolla, çok dahası her türlü maden pasa ve atıkları, siyanür bileşikleri, mıcır-taşocağı ve mermer ocakları, çöp atıkları, düzenli depolama alanları, zirai ilaçlama ve gübreleme,  jeotermal suların alıcı dere ve nehirlere-tarım alanlarına boşaltılması, kömür santralleri kül atıkları, lağım, kimyasal atıklar, deterjanlar gibi insan aktiviteleri sonucu kirlenmektedir. Kirlenmede yer altı suyu pompalaması, çölleşme ve barajların büyük rolü bulunmaktadır. Türkiye’de 1954-2002 yılları arasında 276 adet, 2002-2017 yılları arasında 451 adet baraj tamamlanmış; planlama, proje ve inşaat aşamasında bulunan 727 adet baraj 2018-2023 yılları arasında tamamlanacak olup, bu sayı 2023 yılında 1454’e yükselecektir.

 Suya erişebilir olmak insan hakkı mıdır, yoksa sadece bir ihtiyaç mıdır?  Su, hava gibi kamusal mal mıdır, yoksa ticari bir mal mıdır? Çeşmeyi açma ya da kapatma hakkı ya da gücü kime aittir; halka mı, hükümetlere mi, yoksa piyasanın görünmez eline mi?  Su hakkı, hukuki metin ve yorumlarda, öncelikle “temel bir insan hakkı” olan “yaşam hakkı” kapsamında ele alınmaktadır.  Mevcudiyet, kalite ve erişebilirlik diye tanımlayabileceğimiz su hakkının üç unsuru vardır. Suya erişilebilirlik; fiziksel, ekonomik, ayrımcılık yapmama ve bilgiye erişebilme olarak sayılmıştır. Su, insanlar ve Gezegen için sonsuza kadar korunması gerekir, suyun güvende olduğu bir gelecek için su hakkı konusunda 4 prensip önerilir: Su insan hakkıdır, su ortak bir mirastır, suyun da hakları vardır, su bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebilir. Aslına bakılırsa Dünyada su sorunu yoktur; temiz su sorunu vardır.

Küresel su politikalarının yerelde uygulamaya geçirilmesini kolaylaştırmanın en etkin yöntemi; kıtlık, kuraklık ve küresel ısınmaya bağlı iklim değişimi gibi su krizi söylemlerinde bulunmaktır. Oysaki su kirliliğini ve su kıtlığını yaratan, küresel üretim biçimidir. Hızlı şehirleşmeye, sanayileşmeye ve nüfus artışına planlı çözümler bulunamadığı sürece içme, kullanma, sanayi suyu, tarımsal sulama için var olan tatlı su kaynaklarından başka bir kaynağa ihtiyaç vardır. Bu alternatif kaynaklar, atık suların tekrar kullanımı, deniz suyu gibi kaynaklar olabilir.

Türkiye’de toplumun su konusunda bilinçlenmesinin zayıf olması, ulusal bir su politikasının oluşturulamaması, yasalardaki uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yaratılan su krizinden yararlanılarak sular özelleştirilmektedir. Ülkemizde, kentleşmiş bölgelerde paketlenmiş su tüketimi hızla artmaktadır. 1.1.2016 tarihi itibariyle Sağlık Bakanlığı ruhsatına sahip 231 adet doğal kaynak suyu, 79 adet doğal mineralli su ve 26 adet içme suyu ruhsatlı ambalajlı su tesisi bulunur.

Mevcut içme suyu kaynaklarından akılcı ve bilimsel yöntemlerle, koruma alanlarını belirlenerek, kirletmeden, uygun verimlilikte ve aşırı işletmeye gitmeden yararlanılmalıdır. Yağmur suyu hasadı yapmak için binaları buna uygun inşa etmeli, hasat ettiğimiz suyu bahçe sulaması, zirai sulama, araba yıkama, tuvalet suyu, temizlik vd. amaçlarla kullanmalı,  içme suyunu aynı anda bu amaçlar için kullanmamalı ve suyu korumalıyız.

*Eşref Atabey. 2018. Suyun Hikayesi. 614s. Asi Kitap. Istanbul. Kitabından hazırlanmıştır.

 

 

 

Su, suyun hikayesi, 22 mart dünya su günü, suyun önemi, su kıtlığı, su tasarrufu

22 MART DÜNYA SU GÜNÜ

 ‘’SUYUN HİKAYESİ’’ KİTABI YAZARI DR. EŞREF ATABEY İLE 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ DOLAYISIYLA YAPILAN RÖPORTAJ

Röportajı yapan, SAFETY MANAGEMENT TÜRKİYE DERGİSİ: Mehtap Akbaş Çiftçi

Bu röportaj; SAFETY MANAGEMENT TÜRKİYE DERGİSİ, Mart 2020 Sayısı, Sayfa: 36-40’da ve Bodrum Güncel Haber’ de yayımlanmıştır. 

Mehtap Akbaş Çiftçi: Yaşamın borçlu olduğu suyu sizce yeterince tanıyor muyuz?

Dr. Eşref Atabey (Jeoloji Yüksek Mühendisi/Tıbbi Jeoloji Uzmanı): Su hakkında şunu biliyoruz ki, suyun tüm canlılar için yaşam kaynağı olduğu, olmaya da devam edeceği, su olmadan asla yaşam olmayacağı gerçeğidir. Evrende şimdiye kadar bilinebilen bütün yaşamsal formlar su sayesinde varlık kazandılar. Tüm canlılar gibi insan da suya her anlamda muhtaçtır. Su, biz insanın var oluşundan beri kullandığımız bir kaynaktır. İlk yerleşik topluluklar su kaynaklarına yakın yerlerde var oldu ve suyun kullanımı bu toplulukları varlık ve yokluk boyutunda etkiledi. Steven Mithen’in belirttiği gibi; ‘’Neolitik devirlerden bu yana dünya dindirilemeyen bir susuzluk içinde olmuştur. Bu ihtiyacın karşılanması, antik dünyada sosyal, ekonomik ve siyasal değişimin kilit itici güçlerinden biri olarak antik uygarlıkların hem yükselişinde hem çöküşünde temel bir rol oynamıştır. Bu dindirilemez susuzluk bugün de, belki hiç olmadığı kadar çaresizlik içinde devam etmektedir’’. İnsan vücudunun çocukluk yaşlarda %68-70’ini; ileri yaşlarda %60’ını su oluşturur. Sağlıklı beslenen sağlıklı bir kişi günde en az 1,5 litre su içmelidir. Vücut ağırlığının %15-20 kadar su kaybı olursa sonucu ölümcüldür. Her gün besinlerle ve doğrudan ortalama 2,5 litre suyun vücudumuza almak zorunda olduğumuz hatırlanırsa, içme sularının kalitesinin sağlığımız açısından taşıdığı değer ortaya çıkar. Su, kan gibi herhangi bir muadili olmayan yokluğunda ölüme götüren bir ürün konumundadır. Üzerinde tekel kuranlar herkesi diz çöktürür. Verdiğinde yaşatır, vermediğinde öldürür.

Mehtap Akbaş Çiftçi: ‘’Suyun Hikayesi’’ kitabınızda suyu yaşayan bir organizma olarak betimliyorsunuz. Doğuyor, hastalanıyor, ihtiyarlıyor ve ölüyor. Bunu biraz açar mısınız?

Dr. Eşref Atabey: Aslında bundan kastım, suyun bir canlı olduğunu vücut bulduğunu, yeryüzünde yaşadığını ve sonra da canlılığını kaybettiğidir. Bunu bir bakıma su çevrimiyle de açıklayabiliriz. Su, okyanuslardan su buharı olarak atmosfere yükselir ve bulutları oluşturur. Karalara kar, yağmur olarak düşer ve böylece doğar. Düşen yağmurun büyük kısmı yüzeysel akışla okyanuslara geri döner ve böylece su çevrimi tamamlanır. Su; okyanuslar, buzullar, denizler, akarsular, göller, barajlar, yer altı suları şeklinde yeryüzünde yaşamını sürdürür. Tüm canlılara hayat verir. Yaşar ve yaşatır. Su depolandığı yerde yani yaşadığı yerde bir süre kalır. Örneğin Antarktika’da 20.000 yıl, okyanuslarda 3200 yıl, buzullarda 20 ile 100 yıl, mevsimlik kar olarak 2 ile 6 ay, toprak nemi olarak 1-2 ay, sığ yer altı suyu olarak 100 ile 200 yıl, derindeki yer altı suyu olarak 10.000 yıl, göllerde          50 ile 100 yıl, nehirlerde 2 ile 6 ay, atmosferde 9 gün kalabilir/yaşayabilir. Suyun yaşamı, bu döngü içinde ve insan kaynaklı kirlenmelerle tehlikeye girer. Örneğin suya hayat veren oksijendir. Suyun içindeki oksijen azalırsa ya da yok olursa su hastalanır ve ölür.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Evrendeki tüm su kaynaklarını düşündüğünüzde sizce şu an hangi evredeyiz?

Dr. Eşref Atabey: Yeryüzünün alanı 510 milyon km2 olup, toplam su miktarı 1,4 milyar km3’tür; bu suyun yaklaşık olarak %97’sini deniz ve okyanuslardaki tuzlu sular; geriye kalan %3’lük kısım ise tatlı sulardır. Tatlı suların %68,3’ünü buz dağları ve buzullar, %31,4’ünü yer altı suyu, %0,4’ünü yüzey suyu oluşturur.  Tatlı yüzey suyu bataklık ve göl suları olup, bataklıklar %11, göller %87’sidir. Tatlı suyun sadece %0,4’ü yeryüzünde ve atmosfer içindedir. Bu suyun da %67,4’ü göllerde, %12,2’si toprak nemi olarak, %9,5’i atmosferde, %8,5’i sulak alanlarda, %1,6’sı nehirlerde, %0,8’i bitki ve hayvan bünyesinde bulunur. Atmosferde bulunan su miktarı yaklaşık olarak 13.000 km3’tür. Yüzey tatlı sularının en çok bulunduğu yerler 90.000 km3 ile göllerdir. Bu miktar nehirlerin 40 katı, sulak alanların ise 7 katıdır. Dünyadaki içme sularının %25-40’ı yer altı sularından sağlar

Mehtap Akbaş Çiftçi: İnsanların suyu bitmek tükenmek bilmez bir varlık olarak görmeleri sizce neye dayanıyor? Bu bir algı sorunu mu? Farkındalık anlamında neler yapılabilir?

Dr. Eşref Atabey: Suyu, insanlar yağan kar ve yağmurların oluşturduğu kaynaklardan bedavaya temin edilen ve hiç tükenmeyecek bir meta olarak görüyor. Suyun da hakkı olduğunu bilmiyoruz.  Su, sadece insanlar için değil, hem bitkilerin hem de hayvanların sağlık ve verimlilikleri açısından da yaşamsal değerdedir. Su kaynakları ekonomik bir şekilde kullanılmalı, mevcut su kaynakları kirletilmemelidir. Suyun bir insan hakkı ve ortak miras olduğunu, suyun da haklarının olduğunu, suyun bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebileceğinin farkında olmamız gerekiyor.

Su bir insan hakkıdır: İnsanların ya da toplulukların içme suyuna ve sağlığa erişimini yadsımanın insan haklarının ihlali olduğunu söyler. Bugün dünyada, zengin insanlar ve şirketler istedikleri bütün suya erişim olanağına sahipken, milyonlarca insanın bu olanağı yoktur. Çünkü onlar suyun parasını ödeyemezler ya da suya ulaşamazlar.

Su ortak bir mirastır: Suyun insanlığın gelecek kuşaklara da ait olan ortak bir miras olduğunu söyler. Çünkü su, yaşam ve ekosistem sağlığı için gerekli olup, onun yerini alabilecek başka hiçbir şey yoktur. Su kamusal bir emanet sayılmalı ve kanunlarda ve pratikte bu şekilde korunmalıdır. Suyu satmak için elinde tutanlar var, bir de suya ihtiyaç duyduklarında satın alanlar var!

Suyun da hakları vardır: Suyun insanlar için kullanışlı olmasının dışında onun da hakları olduğunu ve suyun bize olduğu kadar gezegene ve diğer türlere de ait olduğunu kabul eder.

Su bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebilir: Mevcut politik ve ekonomik rekabet, sınırsız büyüme, toprağın yağmalanması ve kar için su çerçevesine itiraz edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek potansiyel çatışma tehlikesini kabul eder.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Türkiye’deki ve dünyadaki su kaynaklarının genel durumunu değerlendirebilir misiniz?

Dr. Eşref Atabey: Yeryüzünün %71’i sularla kaplı olmasına karşın bu suların ancak %3’ü kullanılabilir tatlı sudur. Üstelik bu tatlı suyun %75’i donmuş halde kutuplarda ve kutuplara yakın bölgelerde bulunmaktadır. İnsanların kullanmak amacıyla ulaşabileceği tatlı sular dünyadaki su miktarının ancak %1’idir. Bu gerçek göz önüne alınırsa neden tatlı su kaynaklarının korunması gerektiği, mevcut suların dikkatli ve kontrollü kullanılmasının gerekliliği daha iyi anlaşılabilir. Dünyada yaşamını sürdüren 1.8 milyar kişi, ne yazık ki kanalizasyon suları yoluyla ve insan dışkısı ile kirlenmiş su kaynakları kullanmaktadır. Kirlenen içme suyu ile bulaşan hastalıklar sonucu her yıl 500.000 insan hayatını kaybetmektedir.

Dünya’da su kullanan nüfus 1900 yılında 1.6 milyar iken, 2019 da 7,5 milyar olmuştur. Birleşmiş Milletler’in yaptığı araştırmalarda, dünya üzerinde yaşayan 2 milyar insan, ileri derecede su sorunuyla karşı karşıyadır.  Dünya nüfusunun 1/4’ü yani %25’i sağlıklı içme suyuna ulaşamamaktadır.  2025 yılında dünya nüfusunun 8.3 milyar olacağı ve yaklaşık 2.3 milyar insanın ciddi düzeyde içme suyu sorunu yaşayacağı tahmin edilmektedir.  İçme suyu tüketiminde, 20. yüzyılda 7 kat, son 20 yılda da 2 kat artış kaydedilmiştir.  Görüldüğü üzere su kaynakları üzerindeki nüfus baskısı önemli bir sorundur.  Söz konusu nüfus baskısının diğer bir boyutunu kentsel alanlardaki suya erişim sorunları oluşturur. Tatlı suyun çoğunluğu insanlar tarafından kirletilmiş durumdadır.

Türkiye’de, nüfus artışı, hızlı kentleşme ve sanayileşme faaliyetleri sonucunda suya artan talep ile birlikte, su kaynaklarının etkin olarak kullanımı ve korunması büyük önem kazanmıştır. Türkiye, su kaynakları açısından ve kişi başına düşen miktara göre, su fakiri bir ülke olarak görülmesinin yanı sıra, mevcut su kaynaklarının ülke geneline dağılımı da eşit değildir.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Göstergeler hızla su fakiri olma yolunda ilerlediğimizi gösteriyor. Acil eylem planımız var mı? Ülke olarak neler yapabiliriz?

Dr. Eşref Atabey: Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık 643 mm/m2 olup, yılda ortalama 501 milyar m3 suya karşılık gelir. Bu suyun 274 milyar m3’ü toprak, deniz, göl, akarsu yüzeyleri ve bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri dönmekte, 69 milyar m3’lük kısmı yer altı suyunu beslemekte, 158 milyar m3’lük kısmı ise akışa geçerek çeşitli büyüklükleri akarsular vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır. Dünya üzerinde eşit dağıtıldığında yılda kişi başına 5000-6000 m3 su düşer. Su kıtlığı eşiğini tanımlamak için “Falkenmark su stres indisi” adını verdikleri bir gösterge geliştirilmiştir. Bu göstergeye göre, bir ülkede kişi başına yıllık su arzı 1700 m3 altında ise o ülkede su kıtlığı var demektir. Türkiye’nin yıllık kullanılabilir 127 milyar m3 su potansiyeline göre, kişi başına düşen yıllık su miktarı 1799,2 m3’dür. Bu değere göre Türkiye su stresi çeken ülkelerin hemen üst sınırında bir su kaynağına sahiptir. TUİK, nüfusun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörmekte; bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 m³/yıl olması beklenmektedir. Artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle Türkiye, “su fakiri” olma yolunda ilerlemektedir. Acil olarak su farkındalığı yaratarak, suyun korunması ve tasarrufu yönünde önlemler almalıyız.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Suyun kirlenmesine sebep olan insan aktiviteleri neler?

Dr. Eşref Atabey:  İhtiyacımız olan suyun büyük bir bölümünü yüzey sularından yani baraj ve göllerden bir kısmını da yer altından sağlamaktayız. Göller ve barajlar, canlı hayatı için gerekli olan önemli tatlı su kaynakları arasında yer almaktadır. Türkiye’de, göl ve baraj suları; sanayi ve zirai amaçlı kullanım ve içme ve kullanma suyunun sağlanması için önemli su kaynaklarıdır. Bundan dolayı göl ve baraj sularının kirlenmesine engel olmak büyük önem taşımaktadır. Türkiye’deki akarsular kadar göller de hızla kirlenmektedir. Sanayi tesislerinin atıksuları ve atıkları ile zirai amaçlı kullanılan gübreler ve zirai mücadele ilaçları, ötrofik karakterdeki göllerin azot-fosfor dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanı sıra, özellikle baraj gölleri yağışlar ile taşınan sedimentle dolmaktadır. Türkiye’nin su kaynaklarının kalitesinin bozulmasının başlıca nedenleri arasında; doğal kaynakların aşırı kullanımı, sanayileşme faaliyetlerinin ve kentleşmenin denetimsiz ve düzensiz oluşu, evsel, sanayi ve tarımsal kaynaklı faaliyetler yer almaktadır. Kaynaklar kirlendikten sonra alınacak önlemler daha zor ve pahalı olmaktadır.Tatlı suyun çoğunluğu insanlar tarafından kirletilmiş durumdadır. Ülkemizde çoğu su kaynakları arsenik, florür, klorür, sülfat, nitrit ve radon gibi element ve bileşiklerle doğal yolla, çok dahası her türlü maden pasa ve atıkları, siyanür bileşikleri, mıcır-taşocağı ve mermer ocakları, çöp atıkları, düzenli depolama alanları, zirai ilaçlama ve gübreleme,  jeotermal suların alıcı dere ve nehirlere-tarım alanlarına boşaltılması, kömür santralleri kül atıkları, lağım, kimyasal atıklar, deterjanlar gibi insan aktiviteleri sonucu kirlenmektedir. Kirlenmede yer altı suyun pompalaması, çölleşme ve barajların büyük rolü bulunmaktadır. Kirlenen suyu temizlemek kirlenmesini engellemekten daha pahalıya geliyor. Çünkü kobalt, kurşun, arsenik, cıva, krom vb ağır metallerle kirlenen sular basit arıtma ile temizlenemiyor. İleri derecede biyolojik ve kimyasal arıtma gerekiyor.

Su pompalaması ve kullanımı: 1.4 milyar kişi taze yer altı suyu ve yer üstü suyunu fazlasıyla kullandığı nehir havzalarında yaşar. Nehir ve yer altı sularının gereğinden fazla pompalanması/çekilmesiyle 100’den fazla ülkede çölleşme hızla artar.  Çad Gölü’nün %90’ı artık yok. Batı Afrikada 30 milyon insan tehlikede.  Brezilya’da toprakların 600.000 km2’si çöl. Meksika’da her yıl 250.000 km2 toprak çöle dahil oldu.  Aral Gölü, pamuk sulama faaliyeti sonucu kurumasıyla, çevredeki nüfus göç etti. İran’daki Urmiye Gölü’nün %60’ı kurudu.  Çin’in batısında 24.000 köy çölün genişlemesiyle göç etti.  ABD’nin tahıl ambarı sayılan Ogallala Akiferi kurudu. İtalya Milan Bölgesi’ndeki yer altı suları %80 azaldı. Türkiye’de Akşehir Gölü, Akgöl, Avlan Gölü kurudu.

Çölleşme: .Ormanların azalması toprak aşınmasının ana nedenidir. Ağaç kökleri suyu tutar ve bu şekilde bölgedeki su havzaları korunur. Ağaçlar olmazsa su da olmaz. Suyu tutan ormanlar kesildiği taktirde suyun depolanabileceği bir yer kalmaz. Yağmur yağmaya devam ettikçe de yüzeydeki fazlalıkları süpürür. Şehirlerde geçirgen toprakların yerini betonlar aldı. Çatılar, otoparklar, konutlar. Yağmur yağdığında su toprağa düşmezse, onun yerine sokağa ve kaldırımlara düşerse toprak nemlenemez ve ağaçlar yetişemez

Barajlar: Barajlar ve HES’ler çözümün değil, sorunun parçasıdır. Barajların taşkın önleme, enerji üretimi, tarımsal sulama, içme ve kullanma suyu temini dışında 20 zararlı yönü vardır. Verimli topraklar kamulaştırılarak, yerleşim terk edilir, göç başlar. Tüm tarihi kalıntılar baraj suları altında kalır. Biyolojik oksijen ihtiyacı yeterince olmazsa su kokuşmaya başlar. Ötrifikasyona yol açar, alg patlamaları olur. Barajların set gerisi kısa sürede sedimentle dolar. Metan gazı oluşmaya başlar. Olası depremde vadideki yerleşimler su altında kalabilir. Fazla yağışlarda baraj yıkılmaları olabilir. Suyun toprağa yayılışı ve süzülüşü engellenir. Birçok sulak alan, örneğin göller kurur. Barajlarda suyun buharlaşması yedi kat fazla olur. Barajdaki su kütleleri yazın ısıyı soğurup, kışın ısıyı salarak, yörenin iklimini değiştirir, nemini arttırır, ekolojik dengeyi bozar. Tarımsal sulamada tuzlanma olur. Toprağın (arazilerin) nemlilik oranı düşer. Kuyuları besleyen suyun miktarı düşer. Balıkların üreme yolu, geçişleri engellenir. Birçok balık ve sucul canlı türü yok olur. Suyun kalitesi düşer. Taşınan besin maddeleri barajlarda tutulduğundan delta ve deniz canlılarına besin maddeleri ulaşamaz. Taşkın alanlarındaki kuşlar kaybolur, ıslak alan, orman, tarım arazisi kayıp verir. Türkiye’de 1954-2002 yılları arasında 276 adet, 2002-2017 yılları arasında 451 adet baraj tamamlanmış; planlama, proje ve inşaat aşamasında bulunan 727 adet baraj 2018-2023 yılları arasında tamamlanacak olup, bu sayı 2023 yılında 1454’e yükselecektir.

Mehtap Akbaş Çiftçi: İklim değişikliğinin suya olan etkileri nelerdir?

Dr. Eşref Atabey: İklim değişiklikleri, atmosferdeki sera gazlarının, aynı seraların üstlerinin camla örtülme nedeninde olduğu gibi, cam gibi etki göstererek atmosferdeki ısının atmosfer dışına çıkamaması sonucu oluşan değişikliklerdir. Kışın havaların fazla sıcak ve nemli olması, yazın yüksek sıcakların gecikmesi, yağışların azalması veya ani ve yoğun yağışların olması gibi sonuçlara neden olabilir. Sonuçta kutuplardaki buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, tatlı su kaynaklarının azalması, tarımsal ve hayvansal gıda üretimi koşullarındaki azalma yönündeki değişikliklerin insan ve diğer canlıların yaşamını olumsuz yönde etkileyeceği, hatta etkilediği bir gerçektir.

Bugünün dünyası kirlilik, iklim değişikliği, çölleşme ve biyoçeşitliliğin azalması gibi derin ekolojik sorunları gözle görür hale gelmiştir. İklim değişikliği, çağın en büyük çevresel, sosyal ve ekonomik tehditlerinden biridir. IPCC raporunda açık bir ifadeyle, iklimin ısındığı belirtilir. IPCC Raporu ilk parçası, iklim değişikliğinin gerçek olduğu ve bunun %95 gibi yüksek bir oranla insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gözler önüne serilir. Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini derinden yaşayacak ülkelerden biri olarak gözükmektedir. UNDP raporuna göre iklim değişikliği sebebiyle çok büyük kitlesel nüfus hareketleri gerçekleşecek. 2050 yılında deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, sel ve taşkınlar gibi sebeplerden 200 milyon insan yaşadıkları yerleri terk ederek göç etmek zorunda kalacak.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Su savaşları çok dillendirilen bir söylem. Siz neler söylersiniz?

Dr. Eşref Atabey: Küresel su ihtiyacı, 2050 yılına kadar artması beklenmekte olup, bu da endüstriyel ve yerel sektörlerin artan talebine bağlı olarak mevcut su kullanım seviyesini %20 ile %30’un üzerinde bir artışa neden olacağı düşünülmektedir. 2 milyarı aşkın kişi, su stresi olan ülkelerde yaşamaktadır. Son tahminlere göre 31 ülkenin %25 ile %70 arasında su stresi yaşadığını belirtilmektedir. Ayrıca, %70’in üstünde su stresi yaşanan 22 ülke bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, yaklaşık 4 milyar kişi yılın en az bir ayında şiddetli su kıtlığı yaşamaktadır. Su talebi arttıkça ve iklim değişikliğinin etkilerinin şiddetlenmesi ile stres seviyeleri artmaya devam edeceği belirtilmiştir. Buna bağlı olarak ülkeler arasında su çatışmaları kaçınılmaz olarak duruyor. Gelecekte su sıkıntılarından korkan birçok ülke, henüz var olan su kaynaklarını ele geçirmek için saldırgan politikalara başvurmaktadır. Gelecek yüzyılın ortasında sadece 30 ülke su alanında kendi kendine yeterli olacaktır.

Türkiye, Suriye, Irak arasında kalan Fırat ve Dicle havzaları, %50 si tarımla geçinen verimli hilal halkı için çatışma konusudur. 9 ülkeyi geçen Nil Nehri havzası, Mısır, Etiyopya, Sudan arasında, sulama, beslenme, hidroelektrik santral vs. çatışma konusudur.  Libya ‘’Nubia Kumtaşları’’ fosil yer altı suyunu Bingazi’ye taşıma projesi. Çad, Sudan, Nijer ve Mısır kaygıyla izliyor. Macaristan ile Slovakya arasında, Slovakların yapmak istediği bir baraj yüzünden 10 yıl anlaşmazlık yaşadılar. İsrail, Arap çatışmasında su en büyük rolü oynamıştır. 1967’de 6 gün savaşları sonunda İsrail Ürdün’ü işgal etti.  Suriye ve Ürdün, İsrail’i Yermük ve Ürdün ırmaklarını almakla suçladı. Gazze şeridinde kuyulardan aşırı su çekimi, deniz suyunun kuyulara sızmasına neden oldu. Batı Şeria’da Filistinlilere kuyu açmak yasak. ABD ile Meksika arasında Rio Grande Nehri anlaşmazlığı. Hindistan ve Pakistan’ın İndüs Nehri suyunu kullanması uzun süre savaşın eşiğine getirmiştir. Çin Mekong Nehri üzerindeki baraj yüzünden Laos, Kamboçya, Tayland, Vietnam etkilenmiştir.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Doğal Afetlerdeki su yönetimi nasıl olmalı?

Dr. Eşref Atabey: Afetlerdeki en büyük etkilerden birisi doğal yapının bozulması ile birlikte su kaynaklarının ve şebeke sistemlerinin bozulmasıdır. Yerel yönetimler açısından mevcut yıkımın etkilerini ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir anda, insanların gereksinimlerinin karşılanması çok önemlidir. Bu da ancak sağlam su şebeke ve kanalizasyon sistemleri ile olanaklıdır Afetlerde su yönetimi; afet öncesinde ve sonrasında olmaktadır. Afet öncesindeki su yönetimi, hazırlık evresinde yapılması gereken işlemlerdir. Bu amaçla su kaynaklarının saptanması, alternatif su kaynaklarının belirlenmesi, şehirlerin afet planlarına uygun planlanması, şebeke sistemlerinin afetlere göre planlanması ve sağlam yapılması ana koşuldur. Bununla birlikte senaryolarla yaşanacak afetlerde karşılaşılabilecek sorunların tahmin edilmesi ve bunlara uygun çözüm yollarının belirlenmesi gerekir. Afet sırasında afetzedelere, geçici yerleşime geçinceye kadar kaliteli içme suyu sağlanmalıdır. Bu kapsamda, ılıman mevsimlerde kişi başına günde 3 litre, sıcak mevsimlerde ise kişi başına günde 6 litre güvenli içme suyu verilmelidir. Olabildiğince kısa bir zamanda bu miktarın üzerine çıkılması gerekir. Geçici yerleşimle birlikte ve fazla zaman geçirmeden kişi başına günde 15 ile 40 litre arasında içme ve kullanma suyu temin edilmelidir.

Mehtap Akbaş Çiftçi: Suyun korunmasına yönelik bireysel ve kurumsal olarak alınabilecek önlemler nelerdir?

Dr. Eşref Atabey: Türkiye için su, refah düzeyini artırıcı bir kaynak olarak görülmekte ve kamu kuruluşları öteden beri su kaynaklarının yönetiminde kilit bir rol oynar. Türkiye’nin su politikası, daha çok enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, gıda güvenliğini sağlamak, tarımsal üretimi artırmak, kentsel, endüstriyel ve kırsal su talebini karşılamak, ekonomik ve sosyal gelişmede bölgeler arası farklılıkları gidermek gibi başlıklar altında şekillenmiştir. Suyun korunması konusundaki gerekli önlemleri şöyle sıralayabiliriz. Su ihtiyacı yönetimi, su şebekesinde kaçak azaltma,  verimli su kullanan araç ve gereçler, suyun ücretlendirmesi ve vergiler, sürdürülebilir planlama, yağmur suyu hasadı, suyun yeniden kullanımı, suya duyarlı kentsel tasarım ve eğitim.

https://dogahse.com/wp-content/uploads/2020/03/03.-SM-T%C3%BCrkiye-Mart-2020-Say%C4%B1s%C4%B1.pdf

https://www.bodrumguncelhaber.com/dr-esref-atabey-yazisi-22-mart-dunya-su-gunu/